<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Çankırı Postası - Çankırı Haber, Son Dakika Güncel Haberler</title>
    <link>https://www.cankiripostasi.com</link>
    <description>Çankırı haberleri, son dakika Çankırı gelişmeleri ve Çankırı gündeminden en güncel haberler Çankırı Postası’nda. Çankırı ile ilgili tüm sıcak gelişmeleri anında öğrenmek için bizi takip edin.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.cankiripostasi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2008. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2026 02:11:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sabahları Yorgun Kalkmanın Şaşırtıcı Nedeni: “Sahte Dinlenme”]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/sabahlari-yorgun-kalkmanin-sasirtici-nedeni-sahte-dinlenme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/sabahlari-yorgun-kalkmanin-sasirtici-nedeni-sahte-dinlenme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern yaşamın en yaygın sorunlarından biri haline gelen kronik yorgunluğun nedenleri arasında yalnızca yoğun çalışma temposu yok.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Modern yaşamın en yaygın sorunlarından biri haline gelen kronik yorgunluğun nedenleri arasında yalnızca yoğun çalışma temposu yok. Dinlenme biçimimiz de bu sorunun bir nedeni. Yoğun bir iş haftasının ardından hafta sonunu televizyon karşısında dizi izleyerek veya sosyal medyada gezinerek değerlendiren pek çok kişi, yeni haftaya hâlâ yorgun başlayabiliyor. Bunun nedenlerinden biri, dinleniyor gibi görünürken sinir sisteminin gerçek anlamda gevşememesi.</p>

<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Kliniğinde görevli, Yaşam Tarzı Tıbbı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, “Yaşam Tarzı Tıbbı yaklaşımında ‘Sahte Dinlenme (Just Rest)’ olarak tanımlanan bu durum, tıpkı besleyici olmayan ‘abur cubur’ yiyeceklerin hücreleri yeterince beslememesi gibi” diyor ve ekliyor: “Ekran karşısında geçirilen saatler kişiye zaman zaman ‘hiçbir şey yapmıyorum’ hissi verse de zihinsel ve biyolojik açıdan beyin, sürekli yeni uyaranlarla karşılaşmaya devam ediyor. Sosyal medya akışı, kısa videolar ve aralıksız dizi izleme alışkanlıkları; beynin sürekli yeni bilgi işlemesine, sık dopamin uyarılarına ve mavi ışığa maruziyete yol açıyor. Bu süreç, vücudun stres anlarında devreye giren sempatik sinir sisteminin aktif kalmasını ve ‘savaş ya da kaç’ tepkisinin devam etmesini beraberinde getiriyor.”</p>

<p><strong>“Dinlenmek, sadece bedeni hareketsiz bırakmak değil”</strong></p>

<p>Ekran kaydırmak veya aralıksız bir şeyler izlemek fiziksel olarak pasif bir eylem olabilir. Ancak zihinsel ve biyolojik olarak tam bir fırtınadır. Beynimiz saniyeler içinde değişen yüzlerce yeni uyaranla karşılaşır, bitmek bilmeyen küçük dopamin patlamaları yaşar ve mavi ışığın bombardımanına tutulur. Bu durum, sinir sistemimizi sürekli sempatik modda, yani "savaş veya kaç" alarmında tutar. Gerçek dinlenme pasif değil, aktiftir. Sinir sistemine bilinçli bir "güvendeyiz" sinyali göndermeyi gerektirir.</p>

<p>Bilimsel çalışmalar da, kaliteli dinlenmenin yalnızca fiziksel aktivitenin durdurulması anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Sinir sisteminin “dinlen ve sindir” olarak tanımlanan parasempatik moda geçebilmesi için güven hissi oluşturan ve yoğun uyaranlardan uzaklaşmayı sağlayan aktivitelere ihtiyaç var. Bu nedenle gerçek dinlenme; yalnızca koltuğa uzanmak veya ekrana bakmak yerine, sinir sisteminin gevşemesini destekleyen bir yaşam biçimi yaklaşımı olarak değerlendiriliyor. Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, özellikle ekran karşısında geçirilen uzun saatlerin bedeni hareketsiz bırakmasına rağmen sinir sisteminin yeterince toparlanmasını engelleyebileceğine dikkat çekiyor: “Dinlenmek yalnızca bedeni hareketsiz bırakmak değil, sinir sistemine de toparlanma fırsatı vermek. Gerçek dinlenme; stresin azalmasına, zihinsel berraklığın artmasına, uyku kalitesinin iyileşmesine ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlayabilir.”</p>

<p><strong>Peki Hücresel Çapta Gerçek Bir Dinlenme Nasıl Olur?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, sürdürülebilir bir yaşam için yalnızca çalışma ve beslenme alışkanlıklarının değil, dinlenme alışkanlıklarının da yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Dr. Öğr. Üyesi Namal Türkyılmaz, “Bugün ne izlesem?” sorusu yerine “Bugün sinir sistemini gerçekten nasıl dinlendirebilirim?” sorusunun sorulmasının hem ruhsal hem de fiziksel sağlık açısından önemli kazanımlar sağlayabileceğine dikkat çekiyor ve gerçek bir dinlenme için 3 öneride bulunuyor:</p>

<p>Duyusal Detoks (Sensörleri Kapatın): Doğada ya da sadece açık havada yürümek, zihnin çıldırmış dopamin arayışını keser ve stres hormonu kortizolü hızla düşürür. Ekranın değil, gökyüzünün kontrastına bakmak sirkadiyen ritmi şifalandırır.</p>

<p>Üretin ve Yavaşlayın: Toprakla uğraşmak, mutfakta sakince yeni bir tarif denemek, el işleri ile uğraşmak, hiçbir sonuca odaklanmadan sadece süreci yaşamak. Eller çalışırken, zihin parasempatik moda geçer.</p>

<p>Bilinçli Durgunluğu Deneyimleyin: Sadece durun. Bir şey dinlemeden, izlemeden, tüketmeden öylece camdan dışarı bakın. Beynimizin anıları ve bilgileri işlemek, adeta kendi "çöpünü çıkarmak" için bu sessizliğe ihtiyacı olduğunu unutmayın.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Günnur Şeker</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/sabahlari-yorgun-kalkmanin-sasirtici-nedeni-sahte-dinlenme</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/1786971034-sahte-dinlenme.jpg" type="image/jpeg" length="76630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bademcik kanserinde bu belirtilere dikkat!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/bademcik-kanserinde-bu-belirtilere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/bademcik-kanserinde-bu-belirtilere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Boğazda şişlik ve ağrı, genellikle boğaz enfeksiyonu sanılarak hafife alınabiliyor ancak bu belirtiler tek taraflı ve uzun süreliyse; bademcik kanseri olasılığını göz ardı etmemek gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Boğazda şişlik ve ağrı, genellikle boğaz enfeksiyonu sanılarak hafife alınabiliyor ancak bu belirtiler tek taraflı ve uzun süreliyse; bademcik kanseri olasılığını göz ardı etmemek gerekiyor. Bademcik dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan bademcik tümörünün tedavisinde erken tanının büyük önem taşıdığını, bu nedenle özellikle bazı uyarıcı işaretlere dikkat etmek gerektiğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır, “Tümörlerin tamamı kanser değildir ancak erişkin bir kişide geçmeyen boyun şişliği, tek taraflı boğaz ağrısı, yutma güçlüğü veya kulağa vuran ağrı mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu belirtilerin iki-üç haftayı aşması halinde ‘nasıl olsa enfeksiyondur’ düşüncesiyle beklenmemelidir. Erken başvuru, daha sınırlı tedaviyle daha başarılı sonuç alınmasını ve yaşam kalitesinin korunmasını sağlayabilir” diyor. Prof. Dr. Bayır, erkeklerde görülme olasılığı yaklaşık 4 kat daha fazla olan bademcik kanserinde mutlaka dikkate alınması gereken belirtileri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p>Genellikle orta ve ileri yaşlarda rastlanılan bademcik kanseri, dil köküyle birlikte boğaz kanserlerinin en sık görüldüğü alanlardan biri. Uzun süre tütün ürünü kullananlar, yoğun alkol tüketenler ve bu iki alışkanlığa birlikte sahip olanlar bademcik kanseri açısından risk altında bulunuyor.</p>

<p>Son yıllarda Human Papilloma Virüs (HPV) ile ilişkili vakaların artması nedeniyle bademcik kanserinin önemli bir baş-boyun kanseri türü olarak karşımıza çıktığını belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır şöyle konuşuyor: “Bademcik kanserinin başlıca iki gelişim yolu vardır: Uzun süreli tütün ve yoğun alkol kullanımına bağlı kanserleşme ile yüksek riskli HPV enfeksiyonuna bağlı kanserleşme. Tütün ve alkol birlikte kullanıldığında risk daha da yükselir. HPV, özellikle bademcik ve dil kökü kanserlerinde son yılların en önemli konularından biridir. HPV ile ilişkili hastalığın yaygın olduğu ABD gibi ülkelerde orofarenks kanserlerinin yüzde 60–70’inin HPV’ye bağlı olduğu bildirilmektedir; ancak bu oran ülkeler arasında önemli ölçüde değişmektedir. HPV-16, bu tümörlerle en güçlü ilişkisi bulunan yüksek riskli tiptir. HPV enfeksiyonlarının büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından temizlenebilir. Ancak yüksek riskli enfeksiyon yıllarca kalıcı olduğunda hücrelerde kontrolsüz çoğalma ve zaman içinde kanserleşme gelişebilir.”</p>

<p><strong>Bademcik kanserinde ihmale gelmez sinyaller!</strong></p>

<p>Bademcik kanserinin başlangıçta hiçbir yakınmaya yol açmayabileceği gibi boğaz enfeksiyonuna benzeyen şikayetlerle de kendini gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Bayır “Bademcik kanserinde genellikle ilk bulgulardan biri, boynun tek tarafında ortaya çıkan ve geçmeyen ağrısız bir şişlik olabilir. Bunun nedeni kanserin boyun lenf bezlerine yayılması olabilir. Tek taraflı ve kalıcı boğaz ağrısı, yutarken ağrı veya takılma hissi, bademciklerde belirgin büyüklük farkı, ağızda ya da bademcik üzerinde iyileşmeyen yara, kulak muayenesi normal olduğu halde tek taraflı kulak ağrısı, ses değişikliği, kanlı tükürük ve açıklanamayan kilo kaybı diğer uyarıcı belirtilerdir. Bu belirtilerin iki-üç haftayı aşması halinde ‘nasıl olsa enfeksiyondur’ düşüncesiyle beklenmemesi, ayrıntılı bir KBB muayenesiyle nedeninin belirlenmesi gerekir” diyor.</p>

<p>Erişkin bir kişide büyüyen veya enfeksiyon bulgusu olmadan devam eden boyun kitlesinde iki haftayı beklemeden değerlendirme yapılmasının daha doğru olacağına dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Bayır, nefes darlığı, ciddi yutma güçlüğü veya kanama varsa acil başvuru yapılması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p><strong>Erken tanı kritik önem taşıyor!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bademcik kanserinde erken tanının tedavi sürecini doğrudan etkilediğini vurgulayan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır sözlerine şöyle devam ediyor: “Erken tanı, tümörün daha küçükken ve çevre dokulara ya da uzak organlara yayılmadan tedavi edilmesini sağlar. Erken evrede cerrahi veya radyoterapi tek başına yeterli olabilir. Uygun hastalarda tümör, ağız içinden uygulanan transoral lazer ya da robotik cerrahiyle dışarıdan büyük bir kesi yapılmadan çıkarılabilir. Gerektiğinde boyundaki lenf bezleri de temizlenir. Patoloji sonucunda riskli özellikler saptanırsa ameliyatın ardından radyoterapi veya kemoradyoterapi uygulanabilir. İleri evrede kemoterapi ve radyoterapi birlikte uygulanırken, tekrarlayan veya yayılmış hastalıkta immünoterapi ve diğer sistemik tedavilerden yararlanılabilir. Özellikle erken evrede ve HPV ilişkili hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir.”</p>

