Tarihi Defterler Işığında Kadim Bir Köy: Hacımuslu

“Ülke kılıçla fethedilir, kalemle korunur”

Yusuf Has Hâcib

Çankırı, Çerkeş ilçesi 1908 yılı doğumlu, ülkemizin önemli tarihçileri arasında gösterilen Mustafa Çağatay Uluçay’ın: “Yıllarca okuyan bir çocuk; tarihi mahalle camisinin adını, yaptıranını, yapılış tarihini, niçin yapıldığını, çevresinde ki tiyatronun kimlere ait olduğunu, ne zaman ve nasıl yapıldığını bilmezse tarih okuttuğumuzu, görerek ve işiterek tarihi çocuklarımızın ruh ve kafalarına işlediğimizi iddia edebilir miyiz?” Sözü ne kadar doğrudur. İlk okuduğumda çok etkilendiğim bu sözün üzerinden yıllar geçti. Hemşerimiz Uluçay’ın sözünün etkisiyle de olsa gerek, merakım ve gözlemciliğim yıllar geçtikçe arttı. Artık yerel tarihe iyice merak salmıştım. Köy ve ilçe hakkında sorduklarıma verilen cevaplar, rivayetten öte gitmiyordu. Yıllarca bulduğum belgeler ve edindiğim bilgiler neticesinde kendi köyümün tarihini yazmaya karar verdim. Yazdıkça, köy tarihi komşu köyleri ve bölgeyi kapsamaya başladı. Başlangıç noktam çocukluğumda pek çok kez değişik menkıbelerini duyduğum aslan heykelleri oldu. Kaynaklar ve belgeler ışığında ele aldığım Hacımuslu köy tarihini sizinle paylaşmak istedim…  

M.Ö. I. Yüzyılda Alexander Polyhistor, Paflagonya ile ilgili kitabında Gangra’yı (Çankırı) anlatmıştır. Augustus döneminde yaşamış olan ünlü coğrafyacı Strabon, Gangra’yı kısaca betimlemiştir. Ondan sonra ansiklopedi yazarı Plinius Historia Naturalis’te Gangra’dan bahsetmektedir.  M.Ö. 3. Yüzyıldan sonra bölgenin en önemli şehri ve yerli krallara başkentlik etmiş olan Gangra’nın efsanevi kuruluş hikâyesini Byzantionlu Stephanos’tan öğrenmekteyiz. Yazar, Çankırı Müzesi internet sayfasında da yer alan efsaneyi özetle şu şekilde anlatmaktadır: “Poseidon’la Aryes’in çocuğu olduğunu söyleyen Nikostratos Paflagonya çevresinde keçilerini otlatmak için bir otlak arar ve sonunda uygun bir yer bulur ve bu geçit vermeyen dağların çobanı, toprak sahibiyle anlaşır. Keçilerini otlatırken arazisine de göz kulak olacağını söyler. Bir gün yüksekçe bir tepe üzerinden çevreyi gözlerken dimdik yükselen fakat öbür tarafa geçit veren bir kayalık görür ve o sırada aşağıda oğlakların melediğini işitir. Orada doğurmuş olan keçiyle yavrusunu taşıyarak geçitten geçip, gördüğü elverişli arazi üstüne bir şehir kurar ve oğlağa taktığı Gangra adını şehre de verir.” (1)

Orta Tunç Çağı’nda (M.Ö. 2000-1500) Hititlerin Çankırı çevresine yerleştikleri, bugüne kadar gerçekleştirilen otuz beş adet höyük ve nekropol alanının tespitinden anlaşılmaktadır. Hitit Kralı I. Murşil'in (M.Ö. 1620-1590) tahtta bulunduğu dönemde Devres Çayı (Kummesmaha) yöresinin en önemli yerleşme merkezlerinden biri olduğu ve Hitit yazılı belgelerinde Tiliuara diye anıldığı bilinmektedir. Karacaviran - Kurşunlu yakınlarında bulunduğu sanılan bu kent henüz ortaya çıkartılamamıştır(2). Çankırı yöresi sırasıyla Paphlagonlar, Kimmerler (M.Ö. 700), Lidyalılar, Persler (M.Ö. 600), Pontus, Galatlar’a geçmiştir. Çankırı’yı merkez yapan Galatlar zamanında ilimize Gangrea adı verilmiştir. Bölge milattan önce Roma İmparatorluğu’na intikal etmiş olup, Kurşunlu ve köylerinde bu döneme ait yerleşim alanları bulunmaktadır.

