Ressam Meral Yıldız

Eski Çankırı’yı tablolaştıran Meral Yıldız Hanımefendi, her geçen gün bir yenisini eklediği resimleriyle hemşerilerimizden büyük ilgi görüyor... Hemşerimizi yakından tanıyalım istedik ve kendisiyle bir görüşme yaptık.

1964 doğumlu Meral Hanım, Çankırı Lisesi mezunu. Çocukluk yılları Sarı Baba’da geçmiş…
 

Nasıl başladınız resim çizmeye?

- Lise yıllarında resim yapmayı çok seviyordum ama yeteneğimin farkında değildim. O dönemin ünlü ressamı Bob Ross’u (1) dikkat ve hayranlıkla izlerdim. 35 yaşında başladım resim çizmeye.
12-13 yıl önceydi iş yerimize bir bayan geldi, resim kursuna gittiğini söyledi ve bana da tavsiye de bulundu. Sonradan öğrendim Vali Yardımcısının eşiymiş, birlikte kursa gitmeye başladık… Kursa katılanların birçoğu zamanla kursu bıraktı ama ben talebe disipliniyle ve kararlılıkla devam ettim.

Çankırı Kültür Müdürlüğüne bir girdim, bir daha da çıkmadım. Kurslar sayesinde daha bilinçli çalışmaya başladım. Biraz çaba, biraz yetenek derken; azim ve keyifle sabah ezanlarına kadar çizip, boyadım…

Resim bir sevda benim için, ev ve iş sorumluluğumda olunca resime yeterli zaman bulamıyorum ama her fırsatta da resim yapmaya çalışıyorum.

Resimlerinizle, Çankırı bağlantısı var mı?

- Ben Çankırı’da doğdum, Çankırı’da büyüdüm ve Çankırı’da yaşıyorum. Çankırı’yı çok seviyorum; resim çalışmalarımda şehrimin eski dokusunu tablolarıma taşımayı hedefledim. Benim sergilerde rastladığım çizimler hep aynı bildik mekânlardı, Taş Mescit ya da Yarenevi resmediliyordu oysa Çankırı’nın kendiliğinden tablo gibi duran o kadar çok mekânı vardı ki…

Bu farklılığı tuale aktarmaya başladım ve bu anlamda ilk tablom olan "Uzunyol" facebookTahtaköprü Grubunda paylaşılınca çok beğenildi. Bu beğeni ve övgüler beni daha kararlı hale getirdi. Çankırı resimlerimden oluşan bir bireysel sergi düşüncesiyle üretmeye başladım. Ayrıca Çankırı Tanıtım Günlerinde ve diğer etkinliklerde bu çalışmalarım sergilensin istiyorum. Çankırı’nın eski dokusunda kartpostallık görüntüler var, ben de özellikle bu nitelikteki mekânları seçiyorum.

Tablolarınızın Çankırı kartpostalları haline gelmesini ister misiniz?

- Bunu çok isterim çünkü kartpostalları çok seviyorum. Ben doğal bir insanım, benim bir parçam olan tablolarımda öyle. Görsel sanatlarda Fotoşop uygulamalarına karşıyım, fotoğrafta doğal olmalı. Resimlerim hatalı da olabilir ki; ilk yaptığım resimlere bugün bakınca birçok hata görebiliyorum. Buna rağmen “neysek, o olmalıyız”, yani hatalarıyla birlikte sahiplenmeliyiz yaptıklarımızı, onlarda benim eserlerim. İnsan bir konuda ilerledikçe farklı düşünmeye başlıyor; bu resim için de böyle.  İleride, bugünkünden farklı düşüneceğim kesin…

2009 yılında Uzunyol’da çektiğim fotoğrafı tabloya aktardınız. Bu fotoğrafta sizi çeken neydi?



- O sokak çok hareketli bir sokak ve her Çankırılının mutlaka gelip geçtiği çok akıcı biryol. Bir ucu İmaret’e çıkıyor ve oradan da Büyük Cami’ye, Arastalara uzanan zenginliklerle dolu, renkli bir güzergâh. Diğer bir ucu Yenimahalle’ye, Taş Mescit’e kadar gidiyor…

Uzunlamasına duruşuyla hem sokak, hem de sıralı evler dökülmüş boyaları, taş duvarları, soluk renkleri, gizemli derinliğiyle kentin eski dokusunu yaşatıyor. Amcamlarda oturdu Uzunyol’da zamanında ve ben lise talebesi iken çok gelip geçtim o yoldan. Benim ilgimi çeken bu fotoğrafı tabloya yansıttığımda, benim gibi hissedenlerin ilgisini çekeceğini düşündüm ve öyle de oldu.Uzunyol Çankırı’nın ruhunu yansıtan bir sokak, mutlaka korunmalı gelecek adına…

Tablolarınızda çocukluğunuzdan yansımalar var mı?