<p><strong>Erkeklerde yaklaşık 4 kat daha fazla görülüyor!</strong></p>

<p>Bademcik kanseri erkeklerde kadınlara göre yaklaşık 4 kat daha fazla görülüyor. Bu oran ülkeye ve tümörün HPV (Human Papilloma Virüs) ile ilişkisine göre değişebilse de özellikle HPV ilişkili boğaz kanserlerinin yaygın olduğu toplumlarda fark daha belirgin hale geliyor. Erkeklerde oral HPV enfeksiyonunun daha sık görülmesi bu farkın önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Prof. Dr. Ömer Bayır, “Erkeklerde tarihsel olarak tütün ve yoğun alkol kullanımının daha yüksek olması da aradaki risk farkını artırıyor. Tütün ürünlerinin tamamından uzak durmak, tütün kullanımını bırakmak ve alkol tüketimini sınırlandırmak riski azaltmak açısından önem taşıyor. Ancak bademcik kanserinin yalnızca sigara kullanan kişilerde görüldüğü düşünülmemeli. HPV, sigara kullanmayan ve görece genç bireylerde de hastalığın gelişmesine yol açabiliyor. Dolayısıyla risk değerlendirmesi yapılırken hastanın yaşı, alışkanlıkları ve HPV ile ilişkili faktörler birlikte ele alınmalıdır” diyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/bademcik-kanserinde-bu-belirtilere-dikkat</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/bademcik-rahatsizligi.jpg" type="image/jpeg" length="22099"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sinaptik budama beyni daha verimli kılıyor!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/sinaptik-budama-beyni-daha-verimli-kiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/sinaptik-budama-beyni-daha-verimli-kiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin gelişiminin yalnızca çocukluk dönemine özgü olmadığını belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, sinaptik budamanın beynin daha verimli çalışmasını sağlayan doğal bir süreç olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin gelişiminin yalnızca çocukluk dönemine özgü olmadığını belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, sinaptik budamanın beynin daha verimli çalışmasını sağlayan doğal bir süreç olduğunu söyledi.</p>

<p>Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yoğunlaşan ve bu süreçte kullanılan sinir bağlantılarının güçlendiğini, kullanılmayanların ise zayıfladığını dile getiren Dr. Şalçini, “Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.” dedi. Kaliteli uykunun da öğrenilen bilgilerin pekiştirilmesi ve gereksiz bağlantıların ayıklanmasında önemli rol oynadığı kaydeden Dr. Şalçini, dengeli beslenme, düzenli egzersiz, zihinsel aktivite ve kaliteli uykunun beyin sağlığını desteklediğini vurguladı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, sinaptik budamanın beynin gelişimi ve öğrenme süreçlerindeki rolü, çocukluk ve ergenlikteki önemi ve yaşam boyu beyin sağlığını destekleyen alışkanlıklarla ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Beyinde daha fazla bağlantı, daha yüksek zekâ anlamına gelmiyor!</strong></p>

<p>Sinaptik budamanın beynin gelişimi için vazgeçilmez bir mekanizma olduğunu dile getiren Dr. Celal Şalçini, “İnsan beyni doğumdan sonra çok sayıda sinaptik bağlantı oluşturur. Ancak bu bağlantıların tamamının korunması mümkün değildir. Beyin, kullanılmayan veya işlevsel olmayan bağlantıları zamanla ortadan kaldırarak daha güçlü ve daha verimli sinir ağları oluşturur. Sinaptik budama olarak adlandırılan bu süreç, sağlıklı beyin gelişiminin doğal ve gerekli bir parçasıdır.” dedi.</p>

<p>Sinaptik budamanın yanlış anlaşılan bir konu olduğuna dikkat çeken Dr. Şalçini, “Toplumda daha fazla sinir bağlantısının daha yüksek zeka anlamına geldiği yönünde yaygın bir inanış var. Oysa önemli olan bağlantıların sayısı değil, etkinliğidir. Beyin gereksiz bağlantıları ortadan kaldırarak bilgi işlemeyi hızlandırır, dikkatin odaklanmasını kolaylaştırır ve öğrenmeyi daha verimli hale getirir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>İlk yıllar ve ergenlik kritik dönemler!</strong></p>

<p>Sinaptik budamanın özellikle yaşamın ilk yıllarında ve ergenlik döneminde yoğunlaştığını vurgulayan Dr. Şalçini, “Bebeklik döneminde beyin çok hızlı yeni bağlantılar oluşturur. Çocuk büyüdükçe kullanılan bağlantılar güçlenirken kullanılmayanlar elenir.” dedi.</p>

<p>Ergenlikte ise beynin özellikle planlama, dikkat ve karar verme gibi işlevlerden sorumlu ön bölgesinin yeniden şekillendiğini dile getiren Dr. Şalçini, bu nedenle çocukluk ve ergenlik dönemindeki deneyimlerin, beynin gelişiminde kalıcı izler bıraktığını aktardı.</p>

<p><strong>Kullanılmayan sinir ağları zamanla zayıflıyor!</strong></p>

<p>Öğrenmenin sinaptik bağlantılar üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, şöyle devam etti:</p>

<p>“Kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, müzikle ilgilenmek, spor yapmak ve sosyal etkileşim içinde olmak beynin kullandığı sinir ağlarını güçlendirir. Kullanılmayan bağlantılar ise zamanla zayıflar. Beyin, yaşam boyunca deneyimlere göre kendini yeniden düzenleyen dinamik bir yapıya sahiptir.”</p>

<p><strong>Kaliteli uyku beyin için bir bakım süreci!</strong></p>

<p>Uyku ile sinaptik budama arasındaki ilişkiye değinen Dr. Şalçini, “Uyku yalnızca dinlenme zamanı değildir. Beyin uyku sırasında gün içinde öğrenilen bilgileri değerlendirir, önemli olanları pekiştirirken gereksiz olanları ayıklar. Özellikle çocuklar ve ergenler için yeterli ve kaliteli uyku, sağlıklı beyin gelişiminin temel unsurlarından biridir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sağlıklı yaşam alışkanlıkları beyin gelişimini destekliyor!</strong></p>

<p>Dengeli beslenme ve fiziksel aktivitenin de önemli olduğuna işaret eden Dr. Şalçini, “Omega-3 açısından zengin beslenme, düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve zihinsel olarak aktif kalmak, beynin sağlıklı işleyişini destekleyen yaşam alışkanlıklarıdır. Bu faktörler sinir hücrelerinin iletişimini güçlendirerek bilişsel fonksiyonların korunmasına katkı sağlayabilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Sinaptik budamadaki farklılıklar bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkili olabilir!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sinaptik budamanın bazı nörogelişimsel hastalıklarla ilişkisini inceleyen çalışmaların sürdüğü bilgisini veren Dr. Celal Şalçini, “Bilimsel araştırmalar, sinaptik budama süreçlerindeki farklılıkların otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile şizofreni gibi bazı hastalıklarla ilişkili olabileceğini gösteriyor.” dedi.</p>

<p>Dr. Şalçini, ancak bu hastalıkların tek bir nedene bağlı olmadığını, genetik ve çevresel birçok faktörün birlikte rol oynadığını hatırlattı.</p>

<p><strong>Beyin yaşam boyu değişmeye devam ediyor!</strong></p>

<p>Beynin gelişiminin çocuklukla sınırlı olmadığının altını çizen Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Eskiden erişkin beyninin değişmediği düşünülüyordu. Günümüzde ise beynin yaşam boyunca yeni bağlantılar kurabildiğini ve kullanılmayan bağlantıları yeniden düzenleyebildiğini biliyoruz. Bu nedenle öğrenmenin yaşı yoktur. Yeni beceriler kazanmak, zihinsel olarak aktif kalmak ve sosyal yaşamın içinde olmak beyin sağlığını destekleyen önemli alışkanlıklardır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/sinaptik-budama-beyni-daha-verimli-kiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/sinaptik-budama-beyin.jpg" type="image/jpeg" length="46235"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İl Sağlık Müdürü Bulut’tan 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ziyaret]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-buluttan-112-acil-cagri-merkezine-ziyaret</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-buluttan-112-acil-cagri-merkezine-ziyaret" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut, 112 Acil Çağrı Merkezi’nde görev yapan sağlık çalışanlarını ziyaret ederek özverili çalışmalarından dolayı teşekkür etti ve görevlerinde kolaylıklar diledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut, 112 Acil Çağrı Merkezi’nde görev yapan sağlık çalışanlarını ziyaret etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerçekleştirilen ziyarette, 112 Acil Çağrı Merkezi’nde görev yapan personelin çalışmaları hakkında bilgi alan İl Sağlık Müdürü Bulut, acil durumlarda vatandaşların sağlık hizmetlerine hızlı ve etkin şekilde ulaşabilmesi için özveriyle görev yapan çalışanlarla bir süre sohbet etti.</p>

<p>Sağlık hizmetlerinin önemli unsurlarından biri olan 112 Acil Çağrı Merkezi personelinin büyük bir sorumluluk üstlendiğine dikkat çeken Bulut, görevlerini fedakârlık ve özveriyle sürdüren sağlık çalışanlarına teşekkür etti.</p>

<p>Ziyaret sırasında çalışanların talep ve görüşlerini de dinleyen Bulut, görevlerinde kolaylıklar dileyerek çalışmalarında başarılar temennisinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-buluttan-112-acil-cagri-merkezine-ziyaret</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/bulut-112-calisanlarini-ziyaret-etti.jpg" type="image/jpeg" length="87935"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Solaklık ne hastalık ne üstünlük!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/solaklik-ne-hastalik-ne-ustunluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/solaklik-ne-hastalik-ne-ustunluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumda solak bireylerin daha zeki veya daha yaratıcı olduğuna yönelik yaygın inanışlar olduğunu belirten uzmanlar, bu durumun bilimsel olarak kesin bir karşılığı bulunmadığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Solaklığın, genetik ve gelişimsel süreçlerin etkisiyle ortaya çıkan doğal bir özellik olduğunu aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Solaklık bir hastalık ya da düzeltilmesi gereken bir durum değil, beynin doğal çeşitliliğinin bir parçası.” dedi. Solak bireylerde bazı beyin işlevlerinin dağılımının farklılık gösterebilse de yalnızca el tercihine bakarak bilişsel performans hakkında değerlendirme yapmanın mümkün olmadığını vurgulayan Alp, çocuklarda baskın el tercihini değiştirmeye çalışmanın ise motor becerileri ve yazı yazma sürecini olumsuz etkileyebildiğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, solaklık ve beyin ilişkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Solak olmak daha zeki veya yaratıcı olmak anlamına gelmiyor!</strong></p>

<p>‘Solakların sağ beyni daha aktif çalıştığı için daha yaratıcı veya zeki olurlar’ algısının toplumda oldukça yaygın bir inanış olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak günümüzde elde edilen bilimsel veriler, zekâ ya da özgün düşünme becerisinin yalnızca hangi elin kullanıldığıyla açıklanamayacağını gösteriyor.” dedi.</p>

<p>Solak bireylerde bazı beyin işlevlerinin yarım küreler arasındaki dağılımının sağ elini kullanan kişilere göre daha farklı olabileceğini aktaran Alp, “Yine de bu durum tek başına bilişsel üstünlük anlamına gelmez. İnsan beyni, karmaşık zihinsel süreçleri her iki yarım kürenin koordineli çalışmasıyla yürütür. Dolayısıyla bir kişinin yeteneklerini veya zihinsel performansını yalnızca el tercihine bakarak değerlendirmek doğru değildir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Solaklık bir hastalık değil, beynin doğal çeşitliliğinin bir parçası!</strong></p>

<p>Solaklık hem genetik hem de gelişimsel süreçlerin birlikte etkili olduğu doğal bir özellik olduğuna işaret eden Alp, “Tek başına solaklıktan sorumlu bir gen bulunmamakla birlikte, birçok genin küçük etkileri ve anne karnındaki beyin gelişimi el tercihinin şekillenmesinde rol oynar.” dedi.</p>

<p>Çocuklarda baskın el tercihinin erken yaşlarda ortaya çıkmaya başladığını ve zaman içinde belirginleştiğini kaydeden Alp, bu nedenle solaklığın bir hastalık ya da düzeltilmesi gereken bir durum değil, beynin doğal çeşitliliğinin bir parçası olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Solak olmak, bilişsel becerilerin daha iyi ya da kötü olduğu anlamına gelmiyor!</strong></p>

<p>Solak bireylerin beyin yapısının, dil, motor beceriler ve mekânsal algı gibi nörolojik işlevler açısından sağ elini kullananlara göre farklılık gösterip göstermediğine değinen Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şunları söyledi:</p>