Hacımuslu köyü Aslanlı Mevkiinde (3) bulunan iki adet aslan heykeli, Ilgaz Hükümet Konağı yapıldığında 1940’lara doğru Ilgaz’a götürülmüştür. (Bir rivayete göre kağnı arabaları ile götürülmüştür.) 2018 Yılına kadar, eski Ilgaz Hükümet Konağı girişinde sergilenmiştir. Aslan heykellerinin Helenestik (M.Ö. 330- 30) Erken Roma dönemine ait olduğu tespit edilmiştir. Heykeller, o görkemli hükümet konağı yıkılınca, ilçe meydanına trafiğin yoğun olduğu bir alanda ki saat kulesinin dibine, korumasız bir şekilde yerleştirilmiştir. 1921 - 1944 yılları arasında Hacımuslu köyü, Ilgaz ilçesine bağlı olduğu için heykeller, Hükümet konağının girişinde sergilenmek üzere götürülmüştür. Bir asra yakındır, eski Ilgaz Hükümet konağının merdivenli girişinin her iki tarafında adeta nöbet tutan aslanlar, artık meydanda yoğun trafiğin içindedir. Son yerel seçimlerde de meydanda yapılan mitinglerde halk üzerine çıkıp iyice zıplamıştır. Bugünlerde Ilgaz İlçe merkezine uğradığınızda, heykelleri rahatlıkla görebilirsiniz. Tarihi heykeller, mermer fabrikasına yaptırılan birer biblo, eşya değildir. Bu topraklarda yaşayan, günümüzde ise çanak - çömlek medeniyeti olmuş uygarlıklara saygı duyulmalıdır. Bu buluntular, yaşadığımız toprakların tarihi için birer başlangıç noktasıdır. Bölgenin kadim tarihine gereken önemin verilmediğinin basit ve somut bir örneğini oluşturmaktadır. Çankırı kültür envanterinde kaydı dahi bulunmayan heykellerin, kayda alınmasını, korunaklı bir şekilde muhafaza edilmesini ve bilgi künyesi takılmasını yetkililerden bekliyoruz. Çünkü Kuzey - Anadolu fay hattında yer alan Kurşunlu İlçesi hinterlandının tarihi hakkında bize ışık tutacak, sadece bu gibi somut miraslardır. Çocukluğumuzdan beri atalarımızdan menkıbelerini işittiğimiz aslan heykelleri hususuna kısaca değindikten sonra; tarihin tozlu sayfalarını aralamaya devam edelim.

Çankırı, Romalılardan sonra Bizans’ın hâkimiyetine girmiştir. Kurşunlu Kalesi bu dönemin eseridir(4). Bazı tefsir alimlerince (müfessir) Kuran-ı Kerim’de “Mecma’ul-Bahreyn: İki denizin birleştiği yer olarak” geçen ifade ile İstanbul’un kast edildiği kabul edilmektedir. Konuyla ilgili meşhur hadiste Peygamberimiz (s.a.s) İstanbul’un fethinin hangi millete nasip olacağının müjdesini vererek: “İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne iyi, ne hayırlı ve uğurlu kumandan. Onun askeri de ne iyi, ne hayırlı ve ne uğurlu askerdir” buyurmuşlardır. İşte bu kutsal müjdeye kavuşabilmek için, Halife Hz. Osman (r.a) zamanında başlamak üzere İstanbul üzerine seferler düzenlenmiştir. O dönemlerde ‘Hancere’ denilen Çankırı, stratejik konumu sebebiyle gözü İstanbul’da olan Emevi ordularınca, 714 yılında ‘Çankırı Kalesinin’ zaptıyla ele geçirilmiştir. İstanbul’a seferler aynı kutsal amaç için Abbasiler döneminde de devam etmiştir. Ancak, Arap orduları çok arzu etmelerine ve Kadıköy’e kadar varmalarına rağmen, İstanbul’u alamamışlardır. Araplar 756 yılında İberik Yarımadası’nda Endülüs Devletini kurmuşlar, 1492 yılında Gırnata’nın teslimine kadar İspanya’da varlıklarını sürdürmüşlerdir. Avrupa kıtasının batı ucunda yedi asır hüküm süren Araplar, İstanbul’u çok istemelerine rağmen bir türlü alamamışlar, üstelik Bizans surlarının dibinden dönmek zorunda kalmışlardır. Arap ordularının İstanbul rüyası Bizanslıların, Abbasileri 9. Yüzyılda Anadolu’dan tamamen çıkarmasıyla sona ermiştir. Anadolu Türk fethine kadar Bizanslıların elinde kalmıştır. Konstantinopolis kutsal muştudan sekiz asır sonra, hadiste müjdelendiği gibi biz Türklere nasip olmuştur.