- İnsan 50’li yaşlarda geçmişini özlüyor ve geçmişte yaşamaya başlıyor. Bu derin özlem sizi geçmişte hızla yaşarken atladığınız ayrıntılara ve mekânlara götürüyor...
Bizler çocukluğumuzu çok dolu dolu ve çok güzel bir çevrede mutluluk ve sevgiyle yaşadık. O zamanlar belki imkânlar kısıtlıydı ama yürekler büyüktü, gönüller büyüktü…


Televizyonun Çankırı’ya yeni geldiği yıllarda Sarıbaba’da birkaç evde televizyon vardı.Yayın başlayınca o eve doluşur, ev sahibinin güler yüzünün yanı sıra yaptığı ikramlarla da birlikte neşeyle izlerdik. O kadar insanı evinde ağırlamaktan bırakın şikâyeti, çok mutlu olurdu komşularımız. Yani gönüllerde açıktı, kapılar da…

Şimdi günümüzde böyle bir şey mümkün mü?
Birbirinden güzel o kadar çok hatıra var ki; Sarıbaba yıllarıma dair. Pazar günleri kıymalı pide yaptırılırdı. Çok sıra olduğu için ancak öğlene doğru gelirdi pideler, buna rağmen sofra keyfinden zerre eksilmez büyük bir mutluluk yaşanırdı.

Örnekleri çoğaltmak mümkün söylemek istediğim: Evet, çocukluğumdan bugüne taşıdığım unutamadığım hatıraların güzelliği Çankırı resimlerime de yansıyor.


Portre çalışmanız var mı? Sabiha Annenin resmini çizmeyi düşünür müsünüz?

-Portre çizmiyorum, portreci değilim. Figür hatları verebilirsem içinde insan bulunan resimlerde çiziyorum. Bu tür tablolarım var. 
İnşallah Sabiha Annenin Dergâhın avlusunda kedileriyle birlikte yer aldığı çok güzel bir kare var onu resmetmek isterim.


Ressamlar için her renk bir başka güzeldir ama yine de en sevdiğiniz renk:

-Yeşili seviyorum, huzurun rengi. Kahve, turunç renkler bir de… Bunlar birbirleriyle bütünleşen, daha doğrusu birbirini tamamlayan renkler. Direkt bu renklere odaklanırım.


Çankırı tanıtım anlamında Turizm adına neler yapmalı sizce?

-Öncelikle kültürel değerlerimizi tespit etmeliyiz. Bu sembolik değerler üzerinden tanıtımımız gerçekleştirilmeli.
Her şeyi yarım bırakıyoruz. Mesela bir sokak tanzimine başlanıyor bitmeden bir başkasına,hep yarım iş yapıyoruz. Giriş, çıkış hep yarım…
Şemsiyeli sokak yapıldı iyi güzel ama sadece şemsiyelerden ibaret olmamalı. Akış yok sokakta, kültürel zenginliklerimizi de taşımak lazım buraya. Örneğin bakırcılar taşınabilir, hem Ahi geleneğimiz yaşatılır, hem yeni nesil de bu güzelliklere tanıklık eder; hem de gerek Çankırılılar, gerekse Çankırı’ya dışarıdan gelenler için renkli bir mekân kazanılmış olur.
Büyük Cami gibi Osmanlı yadigarı bir eser 4 yıldır niye bitmez, çadırda namaz kılınacak kadar bu restorasyon niye gecikir aklım almıyor. Bu durum açıkçası yetkililerin zayıflığı, çok üzülüyorum.Bu bitmeyen onarım Büyük Cami civarındaki esnafları da çok olumsuz etkiledi ve neredeyse hayatı durdurdu, ticari yapıyı da bozdu. 
Tuz Çankırı için çok önemli bir tanıtım simgesi, eskiye göre daha çok biliniyor ve pazar değeri var ama yine de tanıtım adına yeterli olmadığını düşünüyorum. 

Meral Hanım “aslında kendime ressam demek istemiyorum, daha çok pişmem lazım. Ben amatörce başlayan  bir serüven ile ressamlığa yol alan bir resim severim" dese de; o Çartık Çankırılı hanım bir ressam.