<p>“Bazı farklılıklar görülebilir ancak bunlar her solak birey için geçerli değildir. Sağ elini kullanan kişilerin büyük çoğunluğunda dil işlevleri beynin sol yarım küresinde baskın olarak temsil edilir. Solak bireylerde ise dil işlevlerinin sağ yarım kürede veya her iki yarım küreye daha dengeli dağılması biraz daha sık görülebilir. Bunun yanında motor kontrol açısından da bazı farklılıklar bulunabilir. Ancak hafıza, dikkat, dil becerileri veya mekânsal algı gibi alanlarda yalnızca el tercihine bakarak kişinin performansı hakkında kesin bir yargıya varmak mümkün değildir. Solak bireyler de kendi içinde oldukça heterojen bir gruptur.”</p>

<p><strong>Çocuğun baskın elini değiştirmek değil, motor becerilerini desteklemek hedeflenmeli!</strong></p>

<p>Çocuğun yazı yazarken, resim yaparken veya ince motor beceri gerektiren günlük etkinliklerde baskın olarak kullandığı eli zorla değiştirmeye çalışmanın önerilmediğine dikkat çeken Alp, “Çünkü bu durum bazı çocuklarda motor becerilerin gelişimini olumsuz etkileyebilir, yazı yazmayı güçleştirebilir ve performans kaygısına yol açabilir.” dedi.</p>

<p>Bununla birlikte günlük yaşamda her iki elin de işlevsel olarak kullanılabilmesinin önemli bir beceri olduğunu dile getiren Alp, “Eğitim sürecinde amaç çocuğun baskın elini değiştirmek değil, motor becerilerini desteklemek ve ihtiyaç duyduğu durumlarda her iki elini de etkili şekilde kullanabilmesini sağlamaktır.” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/solaklik-ne-hastalik-ne-ustunluk</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/solak-insan.jpg" type="image/jpeg" length="63435"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çankırı Devlet Hastanesi Onkoloji Uzmanı Kuzu, doçentlik unvanı aldı]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/cankiri-devlet-hastanesi-onkoloji-uzmani-kuzu-docentlik-unvani-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/cankiri-devlet-hastanesi-onkoloji-uzmani-kuzu-docentlik-unvani-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çankırı Devlet Hastanesi Onkoloji Uzmanı Ömer Faruk Kuzu, doçentlik unvanını alarak akademik kariyerinde önemli bir başarıya imza attı. Kuzu’ya teşekkür belgesi takdim edilirken, adına Yeşil Vatan Seferberliği kapsamında yapılan fidan bağışının belgesi de verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çankırı Devlet Hastanesi’nde görev yapan Onkoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ömer Faruk Kuzu, doçentlik unvanını alarak akademik kariyerinde önemli bir başarıya imza attı.</p>

<p>Kuzu’nun doçentlik unvanını alması dolayısıyla düzenlenen programda, İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut tarafından kendisine teşekkür belgesi takdim edildi.</p>

<p>Programda ayrıca Yeşil Vatan Seferberliği kapsamında Çankırı Devlet Hastanesi tarafından Doç. Dr. Ömer Faruk Kuzu adına gerçekleştirilen fidan bağışına ilişkin belge de takdim edildi. Bağış belgesini, Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı ve Çankırı Devlet Hastanesi Başhekim Vekili Uzm. Dr. Beytullah Şahin, Kuzu’ya verdi.</p>

<p>İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut, Doç. Dr. Ömer Faruk Kuzu’yu akademik başarısından dolayı tebrik etti. Kuzu’nun sağlık alanındaki çalışmalarının yanı sıra akademik katkılarının da önemli olduğunu belirten Bulut, başarılarının devamını diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bulut, Doç. Dr. Kuzu’nun sağlık hizmetlerine sunduğu değerli katkıların artarak devam etmesi temennisinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/cankiri-devlet-hastanesi-onkoloji-uzmani-kuzu-docentlik-unvani-aldi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/kuzu-docent-oldu.png" type="image/jpeg" length="56339"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İl Sağlık Müdürü Bulut’tan sağlık merkezlerine ziyaret]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-buluttan-saglik-merkezlerine-ziyaret</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-buluttan-saglik-merkezlerine-ziyaret" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut, Merkez Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi’ni ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut, Merkez Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) ve Sağlıklı Hayat Merkezi’ni ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı.</p>

<p>Gerçekleştirilen ziyarette İl Sağlık Müdürü Bulut’a Merkez TSM Başkanı Dr. Gizem Odabaşı eşlik etti. Merkezlerde görev yapan sağlık çalışanlarıyla bir araya gelen Bulut, yürütülen çalışmalar ve sunulan sağlık hizmetleri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Ziyaret sırasında sağlık çalışanlarının sahadaki özverili çalışmalarına dikkat çeken Bulut, vatandaşlara sunulan sağlık hizmetlerinin etkin ve kaliteli şekilde sürdürülmesinde sağlık personelinin gayretinin önemli olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İl Sağlık Müdürü Bulut, görevlerini fedakârlık ve özveriyle sürdüren tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ederek çalışmalarında başarılar diledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-buluttan-saglik-merkezlerine-ziyaret</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/buluttan-saglik-merkezlerine-ziyaret.png" type="image/jpeg" length="15148"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Menopozda yaz sıcaklarına karşı 7 etkili önlem!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yazın aşırı sıcaklar ve yüksek nem, menopoz dönemindeki kadınlarda ateş basması, yoğun terleme, gece terlemeleri ve uyku sorunlarının artmasına neden olabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yazın aşırı sıcaklar ve yüksek nem, menopoz dönemindeki kadınlarda ateş basması, yoğun terleme, gece terlemeleri ve uyku sorunlarının artmasına neden olabiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gökçe Gökkaya, sıcak havaların menopoz belirtilerini tetikleyebildiğini belirterek “Özellikle sıcak basması ve terleme atakları yaz aylarında çok daha zorlayıcı hale gelebiliyor. Ayrıca uyku kalitesinin bozulması, yorgunluk, odaklanma güçlüğü ve günlük yaşam konforunda azalmaya yol açabiliyor. Menopoz bir hastalık değil, yaşamın doğal bir dönemidir. Bu dönemde yaz sıcaklarının etkisini azaltmak için kişiye özel yaklaşımlar, uygun yaşam tarzı düzenlemeleri ve gerekli durumlarda tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir” diyor. Dr. Gökkaya, menopoz döneminde yaz sıcaklarının etkilerini azaltmak ve bu süreci daha konforlu geçirmek için 7 etkili önlemi sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Sıcak basması ve terlemeyi azaltmak için bu önerilere dikkat edin!</strong></p>

<p>Menopoz döneminde östrojen seviyelerindeki değişim, vücudun ısı düzenleme mekanizmasını etkileyebilir. Yaz sıcaklarıyla birleştiğinde ateş basması, ani terleme ve gece terlemeleri çok daha yoğun yaşanabilir. Bu şikayetlerden korunmak için; ince, pamuklu ve nefes alan kıyafetler tercih edilmeli, yaşam alanları serin tutulmalı, yeterli sıvı tüketimine dikkat edilmeli, aşırı sıcak ve nemli ortamlarda uzun süre kalınmamalıdır.</p>

<p><strong>Uyku ortamınızı düzenleyin</strong></p>

<p>Menopozda görülen gece terlemeleri, özellikle yaz aylarında uyku kalitesini bozarak gün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve enerji kaybına neden olabilir. Uyku ortamınızın serin ve uyku saatlerinizin düzenli olmasına dikkat ederek, akşam saatlerinde ağır yemek, fazla kafein ve alkol tüketiminden uzak durulmalıdır.</p>

<p><strong>Düzenli fiziksel ve zihinsel aktivitede bulunun</strong></p>

<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar nedeniyle fiziksel aktivitenin azalması, menopoz döneminde kas gücü, enerji düzeyi ve genel iyilik halini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca menopozla birlikte bazı kadınlarda odaklanma güçlüğü, unutkanlık, kelime bulmakta zorlanma ve ‘beyin sisi’ olarak ifade edilen bilişsel sorunlar görülebilir. Bu şikayetlerin yönetimine destek olabilmek için; sabah erken saatlerde veya akşam saatlerinde düzenli olarak fiziksel aktivite yapılmalı, zihinsel olarak aktif kalmaya özen gösterilmeli, kitap okuma, bulmaca çözme, yeni beceriler öğrenme gibi aktivitelerle bilişsel fonksiyonlar desteklenmelidir.</p>

<p><strong>Kas ve kemik sağlığınızı güçlendirin</strong></p>

<p>Menopozla birlikte östrojen seviyelerindeki azalma, zaman içinde kas kütlesinde azalma ve kemik yoğunluğunda düşüş riskini artırabilir. Yaz aylarında sıcak havalar nedeniyle hareketin azalması, bu süreci olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle kas kütlesini korumaya ve güçlendirmeye yönelik direnç egzersizleri, ağırlık çalışmaları ve kişiye uygun kas güçlendirici aktiviteler düzenli olarak yapılmalı, kemik sağlığını desteklemek için aktif kalmaya özen gösterilmelidir.</p>

<p><strong>Protein alımınıza dikkat edin</strong></p>

<p>Yaz aylarında artan hareket düzeyi, sıcak havalarda iştah değişiklikleri ve düzensiz beslenme alışkanlıkları nedeniyle yeterli protein alımına daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Bu nedenle; yumurta, balık, et, süt ve süt ürünleri, baklagiller gibi kaliteli protein kaynaklarına beslenmede yer verilmeli, günlük protein ihtiyacı kişinin yaşına, kilosuna ve fiziksel aktivite düzeyine göre planlanmalı, kas kütlesini destekleyen dengeli ve sürdürülebilir bir beslenme modeli benimsenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sağlıklı beslenin</strong></p>

<p>Yaz aylarında tatil dönemleri, düzensiz öğünler, serinlemek amacıyla tercih edilen yüksek şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalar kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Bu nedenle; rafine şeker tüketimi azaltılmalı, paketli ve yüksek kalorili işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalı, sebze, lif içeriği yüksek besinler ve sağlıklı yağlardan zengin bir beslenme tercih edilmelidir.</p>

<p><strong>Kişiye özel tedavi seçeneklerinden yararlanın</strong></p>

<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gökçe Gökkaya “Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte menopoz dönemindeki ateş basması ve terleme şikayetleri daha belirgin hale gelebilir. Hormonal olmayan yöntemler ve biyoeşdeğer hormon gibi hormonal yöntemler ile bireysel değerlendirmeler yapılarak bu şikayetlerden kurtulmak mümkündür” diyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/menopozda-yaz-sicaklarina-karsi-7-etkili-onlem</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/1786344292-g-k-e-g-kkaya.jpg" type="image/jpeg" length="33767"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Havuz kimyasallarındaki tehlikeye dikkat!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/havuz-kimyasallarindaki-tehlikeye-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/havuz-kimyasallarindaki-tehlikeye-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bodrum’da bir otelde havuz bakımı sırasında meydana gelen gaz sızıntısından 15 kişinin etkilenerek hastaneye kaldırılması, yüzme havuzlarında kullanılan kimyasalların oluşturabileceği riskleri yeniden gündeme getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bodrum’da bir otelde havuz bakımı sırasında meydana gelen gaz sızıntısından 15 kişinin etkilenerek hastaneye kaldırılması, yüzme havuzlarında kullanılan kimyasalların oluşturabileceği riskleri yeniden gündeme getirdi.</p>

<p>Yaz aylarında kullanım yoğunluğu artan yüzme havuzlarında kimyasal risklerin yanı sıra boğulma, elektrik çarpması, kayma ve düşme gibi önemli tehlikeler bulunduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, “Yüzme havuzlarıyla ilgili asgari koşulların sağlanmasında birincil sorumluluk işletmecilerde, toplu yaşam alanlarına ait ortak yüzme havuzlarında ise site yönetimlerindedir.” dedi.</p>