Dandânakân Meydan Muharebesi (23 Mayıs 1040) sonucunda Horasan’da Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nu kuran Oğuzlar / Türkmenler Anadolu akınlarına başlamışlardır. Çankırı, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra kısa sürede Emir Karatekin tarafından 1074 yılında fethedilmiştir(5). Çankırı’yı fethetmiş olan Karatekin fütuhatını sahile doğru genişleterek Sinop’u muhasara ve zapt etmiştir(6).  

Çankırı, Anadolu’ya gelen konar - göçer Türkmen unsurlar için yaylak - kışlak tarzındaki hayat tarzlarını idame ettirebilecekleri her türlü hayat şartlarına haiz bir bölgedir. Çankırı ve havalisinde bu hayat tarzının hâkim olması ise büyük oranda Danişmentli çağında meydana gelmiş, bölge hızla Türkleşmiştir(7). Hacımuslu köyünü kuran atalarımız, bu dönemlerde Anadolu’ya Horasan üzerinden gelen Oğuz soylu cemaatlerden birisidir. Danişmendliler Devleti 1178 yılında ortadan kalkınca, Çankırı Selçuklu idaresinde Ankara’nın merkez olduğu idarî taksimata bağlı kalmıştır. 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı’nda Anadolu Selçuklu ordusu mağlup olmuştur(7). Bunun üzerine Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde beylikler ortaya çıkmış ve Çankırı’da Candaroğulları’nın himayesine geçmiştir. Lojistik konumu sebebiyle tarihin her dönemi önemini koruyan Kurşunlu, Beylikler döneminde de bu vasfını korumuş ve 1388 yılında I. Murat zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır (8). 1464 yılında Çankırı, Osmanlı yönetim düzeyinde Anadolu Eyaleti’ne bağlı bir sancak hâline gelmiştir (9).

Anadolu’ya gelip asırlarca konar - göçer olarak yaşamlarını sürdüren Oğuz Türkleri, 15. Yüzyıldan beri kışlak veya yaylaklarını tercih ederek, idarenin izinleri ile yerleşik düzene geçmeye başlamışlardır. Hacımuslu köyü, Çankırı sancağının dokuz Tımar nahiyesinden biri olan Karacaviran’a bağlıydı. Nahiyeler aynı zamanda birer kadılıktır. Tımarlı sipahilerin temel vazifesi savaş zamanında savaşa katılmak, barış zamanında bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamak ve tımarı kapsamındaki köylerden vergi toplamaktır. Tımarlı sipahiler tamamen Oğuz kabile toplum sistemi gibi Türk soyundan gelirdi. Tımar sisteminin 17. Yüzyıldan sonra işlerliğini kaybetmeye başlamasıyla birlikte 1846 yılında tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Köylerin kuruluşunda her şeyden önce o bölgenin sulu olup olmadığına, toprağın verim kabiliyetine, bölgenin güvenli olup olmadığına, yollara olan uzaklığına, güneşe karşı olan durumuna, halkın kendisi ve hayvanları için yerleşime elverişli olup olmadığına dikkat edildiği anlaşılmaktadır (9). Tarihi köyler incelendiğinde; bir tepenin yamacına ve umumiyetle arka taraf, yani kuzey tarafı dağa veya tepeye gelecek ön tarafı ise güneye ve açıklık araziye bakacak şekilde kuruldukları görülmektedir. Böylelikle, gelebilecek bir tehlikeye karşı önceden haberdar olunduğu, hem verimli arazinin işgal edilmediği hem de ısınma açısından kuzeyden gelecek soğuğun kırıldığı ve güneşten de alabildiğince istifade edildiği anlaşılmaktadır. İncelediğim diğer yerler gibi Hacımuslu köyünün de kendi döneminin şartlarına en uygun coğrafyaya kurulduğu söylenebilir.   

