Kürşad Erenbilge Mülaktı (1)

Süleyman Kaya Çelebi (K.S) Hazretleri 
Piri Sani Seyyid Mustafa Çerkeşi Hazretleri’nin Torunlarından Kürşat Erenbilge Hedef Radyo’da 12 yıldır "İNSAN adlı İslami programı" hazırlayıp, sunuyor. Erenbilge, Türkiye’nin dört bir köşesinde verdiği konferanslarla İslam’a hizmetkârlığını sürdürüyor.

     Kürşat Hocam,

  • Seyyid Sultan Hazin Naibi Süleyman Çelebi (K.S) ile ne zaman ve nasıl tanıştınız? Tanıştıktan sonra neler yaşadınız anlatır mısınız?

İnsanoğlu dünyaya insan-ı kâmil olabilmesi için gönderilmiştir. Amaç ve gaye sadece Allah Teala'ya kul olmaktır. Kulluk işte bu bakımdan, o kadar kolay bir şey değildir. Günahsız bir şekilde hayata başlamak ve sonradan sana biçilen zaman dilimi içerisinde yaşarken imtihan girdabında haramlara yönelmeden, ilahi emirleri yerine getirmek; inanın o kadar kolay olmasa gerek. Bu imtihana girmek için, bir yerden başlamak gerekiyor. Ben de bu hayatın içerisine 1964 yılında Ankara’da dünyaya gelerek dâhil oldum. Çok başarılı bir tahsil hayatım olmadı ve birçok iş kollarında çalıştım. Yaşım ilerlerken, hayatımın o dönemlerinde hep bir boşlukta idim. Kendimin kendimce Allah’a kul olduğunu zannediyordum. Sanki Cennetle müjdelenmiş gibi, her anımı ve günlerimi nefsimin arzu ve isteklerine uyarak yaşıyordum.

Hiç düşünmüyordum ki; Müslüman kisvemin üstü günah katranına bürünüp ruhumu teslim almış, şeytanın bana fısıldadığı her şeyi yapmaya hevesleniyor ve çevremdeki ben gibi düşünen arkadaşlarımla bu balçık deryasında yüzmeye çalışıyordum. Bazen de ruhumun ta derinliklerinden gelen imani bir kıpırtı ile geceleri yatarken okuduğum 3 İhlas, 1 Fatiha’nın her şeye yettiğini zannediyordum.

Unuttuğum bir şey vardı, aldığım her nefes bana sınırlı verilmiş ömür sermayemi eksiltiyordu.

Askerliğimin ardından tekrar çalışma hayatı ve yine bir boşluk… Boşa yaşanmış 25 yıl içinde Allah ve Resul’ünün olmadığı sadece belirli zamanlarda yarım yamalak tutulan oruçla, içinde namazın olmadığı, İslam’ın şartlarından sadece bir tanesinin; o da Kelime-i Şehadetin olduğu ve bunun da yeterli olduğunu zanneden boş bir Müslüman…

İşte günümüzde yaşanan İslam da bu, milyonlarca insan bu akımın içinde. Oysa Allah Resulüne tebliği edilen İslam asla bu değil ve maalesef bizler “yaşadığımız gibi inanır” olmuşuz.

Televizyon denen muamma ve magazin katranı dolu gazeteler bize ne gösterdi ve okuttu ise, hayatımıza onları katar olduk. Gerçek İslam’dan uzak, yiyip içen, maddi gücün, şehvetin arkasından koşan, göz zinasını önemsemeyen, gıybet, faiz, kul hakkı hayatın her gününün içerisinde sanki umursanmadan hafife alınan ve hatta günah sayılmayan bir hayat tarzına benimsemiş insanlar olduk.

Tabiki bu söylediklerim önce kendi nefsimedir. İlahi emirleri hayatına düstur edinen mü’minler için asla değildir.

 
İnsanların hayatına bazen iradelerinin dışında bir el uzanır en olmadık zamanda. İşte bana da bu el boşu boşuna geçen 25 yılın ardından uzanıverdi, yaşadığım günah bataklığından kurtarılmak için sanki.