<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, havuz suyunun dezenfeksiyonunda kullanılan kimyasalların yanlış depolanması, taşınması veya uygulanmasının ciddi sağlık riskleri doğurabileceğine dikkat çekerek, “Asit ve kloru aynı rafta veya dolapta bulundurmak ciddi tepkime riskine neden olur. Kimyasallar başka bir kaba aktarılmamalı; orijinal kaplarında, etiketleri ve kapakları korunarak saklanmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p>Bodrum’da bir otelde havuz bakımı sırasında meydana gelen gaz sızıntısından 15 kişinin etkilenerek hastaneye kaldırılması, havuz güvenliğinin yalnızca yüzme sırasında alınacak önlemlerden ibaret olmadığını; bakım, temizlik, kimyasal depolama ve dozajlama süreçlerinin de profesyonel biçimde yönetilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, havuzlarda kimyasal güvenliğinden elektrik tesisatına, boğulma riskinden kayıp düşmelere kadar alınması gereken önlemleri değerlendirdi.</p>

<p><strong>Havuzlardaki riskler neler?</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, yaz aylarında kullanım yoğunluğu artan yüzme havuzlarında kimyasal risklerin yanı sıra boğulma, elektrik çarpması, kayma ve düşme gibi önemli tehlikeler bulunduğunu söyledi.</p>

<p>Dr. Uçan, kullanıcı sayısı ve kullanım sıklığındaki artışa rağmen düzenli bakım ve güvenlik önlemlerinin ihmal edilmesinin insan sağlığı açısından ciddi tehdit oluşturabileceğini kaydederek, “Yüzme havuzları, düzenli kontrollerin, periyodik bakımların ve çevresinde güvenlik tedbirlerinin alınması gibi sorumlulukları beraberinde getiriyor. Yüzme havuzlarıyla ilgili asgari koşulların sağlanmasında birincil sorumluluk işletmecilerde, toplu yaşam alanlarına ait ortak yüzme havuzlarında ise site yönetimlerindedir.” dedi.</p>

<p><strong>Çocuklar havuz başında bir an bile gözetimsiz bırakılmamalı</strong></p>

<p>Boğulma riskine karşı alınacak tedbirlerin hayati önem taşıdığını dile getiren Dr. Uçan, çocukların havuz çevresinde mutlaka yetişkin gözetiminde bulunması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Dr. Uçan, havuzların yakınında can simidi gibi kurtarma ekipmanlarının hazır bulundurulması, ilk yardım çantasının eksiksiz olması ve acil durumlarda iletişimi sağlayacak imkanların bulunması gerektiğini ifade ederek, “Havuz çevresinde herkes tarafından görülebilen ve okunabilen ‘Havuz Kullanım Talimatları’ bulunmalı.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Islak zemin ciddi yaralanmalara neden olabilir</strong></p>

<p>Havuz çevresindeki kayma ve düşme vakalarının da göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Uçan, “Havuz ve çevresinde olası tehlikelere karşı bilgilendirme levhaları mutlaka asılmalı. Havuz derinlikleri kullanıcıların görebileceği şekilde belirtilmeli ve dalışın yasak olduğu alanlarda güvenlik işaretleri kullanılmalı.” dedi.</p>

<p>Yürüme alanları, duş bölgeleri ve havuz çevresindeki zeminlerin kaymayı önleyici malzemelerden yapılması gerektiğini ifade eden Dr. Uçan, tahliye sistemleri ve mazgalların da düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p><strong>Havuz çevresindeki elektrik ölümcül risk oluşturabilir</strong></p>

<p>Havuzlarda elektrik güvenliğinin en kritik başlıklardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, elektrik tesisatlarının mevzuata uygunluğunun düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Uçan, “Havuz içinde veya çevresindeki elektrik akımının 50 Voltun altında tehlikesiz gerilim olarak nitelendirilen koşulu sağlamasına mutlaka dikkat edilmeli. Havuzlarda 12 volt AC aydınlatma ve uygun temizlik robotları kullanılmalı. Kaçak akım rölesi mutlaka olmalı.” dedi.</p>

<p><strong>Havuz bakımındaki kimyasallar rastgele kullanılmamalı</strong></p>

<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen de havuz suyunun dezenfeksiyonunda kullanılan kimyasalların yanlış depolanması, taşınması veya uygulanmasının ciddi sağlık riskleri doğurabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>“Havuz kimyasalları depolama, elleçleme ve dozajlama sırasında en kritik nokta; kimyasalları asla birbiriyle karıştırmamaktır.” diyen Gezen, kimyasalların serin, kuru ve iyi havalandırılan alanlarda muhafaza edilmesi gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Klor ve asit yan yana bile depolanmamalı</strong></p>

<p>Özellikle asit ve klor içeren ürünlerin birbirinden ayrı tutulması gerektiğini vurgulayan Gezen, “Asit ve kloru aynı rafta veya dolapta bulundurmak ciddi tepkime riskine neden olur. Kimyasallar başka bir kaba aktarılmamalı; orijinal kaplarında, etiketleri ve kapakları korunarak saklanmalıdır.” dedi.</p>

<p>Dökülme ve sızıntılara karşı da önlem alınması gerektiğini belirten Gezen, ambalajların altında sızıntı havuzlarının bulunması gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Gezen, havuz kimyasallarının çocukların ve yetkisiz kişilerin ulaşamayacağı kilitli depolarda saklanması gerektiğini de vurguladı.</p>

<p><strong>Kimyasallarla çalışanlar koruyucu ekipmansız işlem yapmamalı</strong></p>

<p>Havuz bakımını yapan çalışanların kimyasallara doğrudan maruz kalmasının önlenmesi gerektiğini belirten Gezen, “Uygun eldiven, koruyucu gözlük ve maske kullanılmalı. Özellikle klor ürünlerinin ambalajını açarken toksik buhar solunması riski vardır. Taşıma, depolama ve kullanım sırasında özellikle klor ürünlerinin kontrolsüz biçimde suyla teması önlenmelidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Klor ürünlerinin tablet veya granül formda, difüzör ya da çözelti halinde uygun yöntemlerle uygulanması gerektiğini dile getiren Gezen, yoğun kullanım veya yağmur sonrasında gerektiğinde şok klorlama yapılabileceğini ve bunun tercihen akşam saatlerinde gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Şok klorlama sonrası hemen havuza girilmemeli</strong></p>

<p>Havuz suyunda yalnızca kimyasal uygulamanın değil, uygulama sonrasındaki kontrolün de önemli olduğunu belirten Gezen, pH değerinin 7,2–7,6 aralığında tutulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Gezen, “Normal dozaj klorlama sonrasında suya girmek için en az 30 dakika beklenmeli. Şok klorlama sonrasında genellikle 8–12 saat beklenmesi önerilir; suyun pH ve klor değerleri test kitleriyle ölçülmeden havuza girilmemeli.” dedi.</p>

<p>Havuzdan çıktıktan sonra temiz suyla duş alınmasını da öneren Gezen, kimyasal kalıntıların özellikle çocukların hassas ciltlerinde daha hızlı tahrişe yol açabileceğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>İrem Akgümüş</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/havuz-kimyasallarindaki-tehlikeye-dikkat</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/havuz-kimyasalalri.jpg" type="image/jpeg" length="91795"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekran süresi arttıkça çocuklar güçsüzleşiyor!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/ekran-suresi-arttikca-cocuklar-gucsuzlesiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/ekran-suresi-arttikca-cocuklar-gucsuzlesiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tablet, telefon ve bilgisayar kullanımının artması çocukların hareketli oyun ve açık hava etkinliklerine ayırdığı zamanı azaltıyor. Uzmanlar, yetersiz hareketin çocuklarda kas kuvveti, denge ve koordinasyon sorunlarının yanı sıra bilişsel ve sosyal gelişim üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dijital araçların çocukların günlük yaşamında giderek daha fazla yer edinmesi, hareketli oyunlara ayrılan zamanın azalmasına neden oluyor. Uzmanlar, ekran başında geçirilen sürenin artmasıyla birlikte çocukların fiziksel aktivitelerden uzaklaşmasının yalnızca fiziksel gelişimi değil, motor becerileri, sosyal ilişkileri, problem çözme yeteneklerini ve günlük yaşam becerilerini de etkileyebileceği uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Çocuk ve Ergen Gelişimi ve Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇEGOMER) Ergoterapisti Emrullah Harun Kaya, çocukların hareket ederek öğrendiğini ve oyun yoluyla geliştiğini belirterek ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.</p>

<p><strong>Aktif oyun fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimi destekliyor</strong></p>

<p>Tablet, telefon ve bilgisayar gibi dijital araçların çocukların günlük yaşamında daha fazla yer kapladığını belirten Kaya, bunun sonucunda aktif oyun ve açık hava etkinliklerine ayrılan sürenin azaldığını söyledi.</p>

<p>Geçmişte çocukların günlük yaşamında önemli yer tutan sokak oyunları, koşma, tırmanma, bisiklete binme ve arkadaşlarla oynanan hareketli oyunların yerini günümüzde giderek ekran temelli etkinliklerin aldığını ifade eden Kaya, hareketin çocuk gelişiminin temel taşlarından biri olduğunu vurguladı.</p>

<p>Kaya, “Çocuklar hareket ederek öğrenir, oynayarak gelişir. Hareket sırasında bedenlerini tanır, çevreleriyle ilişki kurar, karşılaştıkları sorunlara çözüm üretir ve yeni beceriler kazanırlar. Aktif oyunlar çocukların kas kuvvetini ve dayanıklılığını geliştirirken denge, koordinasyon, dikkat, planlama ve sosyal iletişim becerilerine de önemli katkılar sağlar.” dedi.</p>

<p><strong>Yetersiz hareket denge ve koordinasyonu etkileyebilir</strong></p>

<p>Çocukların fiziksel gelişimleri için düzenli ve çeşitli hareket deneyimlerine ihtiyaç duyduğunu belirten Kaya, yeterince hareket etmeyen çocuklarda kas kuvveti, dayanıklılık, esneklik, denge ve koordinasyon alanlarında güçlükler görülebileceğini söyledi.</p>

<p>Hareketsiz yaşamın çocukların günlük aktivitelerde daha çabuk yorulmasına da yol açabileceğini ifade eden Kaya, koşma, merdiven çıkma, uzun süre ayakta kalma ve yaşıtlarıyla hareketli oyun oynama gibi aktivitelerde çocukların daha çabuk yorulabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Top yakalama, tek ayak üzerinde durma, sıçrama, seksek oynama ve bisiklete binme gibi becerilerde yaşanan güçlüklerin de yetersiz hareketle ilişkili olabileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>Günlük yaşam becerileri de etkilenebilir</strong></p>

<p>Motor becerilerin yalnızca spor yaparken kullanılan yeteneklerden ibaret olmadığını vurgulayan Kaya, çocukların okul ve ev yaşamındaki pek çok aktivitede bedenlerini etkili şekilde kullanmaları gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çanta taşıma, sırada dengeli oturma, kalem kullanma, kıyafet giyme, ayakkabı bağlama, yemek yeme, oyuncakları toplama ve oyun alanında arkadaşlarına katılma gibi günlük aktivitelerin motor becerilerle yakından ilişkili olduğunu belirten Kaya, yeterli hareket deneyimi kazanamayan çocukların günlük yaşam becerilerinde de zorlanabileceğini ifade etti.</p>

<p>Kaya ayrıca oyun sırasında çocukların sürekli karar verdiğine ve çözüm ürettiğine dikkat çekerek, engellerin üzerinden geçme, topun yönünü tahmin etme, dengede kalma ve oyun kuralları oluşturma gibi aktivitelerin bilişsel süreçleri desteklediğini söyledi.</p>

<p><strong>Ergoterapide hedef yalnızca kasları güçlendirmek değil</strong></p>

<p>Ergoterapinin çocukların fiziksel, bilişsel, duyusal, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını birlikte ele aldığını belirten Kaya, çalışmaların çocuğun yaşına, gelişim düzeyine, ilgi alanlarına ve günlük yaşamda yaşadığı güçlüklerine göre planlandığını ifade etti.</p>

<p>Ergoterapide hedefin yalnızca kasları güçlendirmek olmadığını vurgulayan Kaya, çocuğun arkadaşlarıyla rahatça oyun oynayabilmesi, okul etkinliklerine katılabilmesi, günlük yaşam becerilerini mümkün olduğunca bağımsız gerçekleştirebilmesi ve kendisini yeterli hissedebilmesinin de önemli olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Bu belirtiler varsa değerlendirme yapılabilir</strong></p>

<p>Her çocuğun gelişim özelliklerinin farklı olduğuna dikkat çeken Kaya, bazı çocukların hareketli oyunlara kolaylıkla katılırken bazılarının denge, koordinasyon, motor planlama veya duyusal işlemleme alanlarında desteğe ihtiyaç duyabileceğini belirtti.</p>