Çankırılı çizer, ressam, fotoğrafçı, şair, edebiyatçı hanımlarının sayısının artması dileğiyle; Meral Hanıma teşekkür ediyorum. İnşallah en kısa zamanda Çankırı Tablolarından oluşan sergisine katılmayı diliyorum.



Meral Yıldız Hanımefendi’nin fırçası gibi, kalemi de kuvvetli. Bir dönem köyleri adına yayınladıkları "karadibek.com" sitesinde yazıları da yayınlanmış… Çocukluğunun geçtiği Sarı Babayı anlattığı işte o yazılardan biri:

KAPIMI ÇALDI ÇOCUKLUĞUM

Hayatı aşağıdan yukarıya seyrettiğim yıllar, yüreğimde özlemim, geçmişimde sevincim olan masum mutluluğum… Seni çok özledim.
Taşlı Sarıbaba sokağında, yaşadığım o dönemin en güzel evi. Cimbe sokağının görkemlisi… İçinde koşturduğum, buğulu camlarına yazılar yazdığım, sevinç çığlıkları attığımız güzel evim; nasıl da büyüyor yüreğimde özlemin.  Avlusundaki kavak ağacı, dut ağacı şimdi nasılsınız? Sizde benim gibi, geçmişin yükünü mü taşıyorsunuz sessizce? Nerde tüp çikolatam, sarı saçlı bebeğim, gülen gözlerim, nerde benim masum dünyam, nerde? Kaybettiğim sevdiklerim, babam nerde? Siyah beyaz bir film gibi dönüp bakıyorum geriye…
Ne güzeldi o yıllar. Çocuklar mutluluk kahkahaları atardı, köşe başlarında kadınlar oturur, radyo dinlerdi. Akşam saatlerinde erkekler, fileleri marul ve sebzeleri dolu evlerine dönerlerdi. Azdı eşya, iki oda bir sofra. Sevgiler yalan değildi, riya değildi, maddiyat şimdiki gibi kol gezmiyordu. Güven vardı, inanç vardı. Her şeyden önemlisi sağlam bir dostluk vardı. O zaman yaşam; parlak jelatinli bir şeker, bazen gökyüzünde özgür bir uçurtma, annemizin kucağında hissettiğimiz tatlı bir sevinçti. Tipitip ve Mabel sakızım, camdan bakan Arap kızım, Teksas,Tommiks, Zagor heyecan dolu kitaplarım neredesiniz? Abimden gizli gizli okuduğum Cep Fotoromanım… Şimdi bakıyorum da, ne kadar masummuşsun.
Kış geldiğinde Guzine sobanın etrafında toplanıp; fırından çıkan tereyağlı ekmeğim, nasıl da mis gibi tüterdi… Yokuş aşağı kızakla kaydığımız o tatlı sokağım. İnadına kaydığımız yerlere soba külü döken sevimli komşularım,sizi çok özledim!
Çocukluğumu düşündükçe, gülmek ve ağlamak arasında bükerim boynumu. Bir tarafımı sevinç kaplar, bir tarafım hüzün. Ve söz veririm kendime; “İçimdeki çocuğu büyütmeyeceğim, biliyorum ki artık bana sonsuz hasret çocukluğum...”
Meral Yıldız

(1)BobRoss, yarım saat içinde doğa resimleri yaptığı, uzun yıllar devam eden Resim Sevinci programıyla tanınmıştır. Özgün adı "TheJoy of Painting" olan bu program, Türkiye'de de TRT 2'de yayınlanmıştır.Ressam, yakalandığı lenf bezi kanserinden 1995'te hayatını kaybetmiştir. Hazırladığı televizyon programları hâlâ dünya genelinde yayımlanmaktadır.
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet
Ahmet - 3 yıl Önce

Azmi ve yeteneğine hayran kaldım Meral hanimin

Aycan
Aycan - 3 yıl Önce

ne güzel gurur duyduk hemserimiz olarak

Mierve
Mierve - 3 yıl Önce

başarılarınızın devamını dilerim meral hanım

Nuna
Nuna - 3 yıl Önce

Memleketini sevmek ne güzel memleketini seven insanlarda güzel ellerinize dugulariniza saglik çok başarili ve icerisinde duygu olan yaşayan resimler

boraerdem
boraerdem - 3 yıl Önce

yamuçlar'dan çekirdek alır,çitleyerek uzunyola giderdim. kendimi zaman makinasına binmiş hissederdim ordan imaret katık gıdanın yanından çıkardım.ne güzel günlerdi

Şeküre
Şeküre - 3 yıl Önce

kutlarım çok gurur duydum bir çankırılı olarak.