Anadolu’nun Türkleşmesinde ve vatan haline getirilmesinde büyük rolü olan önemli din adamlarının isimleri, onlara duyulan saygı ve sevginin etkisiyle yaşadıkları veya belli bir süre bulundukları yerlere verilmiştir. Çankırı’da İnanç (Merkez), Hacıhasan (Ilgaz), Hacımuslu (Kurşunlu), Hacıbey (Eldivan), Şeyhdoğan (Çerkeş), Şeyhyunus (Ilgaz), Hocahasan (Kurşunlu) ve Hasanhacı (Orta), köylerinde olduğu gibi, dini sıfatları ön plana çıkan kişi adlarından adını alan köyler bulunmaktadır (12). O dönemlerde ‘Muslu’ ismi günümüzde Ahmet, Mehmet isimleri gibi çok sık kullanılmaktaydı. Mesela, 16. Yüzyıldan itibaren ülkemizde yaygınlaşan Karagöz oyununda Aşık Hasan’ın oğlunun adı da Muslu’dur. Günümüzde de, Anadolu’nun pek çok yerinde ‘Muslu’ adında yerleşim yerleri bulunmakta olup, şahıs isimlerine rastlanılmaktadır. Osman Bey’in etrafında bulunan seçkin kimseler; gaziler, ahiler ve dervişlerdi. O fethettiği yerleri onlara tımar, vakıf, mülk olarak dağıtmaktaydı (11). Hacımuslu köyünün Oğuz Boyuna bağlı cemaatin konar - göçerlik döneminden sonra dini sıfatı öne çıkan muhtemelen hac görevini ifa etmiş, ‘Muslu’ isimli - gazi, derviş gibi- önemli bir şahsiyet tarafından kurulduğu kuvvetli ihtimaldir.

Hacımuslu köyünün tarihi belgelerine ancak Fatih Sultan Mehmet döneminde ulaşabiliyoruz. Bunun sebebi olarak II. Mehmed’den önce devlet sisteminde kayıt tutma – arşiv - sisteminin olmamasını ve Moğol istilalarını söyleyebiliriz. Fatih Mehmed, bildiğimiz esas karakteriyle, Osmanlı Devleti’nin hakiki kurucusudur. Başka bir deyimle Anadolu ve Rumeli’de merkeziyetçi mutlak imparatorluğu hakkıyla o kurmağa muvaffak olmuştur. İki kıtada dört asır dayanan imparatorluk çekirdeğini kurmuştur (13).