<p>Çocuğun sürekli düşmesi, merdiven çıkmakta zorlanması, top oyunlarından kaçınması, çabuk yorulması, kalem kullanımında güçlük yaşaması veya günlük yaşam becerilerini yaşıtlarına göre daha zor gerçekleştirmesi halinde gelişimsel değerlendirme yapılabileceğini ifade eden Kaya, erken dönemde sağlanan desteğin çocuğun katılımını ve özgüvenini artırabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Ailelere 30-60 dakika aktif oyun önerisi</strong></p>

<p>Ailelerin evde bulunan güvenli malzemelerle çocukları hareket etmeye teşvik edebileceğini belirten Kaya, yastık, minder ve güvenli mobilyalar kullanılarak mini engel parkurları hazırlanabileceğini söyledi.</p>

<p>Çocukların minderlerin üzerinden geçmesi, belirlenen çizgide yürümesi, sandalyelerin çevresinden dolaşması veya güvenli bir hedefe doğru emeklemesi gibi oyunların denge, koordinasyon ve motor planlama becerilerini destekleyebileceğini belirten Kaya, parkurların çocuğun yaşına uygun hazırlanması ve mutlaka yetişkin gözetiminde kullanılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Müzik eşliğinde dans etmenin de ritim, koordinasyon ve beden farkındalığını desteklediğini ifade eden Kaya, ailelere her gün çocuklarıyla birlikte yaklaşık 30 ila 60 dakikalık hareketli oyun zamanı planlamaları çağrısında bulundu.</p>

<p>Kaya, aktif oyun zamanının yalnızca çocuğun hareket ettiği, ebeveynin ise ekran başında bulunduğu bir süre olmaması gerektiğini belirterek, “Ebeveyn de oyuna katıldığında çocuğun motivasyonu, iletişimi ve oyundan aldığı keyif artar.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/ekran-suresi-arttikca-cocuklar-gucsuzlesiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 18:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/ekran-suresi-cocuklari-gucsuzlestiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="20094"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yağlı yemekten sonra bu ağrı başlıyorsa dikkat! İlk 72 saat kritik]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/yagli-yemekten-sonra-bu-agri-basliyorsa-dikkat-ilk-72-saat-kritik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/yagli-yemekten-sonra-bu-agri-basliyorsa-dikkat-ilk-72-saat-kritik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karnın sağ üst bölümünde başlayıp sırta veya sağ omuza yayılan ve saatlerce süren şiddetli ağrı, basit bir hazımsızlık olmayabilir. Uzmanlar, ateş, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği ağrıların safra kesesi iltihabının habercisi olabileceğini belirterek erken başvurunun önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle yağlı yemeklerin ardından başlayan, karnın sağ üst bölümünde hissedilen ve saatlerce süren şiddetli ağrı basit bir hazımsızlık olmayabilir. Uzmanlar, ateş, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği ağrılarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtiyor. Akut safra kesesi iltihabında ilk 72 saat ise tedavi açısından kritik önem taşıyor.</p>

<p>Karnın sağ üst bölümünde başlayan ve sırta ya da sağ omuza yayılan şiddetli ağrı, toplumda zaman zaman hazımsızlık veya gaz sancısı olarak değerlendirilebiliyor. Ancak bu şikâyetler, akut kolesistit olarak adlandırılan safra kesesi iltihabının habercisi olabiliyor.</p>

<p>Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, özellikle saatlerce devam eden ve ateş, bulantı veya kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrılarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p><strong>En sık neden safra taşları</strong></p>

<p>Safra kesesi, karaciğer tarafından üretilen safrayı depolayarak özellikle yağlı yiyeceklerin sindirimine yardımcı oluyor. Safranın içeriğindeki dengenin bozulmasıyla önce safra çamuru, ardından safra taşları oluşabiliyor.</p>

<p>Bu taşlardan birinin safra kesesinin çıkış kanalını tıkaması durumunda safra akışı engelleniyor ve safra kesesinde ödem ile iltihap gelişebiliyor.</p>

<p>Akut kolesistit vakalarının yaklaşık yüzde 90-95’inin safra taşlarından kaynaklandığını belirten Dr. Çalıkoğlu, safra taşlarının erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-20’sinde görüldüğünü ifade ediyor. Safra taşı bulunan kişilerin önemli bir bölümünde herhangi bir belirti görülmezken, bazı hastalarda safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabiliyor.</p>

<p><strong>Kadınlarda daha sık görülüyor</strong></p>

<p>Safra kesesi iltihabının kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 2-3 kat daha fazla görüldüğü belirtiliyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol miktarını artırması ve hamilelik döneminde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması bu farkın önemli nedenleri arasında yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İleri yaş, aile öyküsü, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlık ve hızlı kilo kaybı da hastalık riskini artıran faktörler arasında bulunuyor.</p>

<p><strong>Yağlı yemeklerden sonra başlayan ağrıya dikkat!</strong></p>

<p>Safra kesesi iltihabının en önemli belirtilerinden biri, özellikle yağlı yemeklerin ardından başlayan sağ üst karın ağrısı olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Ağrı zaman zaman sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta yayılabiliyor ve birkaç saatten uzun sürebiliyor. Bulantı, kusma, iştahsızlık ve ateş de tabloya eşlik edebiliyor.</p>

<p>Hastalığın ilerlemesiyle birlikte titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu görülebiliyor.</p>

<p>Dr. İsmail Çalıkoğlu, bu tür şikâyetlerin basit bir gaz sancısı veya hazımsızlık olarak değerlendirilerek evde geçirilmeye çalışılmasının tanı ve tedavide gecikmeye yol açabileceği uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>Tanıda ilk tercih ultrason</strong></p>

<p>Safra kesesi iltihabının tanısında öncelikle hastanın şikâyetleri ve fizik muayenesi değerlendiriliyor. Kan testleriyle enfeksiyon bulguları araştırılırken, görüntüleme yöntemleri arasında ilk tercih genellikle karın ultrasonografisi oluyor.</p>

<p>Ultrasonla safra taşları, safra kesesi duvarındaki kalınlaşma, çevresindeki sıvı birikimi ve iltihabı düşündüren bulgular büyük ölçüde tespit edilebiliyor. Gerekli durumlarda bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme gibi yöntemlere de başvurulabiliyor.</p>

<p><strong>Kalıcı tedavi cerrahi</strong></p>

<p>Tedavide ilk aşamada damar yoluyla sıvı verilmesi, ağrı kontrolü ve gerekli durumlarda antibiyotik uygulanması mümkün olsa da ilaç tedavisinin her zaman sorunun kaynağını ortadan kaldırmadığı belirtiliyor.</p>

<p>Safra kesesinde taş bulunduğu sürece tekrarlayan iltihap ataklarının ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Dr. Çalıkoğlu, uygun hastalarda kalıcı tedavinin safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılması olduğunu ifade ediyor.</p>

<p><strong>İlk 72 saat kritik</strong></p>

<p>Akut safra kesesi iltihabı tanısı alan ve ameliyata engel ciddi bir sağlık sorunu bulunmayan hastalarda uluslararası cerrahi kılavuzların erken laparoskopik safra kesesi ameliyatını önerdiği belirtiliyor.</p>

<p>Özellikle belirtilerin başlamasından sonraki ilk 72 saat içinde gerçekleştirilen ameliyatın, cerrahi sürecin daha güvenli ilerlemesine, hastanede kalış süresinin ve komplikasyon riskinin azalmasına katkı sağladığı ifade ediliyor.</p>

<p>Tedavide gecikme yaşanması ise iltihabın ilerlemesine, safra kesesinde kangren veya delinme oluşmasına, yaygın karın zarı enfeksiyonuna ve sepsis gibi yaşamı tehdit eden ciddi tablolara yol açabiliyor.</p>

<p>Safra kesesi ameliyatlarının büyük bölümünün kapalı yani laparoskopik yöntemle gerçekleştirildiğini belirten uzmanlar, bu yöntemde daha küçük kesiler kullanılması nedeniyle hastaların daha az ağrı yaşadığını, enfeksiyon riskinin azaldığını ve günlük yaşama daha kısa sürede dönülebildiğini belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/yagli-yemekten-sonra-bu-agri-basliyorsa-dikkat-ilk-72-saat-kritik</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 18:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/siddetli-karin-agrisina-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="66122"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyin sağlığı anne karnında başlıyor!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/beyin-sagligi-anne-karninda-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/beyin-sagligi-anne-karninda-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin sağlığını korumak, artık yalnızca nörolojik hastalıkları tedavi etmekten ibaret görülmüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin sağlığını korumak, artık yalnızca nörolojik hastalıkları tedavi etmekten ibaret görülmüyor.</p>

<p>Dünya genelindeki nöroloji akademilerinin, hastalıklar ortaya çıkmadan beyni korumayı küresel bir sağlık standardı haline getirmeyi hedefleyen yeni bir yol haritası açıkladığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, “Bu kapsamda halkın sağlığını doğrudan etkileyecek dört temel hedef belirlendi.” dedi. Her iki kişiden birinin yaşamı boyunca nörolojik bir hastalıktan etkilenebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Polat, çocukluk dönemindeki beslenme ve kafa travmalarından çevresel risklere, yaşam tarzı alışkanlıklarından bilimsel araştırmalara kadar pek çok unsurun beyin sağlığını doğrudan etkilediğini vurguladı. Doç. Dr. Polat ayrıca, beynin yaşam boyu kendini yenileyebilme kapasitesine sahip olduğunun ve sağlıklı bir beyin için hiçbir zaman geç olmadığının altını çizdi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, dünya nöroloji otoritelerinin benimsediği yeni yaklaşım doğrultusunda, hastalıkları tedavi etmekten çok beyin sağlığını yaşam boyu korumaya odaklanan koruyucu nöroloji anlayışı ve bunun için uygulanması gereken bilimsel, toplumsal ve bireysel adımlar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Hastalık ortaya çıkmadan beyin sağlığını korumak küresel standart hâline getiriliyor!</strong></p>

<p>Dünya genelindeki önde gelen nöroloji akademilerinin, yakın zamanda ortak raporlar ve kararlar yayımladıkları bilgisini veren Doç. Dr. Burcu Polat, “Bu metinlerde yalnızca hastalıkları tedavi etmeyi değil, hastalıklar ortaya çıkmadan beyin sağlığını korumayı da küresel bir standart hâline getirmeyi hedeflediklerini vurguladılar.” dedi.</p>

<p>Yeni yol haritası kapsamında halkın sağlığını doğrudan etkileyecek dört temel hedef belirlendiğini aktaran Doç. Dr. Polat, “Dünya genelinde nöroloji uzmanı ve sağlık personeli sayısı artırılarak, hastaların tedaviye erişim sürelerinin kısaltılması; hekimlerin tükenmişlik yaşamadan hastalarına daha fazla vakit ayırmasının sağlanması; Alzheimer demansı, ALS, inme gibi beyin hastalıklarına kesin çözümler ve yeni ilaçlar bulunması için yürütülen bilimsel araştırmalara verilen bütçe ve desteklerin artırılması; halkın günlük yaşamda beyin sağlığını nasıl koruyacağına dair güvenilir rehberler hazırlanarak ve hastalıkları önleyici küresel kampanyalar yürütülmesi… Bunlara ek olarak; sağlık eğitiminin uygulamalı olarak ilkokuldan itibaren verilmesi çok önemli. Çünkü beyin sağlığı anne karnında başlıyor, daha ilkokuldan itibaren sağlık bilinci gelişmiş bir anne adayı sağlıklı bir çocuk dünyaya getirecektir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Nörologlar, yeni gelişmekte olan koruyucu nöroloji alanını ilerletmek için de çalışabilir!</strong></p>

<p>Beynin, insan vücudunun merkezi komuta ve kontrol merkezi olarak işlev gördüğünü ve fiziksel, zihinsel ve sosyal refahımızdan sorumlu bir organ olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Polat, “Nörologlar, beyin sağlığı alanında uzman olarak hizmet vermelerinin yanı sıra yeni gelişmekte olan koruyucu nöroloji (preventive neurology) alanını ilerletmek için de çalışabilirler.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 21. yüzyıl için etkin bir beyin sağlığı vizyonu ve eylem planına ihtiyaç olduğunu dile getiren Doç. Dr. Polat, “Beyin sağlığı; bir insanın yaşamı boyunca fiziksel, zihinsel ve sosyal refahını en iyi şekilde destekleyen ideal beyin fonksiyonlarına sahip olması ve bunu sürdürmesidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Her iki kişiden biri yaşamı boyunca nörolojik hastalık riskiyle karşı karşıya! </strong></p>