Bir akşam Keçiören’de babamın götürdüğü Teravih namazının bitiminde namazı kıldıran genç bir imam Ahmet Kansız’ın (Siyasal Bilgiler Fakültesinde öğrenci idi) tebessümü ve tanışma davetiyle uzattığı bir elle hayatım bir anda değişmeye başladı.

Ertesi gün, bir sonraki gün ve her akşam geç saatlere kadar süren sohbetler ve İslam’a olan açlığımı doyurmak için çırpınan bir insan olmaya başlamıştım ve namaz beni huzurlu ve daha aklıselim bir kimliğe taşımağa başlamıştı. Bu sırada içimde Beytullah’a ve Ravza’nın Efendisi (SAV) için içimde kaynayan volkanlar o sene 1988 yılında Rabbimin lütuf ve ikramıyla Kutsal beldelere Hac farizamı yerine getirmeme vesile oldu. Her şey Allah Teâlâ’nın lütuf ve ikramıyladır, yoksa nefsi ile baş başa kalan insan nasıl gerçeğe dönüş yapabilir ki?

Büyüklerin merhametine inanınız akıl sır ermez. Ayrıca insanın ceddi ile de alakalı olabilir. Soy şecerem Çerkeş’e uzanmaktadır. Çankırı Çerkeş’in manevi büyüğü Halvetiyye Tarikatının Şabaniyye kolunun 2. Piri, Piri Sani Seyyid Mustafa Çerkeşi Hazretleri.

Seyri süluküne Kastamonu’da Şeyh Şaban-ı Veli Hazretlerinin halifesi olarak başlıyor. 24. Osmanlı padişahı ve 103. İslam halifesi 2. Mahmud’un (1696-1754) bazı konularda kendisiyle istişare ettiği ve akıl danıştığını bilmekteyiz.

Şeyh El Hac Mustafa Çerkeşi hazretleri 1743 yılında Çerkeş'te doğmuştur. Mensub olduğu Halveti-Şabani tarikatındaki yirmi şartı üç şarta indirmesi “Tarikatımız üç şarttan meşruttur“ buyurduklarından dolayı Şabaniyye tarikatında Pir-i Sani (İkinci Pir) olarak kabul edilmiş mümtaz bir mutasavvıftır. Babasının adı Hacı Ali, dedesinin adı Vehbi Sultan’dır. Horasan'dan gelip Çerkeş’e yerleştiği rivayetten bilinmektedir. Şeyh Mustafa Çerkeşi hazretleri, 1814 yılında ebedi âleme göç etmiştir. Çerkeş'te Kadınşah Camii bitişiğinde medfundur.


Ama benim hayatımı asıl değiştiren, benim bu varlık âlemindeki acziyetimi öğreten; hayatımın her anını uğruna feda edeceğim “şu kalbini çıkar ona ver, karşılığında da onu bir kere daha gör deseler” kalbimi hiç düşünmeden çıkarıp verebileceğim bir zatın elimden tutmasıyla sanki teşbihte hata olmasın zaman tünelinin içerisine girdim ve Allahuekber dedim. O zat sahibi makam-ı Reis’ül Aktab Naib-i makam-ı irşad Fenafillah, Reis’ür Rükeba ( Büyük Evliyaların Reisi) Seyyid Sultan Hazin Naibi Süleyman Çelebi (K.S) idi.

İnanın herkesin kalbinin bir sahibi vardır. Aşkı yeşerten, hamura şekil veren ve nefsi terbiye eden Rabbimin izniyle işte hayatıma giren bu zat, ben günahkâra kulluğu, kul olmayı öğrettiler. Çok büyükler çok.

Hevayı aşk eser serde

Efendim nerde, ben nerde?

Efendimle tanışmadan önce Rabbimin izzet ikramı ve lütfuyla Beytullah’a yüz sürdüğümde Kâbe’nin o büyük ihtişamlı siyah örtüsüne sarılıp şöyle dua etmiştim:

“Ya Rabbi, beni sevdiğin güzel bir dostuna hizmetkâr eyle, beni yetiştirsin ve hatta evinin hizmetine gireyim. Dizinin dibinde oturayım.”

