Çocuk Karne ve Yaz Tatili Üzerine

Karne konusu üzerinde biraz durmak istiyorum. Bana göre bir öğrencinin karnesi aynı zamanda anne babanın da karnesidir. Zira okul ailede başlar. Bir çocuk okula başlama yaşına gelince aileden aldığı terbiye ve eğitime göre üç temel kişilik kazanmış olur: Ya bağımlı ya bağımsız, ya güvenli ya güvensiz, ya sorumlu ya da sorumsuz bir kişilik almış olarak okula başlar. Okul çocuğa yeni bir kişilik kazandıramaz. Ders çalışma, ödevlerini yapma, sınavlara hazırlanma, iyi notlar alarak iyi bir karne getirme sorumlu kişiliğinin gereğidir. Aynı zekâ seviyesinde iki öğrenciden biri iyi karne getiriyor, diğeri zayıflarla dolu bir karne getiriyorsa; sebebini aile eğitiminde aramak gerekir. İyi karne getiren çocuk kesinlikle ailede iyi eğitim almış, özgüven ve sorumluluk kazanmış, iç denetim sahibi bir öğrencidir. Zayıf karne getiren öğrenci, ailede iyi bir eğitim alamamış, sorumluluk duygusu kazanamamış, özgüven ve iç denetimden yoksun bir çocuktur.

 Karnenin de artık bir değeri kalmadı. Beş zayıfı olan çocuk bile velisinin ricası ve onayı ile sınıf geçebiliyor. Öğretmen arkadaşlar anlatıyor. Beş zayıfı olan veli gelip öğretmene yalvarıyormuş: “Hocam, bir kolaylık gösterin de çocuk sınıfını geçsin,” diyormuş. Ben öğretmen olsam, o veliye şöyle derim: “Beş zayıfı olan çocuğunun sınıfı geçmesini isteyerek aslında ona iyilik değil, kötülük yapıyorsun. Emek sarf etmeden,  hak etmeden sınıfı geçen bir çocuğun geleceği karanlıktır. Liseyi zor bitirir, üniversiteyi bırak, iki yıllık bir yüksekokulu bile kazanamaz. O yaştan sonra bir meslek öğrenmesi de çok zordur. Çünkü bu da sabır ve emek ister, ustanın kahrını çekmeyi gerektirir.

Kısacası, zayıf karne getiren bir öğrencinin anne babası çocuğa kızmak ve onu suçlamak yerine özeleştiri yapmalı, “ben nerede hata yaptım, bu çocuk neden sorumluluk kazanamadı” diye düşünmelidir.

Gelelim öğrencilerin yaz tatilini nasıl değerlendirecekleri konusuna. Artık yaz tatilini ailenin dışında değerlendirme konusunda sadece camilerimiz değil, eğitim kurumları ve belediyeler de plan-program yapıyorlar. Anne baba, kendi imkânları ve aile yapılarına göre, kesinlikle çocuğun da onayını alarak bir tercih yapmalı. Yapacakları tercihte, kendilerini çocuğun yerine koymalı, empati yapmalı buna göre karar vermelidir. Peygamber Efendimiz bir hadisinde, “çocuğu olan onunla çocuklaşsın” buyuruyor. Camilerimiz, özel eğitim kurumları ve belediyelerprogramlarına Kur’an öğretimi koyarken, mutlaka çocuğun oyun ihtiyacını karşılayacak ilgi çekici etkinlikler, yarışmalar, spor faaliyetler de planlamalı. Bir hoca efendi, Kur’an kursu adına çocukları rahlelerin başına veya sıralara oturtarak Elifba ezberleterek Kur’an okumayı öğretmeyi amaçlıyorsa, çocukları camide zor tutabilir. Dışarıda hava güzel, oyun ve eğlence varken, teknolojinin yaygın olduğu, internetin ve akıllı telefonların olduğu bir ortamda bu tür tekdüze eğitime katlanacak çocuk zor bulunur. Hoca efendi mutlaka işin içine oyun ihtiyacını karşılayacak etkinlikler de katmalıdır. Elifba dışında eğitici, manevi değerlere özendirici hikâyeler okumalı veya bir öğrenciye okutmalı, çizgi filmler izletmeli, yarışmalar düzenlemeli, velilerin onayıyla geziler düzenlemelidir. Teknolojiyi çağındaki çocuklara eğitim verirken teknolojiyi (bilgisayarı, projeksiyonu,  paket programları, interneti) kullanmak çok önemlidir. Artık oyun tarzında eğlendirici Elifba programları var. Hz. Ali efendimiz, “çocuğunuzu içinde bulunduğunuz zamana/ çağa göre eğitin” buyuruyor.

YORUM EKLE

banner158