<p>Yapılan güncel araştırmalara göre, her iki kişiden birinin hayatının bir döneminde bir nörolojik hastalık veya bozukluktan etkilendiğine işaret eden Doç. Dr. Burcu Polat, şunları söyledi:</p>

<p>“Beyin sağlığının korunması için 4 ana alana odaklanılmalı. İlki bilim. Beyin hastalıklarını önleyecek tıbbi buluşlar için bilimsel araştırmalar hızlandırılmalı. Ardından sağlık çalışanlarına her dönemde güvenilir ve güncel beyin sağlığı kaynakları sunulmalı. Beyin sağlığını koruyan yasaların çıkması için hükümetlerle çalışılmalı. Topluma, yaşlılıkta zihinsel gerilemeyi önleyecek pratik ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları çocukluktan itibaren öğretilmeli.”</p>

<p><strong>Çocuklukta geçirilen kafa travmaları yıllar sonra da beyni etkileyebiliyor! </strong></p>

<p>Günlük yaşam için bilimsel ipuçları paylaşan Doç. Dr. Polat, “Çocukluk çağından itibaren doğru beslenme, beyin hastalıkları riskini azaltır. Okul çağında yaşanan kafa travmalarının (spor yaralanması, trafik kazaları), yıllar sonra bile beyin sağlığını olumsuz etkileyebileceği kanıtlanmıştır. Beyindeki mikro plastik birikimi, hava kirliliği gibi güncel çevre sorunları bilim dünyası tarafından yakından takip edilmektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Beyin yaşam boyu kendini yenileyebilir! </strong></p>

<p>“Beyin için hiçbir zaman geç değil!” diyen Doç. Dr. Burcu Polat, iki önemli kavrama dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Plastisite ve bilişsel sermaye… Beyin, yaşamın her döneminde yapısal ve fonksiyonel olarak adapte olabilir, yeniden şekillenebilir ve kendisini yenileyebilir. Her beyin değişen oranlarda bir plastisiteye yani değişip dönüşme potansiyeline sahiptir. Hayat boyu öğrenme, bilişsel (bellek, dikkat, planlama, soyutlama vb. işlevler) olarak aktif olmak ve sosyal etkileşimin yüksek olması bireylerin akıl (beyin) sermayesine katkıda bulunur.</p>

<p>Yani geç kalmadınız, beyin sağlığınız için hemen bugün bir yerlerden başlayın! Sigarayı bırakmak, kilo kontrolü sağlamak, asansör yerine merdiven kullanmak, gün içinde kısa molalar verip nefes egzersizleri yapmak ya da kitap okumaya başlamak gibi küçük adımlarla başlanabilir. Sürdürülebilir ve gerçekçi hedefler belirleyerek sağlığı geri kazanmak mümkün. Hastalıklar kader değildir!”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/beyin-sagligi-anne-karninda-basliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/1786102309-burcu-polatpng.jpg" type="image/jpeg" length="77612"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastane çalışanlarının paylaşımları hastaneyi bağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/hastane-calisanlarinin-paylasimlari-hastaneyi-baglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/hastane-calisanlarinin-paylasimlari-hastaneyi-baglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hastane çalışanlarının sosyal medya paylaşımları, kimi zaman yalnızca kişisel bir paylaşım olmaktan çıkıp çalıştıkları sağlık kuruluşu açısından da hukuki sonuçlar doğurabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastane çalışanlarının sosyal medya paylaşımları, kimi zaman yalnızca kişisel bir paylaşım olmaktan çıkıp çalıştıkları sağlık kuruluşu açısından da hukuki sonuçlar doğurabiliyor. Peki bir çalışanın yaptığı paylaşım hangi durumlarda hastaneyi bağlar, hastanenin sorumluluğu ne zaman gündeme gelir?</p>

<p>İzmir Barosu Sağlık Hukuku Komisyonu Üyesi Avukat Özge Özmen Korkut, bu önemli konuda şu bilgileri verdi:</p>

<p><strong>Hastane, çalışanın paylaşımından sorumlu mu?</strong></p>

<p>“Sağlık kuruluşlarında sosyal medya riski yalnızca sağlık kuruluşunun resmi hesabından yapılan paylaşımlarla sınırlı değil. Çalışanların özellikle hastane içerisindeki hastaların bilgilerini paylaştığı ya da hastanenin içeriğine yönelik paylaşımları, hasta görüntüsü, operasyon odası görüntüsü, ameliyat süreci, hasta dosyası, ekran görüntüsü ya da hasta kimliğini ortaya çıkarabilecek herhangi bir görüntü paylaşması oldukça riskli. Bu noktada hastane çalışanın eyleminden dolayı sorumlu tutulabilir.</p>

<p>Çünkü hastanın veri güvenliği, çalışanların eğitimi, iç prosedür ve denetim yükümlülükleri gündeme gelebilir. Ayrıca bu paylaşımlar sadece KVKK (Kişisel Verileri Koruma Kurumu) yönünden değil, hasta mahremiyeti, meslek etiği, reklam yasağı ve kurum itibarı açısından da risk yaratabilir.</p>

<p><strong>Yabancı hastalarda risk büyüyor</strong></p>

<p>Özellikle de sağlık turizminde bu risk daha da büyüyor. Yabancı hasta görüntülerinin paylaşılması sosyal medya krizi haline de gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle hastanelerin sadece kendi resmi hesaplarındaki paylaşımları değil, aynı zamanda çalışanların hesaplarından yapılan paylaşımları da belirli bir politika altına alması gerekir.</p>

<p>Peki ne yapılmalı?</p>

<p><strong>6 adımda krizi önleyin</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışanlara hasta mahremiyeti ve KVKK eğitimi verilmeli.</p>

<p>Operasyon alanlarında fotoğraf ve video çekimine ilişkin kurallar çok net olmalı.</p>

<p>Yabancı hastalar açısından sağlık turizmi kapsamındaysa hasta görüntüsünün alımına ilişkin izinlerin çok ayrıntılı ve netleştirilmiş bir şekilde alınmış olmalı.</p>

<p>Kişisel hesaplardan hasta, operasyon ve kurum içi görüntülerin paylaşımı yasak veya kontrollü hale getirilmiş olmalı.</p>

<p>Sosyal medya ajansı, tercüman, hasta danışmanı ve freelance ekiplerle ayrıca gizlilik ve veri koruma sözleşmeleri yapılmalı.</p>

<p>İhlal halinde nasıl hareket edileceğine ilişkin de bir kriz yönetim planı oluşturulmalı.</p>

<p>Çünkü bir çalışanın paylaşımı hastanenin de büyük bir risk altına girmesine sebebiyet verebilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/hastane-calisanlarinin-paylasimlari-hastaneyi-baglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/egitim/1786218902-av-zge-zmen-korkut-3-png.jpg" type="image/jpeg" length="64281"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sosyal medyada yemek videolarına ayrılan süre arttıkça kontrolsüz ve duygusal yeme eğilimi artıyor’]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/sosyal-medyada-yemek-videolarina-ayrilan-sure-arttikca-kontrolsuz-ve-duygusal-yeme-egilimi-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/sosyal-medyada-yemek-videolarina-ayrilan-sure-arttikca-kontrolsuz-ve-duygusal-yeme-egilimi-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencileri, sosyal medyada yemek içerikli videoların yeme davranışları ve beden algısı üzerindeki etkilerini inceleyen bir araştırma gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencileri, sosyal medyada yemek içerikli videoların yeme davranışları ve beden algısı üzerindeki etkilerini inceleyen bir araştırma gerçekleştirdi. Araştırma, sosyal medyada yemek içerikli videolara ayrılan süre arttıkça kontrolsüz ve duygusal yeme eğiliminin arttığını, buna karşılık beden memnuniyetinin azaldığını ortaya koydu. Bulgular, genç yetişkinlerde medya ve beslenme okuryazarlığının güçlendirilmesinin önemine işaret ediyor.</p>

<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencileri Aslı Başak Toprak, Tuğbanur Sarıtaş, İpek Arslan ve Zeynep Özgen’in, BİLGİ Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger danışmanlığında sosyal medyada yemek içerikli videoların yeme davranışları ve beden algısı üzerindeki etkilerini inceleyen bir araştırma gerçekleştirdi.</p>

<p>Araştırmaya göre, bu videolara ayrılan süre arttıkça kontrolsüz ve duygusal yeme eğilimi artarken beden memnuniyeti azalıyor. Bulgular, yeme davranışları ve beden algısı üzerinde belirleyici olanın sosyal medyada geçirilen toplam süreden ziyade, maruz kalınan içeriklerin niteliği olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin farklı illerinde yaşayan 364 yetişkinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada, yemek videolarına ayrılan süre arttıkça kontrolsüz ve duygusal yeme eğilimlerinin yükseldiği, beden memnuniyetinin ise azaldığı belirlendi.</p>

<p><strong>Katılımcılar en çok yemek tarifleri videolarını izliyor</strong></p>

<p>Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 37,9’u en sık yemek tarifleri videolarını izlediğini belirtirken, yüzde 31,6’sı restoran ve yemek incelemeleri içeriklerini takip ediyor. Spor ve diyet içerikleri yüzde 18,7 ile üçüncü sırada yer alırken, mukbang ve tadım videolarını en sık izlediğini belirtenlerin oranı ise yüzde 11,8’de kaldı.</p>

<p><strong>Video izleme süresi arttıkça kontrolsüz ve duygusal yeme eğilimi yükseliyor</strong></p>

<p>Araştırma bulguları, yemek içerikli videolara ayrılan sürenin artmasıyla birlikte katılımcıların kontrolsüz yeme, bilişsel kısıtlama ve duygusal yeme eğilimlerinin de arttığını ortaya koydu. Özellikle günde 2-4 saat ve 4 saatin üzerinde bu tür içerikleri izleyen katılımcıların yeme davranışlarına ilişkin puanlarının daha yüksek olduğu belirlendi. Öte yandan, video izleme süresi uzadıkça beden memnuniyeti puanlarının kademeli olarak azaldığı görüldü. Araştırmada, yemek içerikli videoları en uzun süre izleyen katılımcıların beden memnuniyeti puanlarının en düşük düzeyde olduğu saptandı.</p>

<p><strong>Kadınların duygusal yeme puanları daha yüksek</strong></p>

<p>Araştırma sonuçlarına göre kadın katılımcıların duygusal yeme puanları erkeklere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek çıktı. Ayrıca beden kitle indeksi arttıkça beden memnuniyetinin azaldığı, 31 yaş ve üzerindeki bireylerin ise beslenme davranışlarını daha kontrollü biçimde sürdürmeye eğilimli oldukları belirlendi.</p>

<p><strong>TikTok kullanıcılarında kontrolsüz yeme puanı daha yüksek</strong></p>

<p>Araştırmada sosyal medya platformları arasındaki farklılıklar da dikkat çekti. En sık TikTok kullandığını belirten katılımcılar, araştırmadaki en yüksek kontrolsüz yeme puanı ortalamasına sahip oldu. Buna karşılık beden memnuniyeti puanı en yüksek grup Instagram kullanıcıları olarak belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>‘Medya ve beslenme okuryazarlığının güçlendirilmesi kritik önem taşıyor’</strong></p>

<p>Araştırmanın danışmanı İstanbul Bilgi Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Emre Batuhan Kenger, araştırma bulgularını değerlendirerek şunları söyledi:</p>