Hamdolsun duam kabul oldu. Elhamdülillah. Halis bir kalple o Beytin Sahibinden istenirse; Rabbim Lebbeyk kulum demez mi? Sonsuz hamdolsun Rabbime.

Akvaryumculuk yaptığım sırada arkadaşım olan Metin kardeşimin vesilesiyle o büyük Zatla tanıştım. Geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle sağ tarafı felçli idi. Biliyorsunuz en büyük imtihanlar önce Peygamberlere, sonra da derecesine göre büyüklere gelir.

Onu ilk gördüğümde öyle etkilenmiştim ki; umman gibi derin masmavi gözleri, bembeyaz nurani saçları sakalı ve ağrılarına sancılarına ve sıkıntılarına rağmen o güzel yüzünden hiç eksik olmayan tebessümü.

Rabbimin izni ile tanıştıktan kısa bir süre sonra evinin hizmetine girerek, yakından hizmetinde bulunmak nasip oldu. Bu büyük zatın nazarları ve eşsiz dualarıyla radyo programlarına başladım. 12 yıldır Ankara’dan 91.8 frekansından yayın yapan Hedef Radyoda Perşembe akşamları saat 21.00’da İNSAN adlı programım devam etmektedir. Ayrıca, bu programların tekrarı birçok şehrimizde dini yayınlar yapan radyolarda da yayınlanmaktadır. Türkiye’nin her yerinde yine Efendimin bereketiyle salon konferansları vererek hizmete gayret etmekteyim.

Tasavvuf insanın İslami eğitim almasında o kadar mükemmel bir değerdir ki; tarif edilemez. Büyüklerin tabiriyle balın tadını bal kavanozunu elinde tutan değil, yiyen bilir cümlesinden tasavvuf denizinde küçük bir saman çöpü misali seyretmekteyim.

Şu bir gerçektir; tabi olduğun Mürşidi Kamil ne kadar güçlü ise, tasarrufu da o kadar büyük olur. Ama tabiki gerçek manada talebe olmasını bilene.

Tasavvufta talebelik gerçekten çok zordur. Şimdiki talebelerin çoğu ne yazık ki; Şeyh olmuş ta, Şeyh efendiden çok şeyhlik yapıyorlar. Marifet ölünün yıkayıcısına kendini teslim etmesi gibi, talebede Mürşidine ve onun emirlerine o derece uyması gerekir. Yunus Emre’nin hocasıTapduk Hazretleri: 

“Bu yolda çok başlar kopar dönüp te bakan olmaz! 

Ey Yunus bu yolda zehirle pişmiş aşı gözünü kırpmadan yiyenler yükselir.” buyurmuştur.

Ehlullah’ın hali farklıdır. Onlar asla ve asla bir an dahi Allah Teâla’dan gafil olmazlar. Efendimin yanında müsaade ettikleri sürece hizmet ettim Elhamdülillah. İnanın geceler 2 saatten fazla uyuduğunu görmedim. Beşer oldukları için bedeni dinlendirme noktasında istirahat ediyorlar ama uykuları benim gibi dünyadan bihaber değil, elbette Mürşid-i Kamillere akıl sır ermez.

Efendimin bir tebessümü beni o kadar mutlu ederdi ki; çoğu dertlerimi ve imtihanlarımı unuturdum. İlmi bir deryaydı. Bir soru sorduğumda Ayetlerle, hadislerle anlatır, tane tane konuşur, suyu emerek içer, sünnetlere çok dikkat ederdi. Onun yanında zamanın nasıl geçtiğini asla anlayamazdım. Allah’ın lütfuyla, bildirmesiyle her şeyimden haberdardı. Bazen dışarıda yaşadığım hadisleri ben söylemeden anlatırdı. Ama ben onun kıymetini hiç bilemedim. Aynı bir balık misali; “Balık deryadan çıkmadan suyun kıymetini bilmediği gibi” bazı şeylerin kıymetini yitirmeden anlamak çok zor. O, gerçek bir insanı kâmil idi.

Hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi hep böyle yaşayıp devam edecek zannederiz ama hiç öyle değil, Rabbim efendimi 17 Mart 2005 tarihinde aldı ve kıymetini idrak edemediğim sultanım aramızdan ayrıldı. Eğer talebe sadık ise büyüklerimiz “Ahirete intikal eden gerçek bir Mürşidi Kamil, kınından çıkmış kılıç gibidir” diye ifade ediyorlar.

Efendim buyurmuştu ki: Bir mürid için en felaket şey, zahiren şeyhini kaybetmesidir.

Şu an onun dizinin dibinde birazcık oturabilmek, gül yüzünü seyredip nazarına muhatap olabilmek için neler vermezdim neler…

Şu an Cizre’de Nuh Aleyhisselam’ın kabrinin ayakucunda canından çok sevdiği, her ismini andığında gözyaşlarını tutamadığı hocası, sultanı Sultan Seyyid Muhammed Kadri Mevlana Hazin(K.S) Hazretlerinin yanında yatmaktadır. Onları yetiştiren büyük üstatları bereketlerinin menbaı, nur güneşi Şah Muhammed Ali Hüsameddin (K.S)Hazretleri de Irak Tabila’da medfundur.

Böyle büyük zatların talebesi olmam sadece Efendimin hatırına ben acize ikram edilmiştir. Eğer, halen talebeleri isem.

Onları Peygamber âşıkları iyi bilir, o makamlara kolay gelmediler. Onları anlamaya benim ne hayatım ne de ilmim yeter.

Efendim şöyle demişti:

Hazreti Resul’ü gördüm. Ona ilk iman edenler gibi iman ettim. Bütün vücudum ile konuştum. Elhamdülillah Hazreti Resul’ü çok kere görmek saadeti hiçbir şeyle kıyas değildir.

Bazı şeyler akıl ile çözülemez. Onları anlamak için, onlar olmak lazım. Yoksa zor, çok zor...

“Yarabbi, kâmil bir imanla hayırlı bir zamanda, hayırlı bir mekânda, ,Ravza-i Mutahhara’da, Âlemlerin Efendisinin yanında belasız bir şekilde zikir şehidi olarak ruhumu teslim edip, Efendim Süleyman Çelebi Kaya Hazretlerine kavuşmayı nasip eyle.” Diye dua ediyorum, İnşallah Rabbim duamı kabul buyurur.

Ramazanı Şerifiniz Mübarek olsun,dualarınızı beklerim... 

Rabbime emanet olunuz.


  • Astarlızade Hilmi Efendiyi Vefatının 50. Yılında Keçiören’de andığımız bu yıl ki gecenin sunuculuğunu da üstlenen Çerkeşli hemşerimiz Kürşat Erenbilge’ye, bize zaman ayırdığı için teşekkür ediyoruz. Kısmet olursa bu mülakatın devamında Piri Sani Mustafa Çerkeşi Hazretlerini,Şah Muhammed Ali Hüsameddin (K.S) ve Sultan Seyyid Muhammed Kadri Mevlana Hazin(K.S) Hazretlerini konuşacağız.


YORUM EKLE
YORUMLAR
Zafer Elibol
Zafer Elibol - 6 yıl Önce

Kürşat Erenbilge Hocamızın Çankırı Çerkeşli olduğunu öğrenmek çok memnun etti bizleri.Bu güzel ve güzide muhabbetten hasıl olan mülakat içinde teşekkür ederiz.Devamını merakla bekliyoruz.Allah dostlarının yolundan ayırmasın ve o yoldan yürütsün cümlemizi.

Hata
Hata - 4 yıl Önce

3. fotograftaki zat "sultan seyyid muhammed kadri mewlana hazin(ks)" degil, şah muhammed ali hüsameddin (k.s)hazretleridir.

halil ibrahim bahar
halil ibrahim bahar - 3 yıl Önce

Rabbim omrunuzu bereketlendirsin ins