<p>“Sosyal medyada yemek içerikleri artık yalnızca tarif ya da eğlence içeriği olmaktan çıkıp, bireylerin yeme davranışlarını ve beden algısını etkileyebilen güçlü bir dijital uyarana dönüşmüş durumda. Çalışmamız, özellikle yemek videosu izleme süresi arttıkça kontrolsüz ve duygusal yeme eğilimlerinin yükseldiğini, beden beğenisinin ise azaldığını gösteriyor. Bu nedenle sosyal medyayı tamamen olumsuzlamak yerine, kullanıcıların hangi içeriklere, ne kadar süreyle ve nasıl maruz kaldığını dikkate almak gerekiyor. Genç yetişkinlerde medya ve beslenme okuryazarlığının güçlendirilmesi bu açıdan kritik görünüyor.”</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/sosyal-medyada-yemek-videolarina-ayrilan-sure-arttikca-kontrolsuz-ve-duygusal-yeme-egilimi-artiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/1786087884-b-l-g-beslenme-ve-diyetetikjpeg.jpg" type="image/jpeg" length="48260"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çankırı Devlet Hastanesinde sendikal vesayet yöneticilerine maaş kesme cezası talebi!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/cankiri-devlet-hastanesinde-sendikal-vesayet-yoneticilerine-maas-kesme-cezasi-talebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/cankiri-devlet-hastanesinde-sendikal-vesayet-yoneticilerine-maas-kesme-cezasi-talebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çankırı Devlet Hastanesinde Sağlık-Sen üst kurul delegesi olarak da görev yapan Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Kadir Barak hakkında disiplin soruşturmasında muhakkik, maaştan kesme cezası istedi. Soruşturma dosyasında, olayın diğer tarafları hakkında da çeşitli disiplin cezaları istendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çankırı Devlet Hastanesinde Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü olarak görev yapan ve aynı zamanda Sağlık-Sen üst kurul delegesi olan Kadir Barak’ın da yer aldığı disiplin soruşturması tamamlandı. Soruşturma kapsamında görevlendirilen muhakkik tarafından hazırlanan raporda Barak hakkında maaştan kesme cezası talep edildi.</p>

<p>Çankırı Devlet Hastanesinde yaşandığı belirtilen olay, Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Kadir Barak’ın kendisine bağlı çalışan hemşire G.A.’nın izin talebini önce uygun bulması, daha sonra ise bu kararını değiştirmesiyle başladı.</p>

<p>Edinilen bilgilere göre, bunun üzerine G.A.’nın kararın yeniden değerlendirilmesi amacıyla müdürün makam odasına gittiği, burada taraflar arasında tartışma yaşandığı iddia edildi.</p>

<p>Tartışmanın ardından beyaz kod verilirken, makam odasının kapısına hemşire G.A.’nın tekme attığı yönünde tutanak tutuldu.</p>

<p>Ancak soruşturmanın en dikkat çeken ayrıntısı, güvenlik kamera kayıtlarının incelenmesiyle ortaya çıktı.</p>

<p>Muhakkik tarafından olayın taraflarının ifadeleri alınırken, hastanenin güvenlik kamera görüntüleri de incelendi.</p>

<p>Kamera kayıtlarında makam odasının kapısına tekme atıldığına ilişkin herhangi bir görüntünün bulunmadığı iddia edildi.</p>

<p>Soruşturmada ayrıca Sağlık Sen Şube Yönetiminde yer alan Acil Sağlık Sorumlusu Cengizhan Demir’in, güvenlik görevlilerine olayı görmedikleri hâlde hazırlanan tutanağa imza attırdığı iddiaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu iddialar, hastanedeki disiplin ve yönetim mekanizmasının nasıl işletildiğine ilişkin işaretleri de gözler önüne seriyor.</p>

<p>Soruşturma sonunda muhakkik tarafından; Kadir Barak ve Cengizhan Demir için maaştan kesme, hemşire G.A. için uyarma, güvenlik görevlileri T.A. ve A.A. için ise yevmiyeden kesme cezası talep edildiği iddia ediliyor.</p>

<p>Önemli bir ayrıntı ise şu: Söz konusu cezalar henüz kesinleşmiş değil. Gözler şimdi Çankırı Devlet Hastanesinin en üst sicil amiri Başhekimi Uzm. Dr. Ertuğrul Ekici’ye çevrilmiş durumda. Ekici’nin, muhakkik tarafından hazırlanan raporda yer alan disiplin cezası taleplerini kabul edip etmeyeceği merak konusu.</p>

<p>Özellikle kamera kayıtlarında “kapıya tekme” görüntüsünün bulunmadığının rapora yansıdığı bir dosyada, tutanak sürecine ilişkin iddiaların nasıl değerlendirileceği, kamuoyunun cevabını beklediği sorular arasında.</p>

<p>[related-posts-archive id="8781" color="bg-primary"][/related-posts-archive]</p>

<p>[related-posts-archive id="9209" color="bg-primary"][/related-posts-archive]</p>

<p><strong>Çankırı sağlığında yıllardır vesayet tartışmaları gündemde!</strong></p>

<p>Çankırı Devlet Hastanesindeki soruşturma, yalnızca yaşanan tartışma ve düzenlenen tutanak üzerinden değil, hastane yönetimi ile sendikal yapılanma arasındaki ilişki açısından da değerlendirilmeli.</p>

<p>Çankırı sağlığında uzun yıllara dayanan süreçte yönetici pozisyonuna gelenlerin etik olarak sendika yönetimlerinde görev almaması gerekir. Ancak sağlıkta sendika bir vesayet aparatına dönüştürülürken, Çankırı Postası geçtiğimiz yıllarda bu usulsüzlükleri çarşaf çarşaf sayfalarında yazarak kamuoyunun dikkatine sunmuştu. Binlerce hasta kaydı yine aynı zihniyete sahip kişiler tarafından hastane dışına çıkartılmış, evrakta tahrifat ve sahtecilik yaşanmıştı.</p>

<p>Kadir Barak hakkında daha önce mahkemede açılan bir davada hâkimlikçe verilen kararda görevi kötüye kullanma suçundan 5 ay hapis cezası verilmiş hükmün açıklanması geri bırakılmıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çankırı Postası olarak geçmiş yıllarda da Çankırı sağlık teşkilatında sendikal yapılanma ile yönetim arasındaki ilişkilere yönelik çeşitli iddiaları gündeme taşımış, malum sendikaya üye olmayan sağlık çalışanlarına yönelik birçok baskı ve mobbing iddiasını kamuoyunun dikkatine sunmuştuk.</p>

<p>Şimdi ise yeni soruşturma dosyası, “Sendika mı yönetiyor, yönetim mi sendikayı?” tartışmasını yeniden alevlendirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ercan Şeker</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/cankiri-devlet-hastanesinde-sendikal-vesayet-yoneticilerine-maas-kesme-cezasi-talebi</guid>
      <pubDate>Sat, 08 Aug 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/gundem/cankiri-sendiskal-vesayet.jpg" type="image/jpeg" length="79202"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı heyeti Çankırı’daki yatırımları inceledi]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/saglik-bakanligi-heyeti-cankiridaki-yatirimlari-inceledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/saglik-bakanligi-heyeti-cankiridaki-yatirimlari-inceledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı Sağlık Yatırımları Genel Müdürü Mehmet Fidan ve beraberindeki heyet, Çankırı’da yapımı süren ve planlanan sağlık yatırımlarını yerinde değerlendirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı Sağlık Yatırımları Genel Müdürü Mehmet Fidan, Genel Müdür Yardımcıları Suat Diller ve Adem Yılmaz, Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut ile birlikte ilde devam eden ve planlanan sağlık yatırımlarını yerinde inceledi.</p>

<p>Heyetin ilk durağı yapımı süren 400 Yataklı Çankırı Devlet Hastanesi oldu. İnşaat alanında yürütülen çalışmalar değerlendirilirken, hastanenin en kısa sürede tamamlanarak hizmete açılması amacıyla ikmal ihalesi sürecine ilişkin planlamalar ele alındı.</p>

<p>Ziyaret programında ayrıca yatırım programında yer alan Ilgaz Devlet Hastanesi ile Aksu Sağlık Kompleksi projeleri de değerlendirildi. Teknik süreçler ve projelerin hayata geçirilmesine yönelik izlenecek yol haritası üzerinde görüş alışverişinde bulunuldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi kapsamında Kale Altı Aile Sağlığı Merkezi ile Zübeyde Hanım Aile Sağlığı Merkezi için yürütülen kamulaştırma süreçleri de masaya yatırıldı. Söz konusu tesislerin en kısa sürede hizmete kazandırılması amacıyla yürütülen çalışmalar gözden geçirildi.</p>

<p>Program kapsamında Kızılırmak Devlet Hastanesi'nin yatırım programına alınmasına yönelik talep de Sağlık Yatırımları Genel Müdürü Mehmet Fidan'a iletildi.</p>

<p>Heyet, kültür varlığı olarak tescilli İl Sağlık Müdürlüğü ek hizmet binalarında da incelemelerde bulunarak güçlendirme ve restorasyon çalışmalarına ilişkin teknik süreçleri ile ödenek ihtiyaçlarını değerlendirdi.</p>

<p>İncelemelerin ardından yapılan değerlendirmede, Çankırı'da devam eden ve planlanan sağlık yatırımlarının kararlılıkla sürdürüleceği, kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilerek vatandaşlara sunulan sağlık hizmetlerinin fiziki altyapısının daha da geliştirileceği vurgulandı.</p>

<p><img alt="Saglik Bakanligi Cankiridaki Saglik Yatirimlerini Inceledi1" class=" detail-photo img-fluid" height="847" src="https://cankiripostasicom.teimg.com/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/saglik-bakanligi-cankiridaki-saglik-yatirimlerini-inceledi1.jpg" width="1200" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/saglik-bakanligi-heyeti-cankiridaki-yatirimlari-inceledi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 14:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/saglik-bakanligi-cankiridaki-saglik-yatirimlerini-inceledi.jpg" type="image/jpeg" length="44319"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İl Sağlık Müdürü Bulut, Ilgaz Devlet Hastanesi'nde incelemelerde bulundu]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-bulut-ilgaz-devlet-hastanesinde-incelemelerde-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-bulut-ilgaz-devlet-hastanesinde-incelemelerde-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut, Ilgaz İlçe Devlet Hastanesi'ni ziyaret ederek sunulan sağlık hizmetlerini yerinde değerlendirdi. Bulut, hastane personeliyle bir araya gelerek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çankırı İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut, Ilgaz İlçe Devlet Hastanesi'ni ziyaret ederek hastanede sunulan sağlık hizmetlerini yerinde inceledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ziyaret kapsamında hastanenin çeşitli birimlerinde incelemelerde bulunan Bulut, sağlık çalışanlarıyla bir araya gelerek yürütülen çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı. Sağlık personeliyle sohbet eden Bulut, çalışanların talep ve görüşlerini de dinledi.</p>

<p>İl Sağlık Müdürü Bulut'a ziyaret sırasında Hastane Başhekimi Dr. Ahmet Aytekin, İdari ve Mali İşler Müdürü Yalçın Taşalan ile Müdür Yardımcısı Gülşah Nizam eşlik etti.</p>

<p>Ziyaretin sonunda sağlık hizmetlerinin etkin ve kaliteli şekilde sunulmasında görev alan tüm personele teşekkür eden Bulut, özverili çalışmalarından dolayı sağlık çalışanlarını tebrik ederek görevlerinde başarılar diledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>ILGAZ, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/il-saglik-muduru-bulut-ilgaz-devlet-hastanesinde-incelemelerde-bulundu</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/ilceler/ilgaz/bulut-ilgaz-hastanesinde-incelemelerde-bulundu.jpg" type="image/jpeg" length="40278"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş hekimliğinde artık sadece el becerisi yeterli değil!]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Ergün Yücel: “Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Ergün Yücel: “Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor”</p>

<p>Yapay zekâ destekli teşhis sistemlerinden dijital tedavi planlamalarına kadar pek çok yeniliğin mesleğin geleceğini şekillendirdiğine dikkat çeken Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, "Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı. Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hale geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz. Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor…” dedi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, geleceğin diş hekimlerinin günümüzde nasıl yetişmesi gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>"Artık sadece el becerisi yeterli değil"</strong></p>

<p>Diş hekimliğinin önümüzdeki yıllarda bugünkünden çok daha farklı bir noktaya ulaşacağını ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, teknolojik gelişmelerin mesleğin doğasını değiştirdiğini söyledi.</p>

<p>"Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı." diyen Yücel, "Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hale geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi.</p>

<p><strong>"Bilgiyi ezberleyen değil, sorgulayan hekimler yetiştiriyoruz"</strong></p>

<p>Teknolojinin önemine rağmen hekimliğin temelinde insanın bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, "Bizim temel yaklaşımımız; literatürü takip edebilen, bilimsel gelişmeleri izleyen, proje hazırlayabilen, sürekli öğrenmeye açık öğrenciler yetiştirmek. Bunun yanında teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin hastasını anlayabilen, doğru karar verebilen, düşünebilen, sorgulayan ve empati kurabilen hekimler yetiştirmek en önemli hedefimiz." diye konuştu.</p>

<p><strong>"Proje üretmeyen bir eğitim anlayışı eksik kalır"</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi'nde bilimsel üretimin öğrencilik yıllarında başladığını belirten Prof. Dr. Yücel, "Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz. Bu nedenle proje kavramı fakültemizde son derece önemli. Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyoruz, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyoruz, bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Biz mezun olan bir öğrenciyi sadece klinikte hasta tedavi eden biri olarak değil, aynı zamanda yeni fikirler geliştirebilen, araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen bir diş hekimi olarak yetiştirmeyi amaçlıyoruz." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Yapay zekâ hekimin yerine geçmiyor, hekime ikinci göz oluyor"</strong></p>

<p>Yapay zekânın sağlık alanındaki yükselişinin diş hekimliğinde de çok belirgin şekilde hissedildiğini ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, "Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor. Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor." dedi.</p>

<p><strong>"Dijital sistemler daha doğru tedavi planlaması sağlıyor"</strong></p>

<p>Dijital teknolojilerin yalnızca tanıda değil, tedavi planlamasında da büyük kolaylık sağladığını dile getiren Prof. Dr. Yücel, "Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hale geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek, deneyimleyerek mezun oluyorlar.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>"Tecrübeli akademik kadromuz öğrencilerimize gerçek klinik deneyim kazandırıyor"</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nin güçlü akademik kadrosunun önemli avantaj sağladığını belirten Prof. Dr. Yücel, "Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar.” dedi.</p>

<p><strong>"Tüm eğitim alanları aynı bina içerisinde"</strong></p>

<p>Fakültenin fiziksel altyapısının da eğitim kalitesini artırdığını ifade eden Prof. Dr. Ergün Yücel, "Kliniklerimiz, diş hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor."</p>

<p><strong>"İstanbul'un merkezinde ulaşımı kolay bir fakülteyiz"</strong></p>

<p>Merkezi konumun da öğrencilere önemli avantaj sunduğunu belirten Prof. Dr. Yücel, "İstanbul gibi büyük bir şehirde kolay ulaşılabilir bir kampüste eğitim görmek öğrenciler açısından ciddi bir avantaj oluşturuyor." ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>"DUS hazırlığında da öğrencilerimizin yanındayız"</strong></p>

<p>Diş Hekimliğinde Uzmanlık Sınavı (DUS) hazırlık sürecine de destek verdiklerini belirten Prof. Dr. Yücel, "Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz."</p>

<p><strong>"SGK anlaşması sayesinde öğrencilerimiz çok sayıda vaka görüyor"</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi'nin SGK anlaşmalı olmasının öğrencilere önemli klinik deneyim kazandırdığını belirten Prof. Dr. Yücel, "SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar." dedi.</p>

<p><strong>"Teknoloji gelişse de diş hekimliğinin merkezinde insan vardır"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tüm teknolojik gelişmelerin insan faktörünün önüne geçemeyeceğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Tüm teknolojik gelişmelere karşın hastayla kurulan iletişim, güven, empati insan odaklı mesleğimizin en önemli kavramları olup, bizler eğitimde bu noktalara ve insani değerleri özümsemiş öğrenciler yetiştirmeye özellikle önem veriyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/dis-hekimliginde-artik-sadece-el-becerisi-yeterli-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/1785396907-i-m-g-4013-1-002.jpg" type="image/jpeg" length="94013"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun Yaşamın Yeni Formülü: Hafta İçi Bitkisel, Hafta Sonu Hayvansal Beslenme]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/uzun-yasamin-yeni-formulu-hafta-ici-bitkisel-hafta-sonu-hayvansal-beslenme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/uzun-yasamin-yeni-formulu-hafta-ici-bitkisel-hafta-sonu-hayvansal-beslenme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acıbadem Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, beslenme alışkanlıklarıyla ilgili yeni yaklaşımı paylaştı…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme alışkanlıkları, uzun yaşam ve sağlıklı yaşlanma üzerinde etkili olan en önemli yaşam tarzı faktörleri arasında yer alıyor. Bu kapsamda bilim dünyasında giderek daha fazla ilgi gören yaklaşımlardan biri, hafta içi ağırlıklı olarak bitkisel beslenmek, hafta sonlarında ise kaliteli hayvansal proteinleri ölçülü şekilde tüketmek. Son yıllarda yayımlanan bilimsel çalışmalar, bitki temelli beslenmenin kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, obezite ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu etkiler sağlayabileceğini ortaya koyarken, uzmanlar tamamen yasaklayıcı diyetler yerine sürdürülebilir beslenme modellerinin daha gerçekçi sonuçlar verdiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Uzun yaşam (longevity) alanında yapılan araştırmaları değerlendiren Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Baş, sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, zeytinyağı ve kuruyemişlerin merkezde olduğu beslenme modellerinin hem yaşam süresini hem de yaşam kalitesini desteklediğini vurguluyor. Prof. Dr. Murat Baş'a göre özellikle de hafta içi sebze, meyve ve baklagillerin ağırlıkta olduğu bir beslenme düzeni benimsemek, hafta sonlarında ise ölçülü miktarda et, balık ve diğer hayvansal proteinlere yer vermek hem uygulanması daha kolay hem de uzun vadede sürdürülebilir bir yaklaşım sunuyor.</p>

<p>Hafta içi bitkisel beslenmenin vücuda yeniden denge kazandırdığını söyleyen Prof. Dr. Murat Baş, uzun yaşamın tek bir besine ya da katı diyet kurallarına bağlı olmadığını belirterek, “Uzun yaşam araştırmalarında karşımıza çıkan en önemli ortak nokta, bitkisel besinlerin beslenmenin merkezinde yer almasıdır. Hafta içi ağırlıklı olarak sebze, meyve, baklagil ve tam tahıllara yönelmek; lif alımını artırırken bağırsak mikrobiyotasını destekliyor, inflamasyonu azaltıyor ve metabolik sağlığı güçlendiriyor" diyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş, özellikle yoğun iş temposunda sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmanın önemine dikkat çekerek, "İnsanların büyük bölümü katı diyetleri uzun süre devam ettiremiyor. Bu nedenle uygulanabilir ve yaşam tarzına dönüşebilen modeller çok daha değerli" şeklinde konuşuyor.</p>

<p><strong>Hayvansal Gıdalardan Tamamen Vazgeçmek Doğru Değil </strong></p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş'a göre sağlıklı yaşamak için eti tamamen hayatımızdan çıkarmak da gerekmiyor: “Toplumda sıklıkla iki uç yaklaşım görüyoruz; ya her gün yüksek miktarda hayvansal gıda tüketiliyor ya da tamamen bırakılması gerektiği düşünülüyor. Oysa bilim bize dengenin daha önemli olduğunu gösteriyor. Hafta sonlarında kaliteli ve kontrollü miktarda hayvansal protein tüketmek, birçok kişi için hem uygulanabilir hem de sürdürülebilir bir seçenek olabilir”…</p>

<p>Bu yaklaşımın lif açısından zengin bitkisel beslenmenin avantajlarını korurken, bireylerin sosyal yaşamlarını ve beslenme alışkanlıklarını da daha rahat yönetmelerine olanak sağladığı belirtiliyor.</p>

<p>Bağırsak Sağlığı ve Uzun Yaşam Arasında Güçlü Bağ</p>

<p>Bilim insanları, birçok kronik hastalığın bağırsak sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguluyor. Liften fakir beslenme bağırsak bariyerini zayıflatabilirken, yararlı bakterilerin azalmasına ve kronik inflamasyonun artmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Baş, "Sebzeler, meyveler, baklagiller ve tam tahıllardan gelen lifler yalnızca sindirim sistemimizi değil, bağışıklık ve metabolik sağlığımızı da destekliyor. Bu nedenle hafta içi bitkisel ağırlıklı beslenme modeli, uzun yaşam açısından son derece değerli bir yatırım olarak görülmeli" diyor.</p>

<p><strong>Uzun Yaşamın Sırrı Yasaklarda Değil, Dengede</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre hafta içi bitkisel, hafta sonu kontrollü hayvansal gıda tüketimine dayanan model; lif alımını artırıyor, bağırsak dostu bakterileri destekliyor, doymuş yağ yükünü azaltabiliyor ve metabolik esnekliğin korunmasına katkı sağlayabiliyor. Prof. Dr. Murat Baş, “Uzun yaşamın sırrı mükemmel diyetlerde değil, sürdürülebilir alışkanlıklarda saklı. Beslenmede önemli olan her şeyi yasaklamak değil; doğru dengeyi kurabilmek. Hafta içi bitkisel, hafta sonu ölçülü hayvansal beslenme yaklaşımı da bu dengenin kurulmasına yardımcı olabilecek pratik modellerden biri olarak öne çıkıyor” şeklinde sözlerini tamamlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/uzun-yasamin-yeni-formulu-hafta-ici-bitkisel-hafta-sonu-hayvansal-beslenme</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 14:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/1785222844-prof-dr-murat-ba.jpg" type="image/jpeg" length="85408"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çankırı'da sağlık noktaları 4 bin 883 vatandaşa ulaştı]]></title>
      <link>https://www.cankiripostasi.com/cankirida-saglik-noktalari-4-bin-883-vatandasa-ulasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.cankiripostasi.com/cankirida-saglik-noktalari-4-bin-883-vatandasa-ulasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çankırı'da 12 Haziran-31 Temmuz tarihleri arasında camilerde yürütülen "Cuma Sonrası Sağlık Noktası" programı kapsamında 4 bin 883 vatandaşa bağırsak kanseri taraması yapıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çankırı İl Sağlık Müdürlüğü tarafından vatandaşların ücretsiz kanser taramalarına erişimini artırmak amacıyla hayata geçirilen "Cuma Sonrası Sağlık Noktası" programı tamamlandı. 12 Haziran'da başlayan uygulama, 31 Temmuz'da Sultan Süleyman Camii'nde gerçekleştirilen son etkinlikle sona erdi.</p>

<p>Program kapsamında il merkezi ile 11 ilçede önceden belirlenen toplam 12 camide eş zamanlı sağlık noktaları kuruldu. Özellikle 50-70 yaş grubundaki vatandaşların bağırsak (kolorektal) kanseri taramalarından faydalanmasını amaçlayan uygulamada, vatandaşlara gaitada gizli kan testi kitleri dağıtıldı.</p>

<p>Sağlık noktalarında ayrıca meme kanseri ve rahim ağzı kanseri taramaları hakkında bilgilendirme yapılarak uygun yaş grubundaki vatandaşlar ücretsiz tarama hizmetlerine yönlendirildi.</p>

<p>İki aya yakın süren program boyunca toplam 4 bin 883 vatandaş bağırsak kanseri taramasından geçirildi. Yapılan değerlendirmelerde 49 kişide şüpheli bulgu tespit edilirken, bu kişiler ileri tetkik ve değerlendirme amacıyla Çankırı Tarama Sonrası Teşhis Merkezi'ne sevk edildi.</p>

<p>Programı değerlendiren İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Bulut, "Cuma Sonrası Sağlık Noktası" uygulamasının ücretsiz kanser taramalarına erişimi kolaylaştırdığını ve il genelinde önemli bir farkındalık oluşturduğunu belirtti. Bulut, kanserle mücadelede erken teşhisin hayati önem taşıdığına dikkat çekerek vatandaşları ücretsiz tarama hizmetlerinden yararlanmaya davet etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İl Sağlık Müdürlüğü, ücretsiz kanser taramalarının KETEM, Aile Sağlığı Merkezleri ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde kesintisiz olarak sürdüğünü belirterek, özellikle risk grubundaki vatandaşların erken teşhis için taramalarını ihmal etmemesi gerektiğini bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.cankiripostasi.com/cankirida-saglik-noktalari-4-bin-883-vatandasa-ulasti</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 09:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://cankiripostasicom.teimg.com/crop/1280x720/cankiripostasi-com/uploads/2026/08/saglik/cuma-sonrasi-saglik-noktalari-binlerce-vatandasa-ulasti-hi.jpg" type="image/jpeg" length="34403"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