Günümüzde tarih araştırmacılarının önemle üzerinde durduğu yazılı belgeler dönemin defterleridir. Bunlardan en önemlisi, Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren tutulan Arazi Kayıt Defterleridir. Arazi tespitleri 40 - 50 yılda, vergilerin durumuna göre yeniden tespit edilirdi. Bu işi ise Divan-ı Hümayun’dan Nişancı yapardı. Her köyün merası, mezrası, kışlağı, yaylağı, korusu, ormanı cins cins gösterilmek üzere her çeşit ürünlerin yıllık miktarı da tespit olunurdu. Padişah fermanı ile tashihine izin verilen defterler iki suret düzenlerdi. Biri İstanbul’da Defterhane hazinesinde, diğeri ise tuğrasız olarak sarayda muhafaza edilirdi. Bu defterler tapu kaydı hükmünde olup, sonraları Tapu Defteri olarak kabul edilmişlerdir. Ayrıca, halka ait şikâyetler, 1649 senesinden itibaren, eyalet ayrımı olmaksızın Şikâyet Defterleri adı verilen bir defter türüne kaydedilmeye başlanmıştır. Ancak 1742 senesinde bu usulden de vazgeçilmiş ve değişik bölgeler oluşturulmak suretiyle halkın şikayetlerine dair meselelerin çözümlerini ihtiva eden ve Ahkâm Defterleri adı verilen yeni bir defter türü tutulmaya başlanmıştır (19). Adı geçen defterlerden başka, Osmanlı Devleti’nde merkezî yönetimin, nezâretlerin, askerî kurumların, vilâyetlerin, bazı özel kurum ve kişilerin yıllık olarak çıkardıkları bilgilendirme amaçlı neşriyatlar da tarihi araştırmalarda önemli belgelerdir. Bunlara salnâme adı verilmiştir. Kelime Farsça sâl (yıl) ile nâme (yazılı şey, mektup) kelimelerinden meydana gelmiş olup bu eserlere nev-sâl de denilmiştir. Kabaca resmî ve özel olarak ikiye ayrılan salnâmelerin resmîleri devlet, nezâret ve vilâyetlere ait olanlar şeklinde üç başlıkta ele alınabilir. İlk salnâme 1263 (1847) yılında Mustafa Reşid Paşa’nın öncülüğünde çıkarılmıştır(20).

Bu belgeler incelendiğinde: Evâil-i Rebiülahir 927 tarihli 100 No’lu Tahrir Defteri, Fî evâsıt-ı Zilhicce 1145 tarihli 140 No’lu ‘Şikayet Defteri’, Fî evâhir-i Receb 1212 tarihli 117 No’lu ‘Ahkâm Defteri’ ve geç dönemlerde Osmanlı Devleti’nin ilk ‘Salnamelerinde’ de Hacımuslu köyünün ismi geçmekte ve köy hakkında bilgiler verilmektedir.

Osmanlı İmparatorluğunda ekonomi tarım ve hayvancılık üzerine olduğundan, dönemin en önemli ihtilafları; suyu ve otu bol olan yaylaklar üzerine olmuştur. Hacımuslu köyünün bu dönemlerde Çırdak Yaylası’nda hayvanlarını otlattığını, Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren tutulmaya başlayan 1521 tarihli 100 No’lu Osmanlı Tahrir (Arazi Kayıt) Defterinde ki köyümüzle ilgili şu kayıttan anlıyoruz. Defterde; “Yaylak’ı Çırdak Karye-i Hacımuslu cemâatine mahsûstur. Hayvancılık yapan (müddan) kırksekiz kişi olduğu ve tereyağ elde ettikleri” gibi hususlardan bahsedilmektedir. Osmanlı Devleti bu kayıtları tımar sistemine göre vergi almak için tutmakta ve karşılığını ise sade yağ (revgan sâde) veya hâsıl nakdiye olarak almaktadır (10).

1733 tarihli, Osmanlı arşivlerinden 140 nolu Şikayet Defteri’nin 514. Sahifesine konu olan arazi ihtilafında Hacımuslu köyü ve komşu köylerin isimlerine rastlanmaktadır. Mayıs 1733 tarihinde Hacımuslu, Yamukviran, Samocak, Ersil, Eskiahur, Sivricek, Kızılca, Yozgad, Bucurva, Dumlupınar, Beşovacık köyü ahalileri Karacaviran (Kurşunlu) kadısına başvurarak Çırdak Yaylasında Milan Kazasına tabi Çatkese köyü ahalisinin haksız yere hayvanlarını otlattığına dair itirazları Şikayet Defteri’nde yer almaktadır(15).

1797 tarihli, Osmanlı arşivlerinden 117 numaralı Anadolu Ahkam (Hüküm) Defteri’nin 123 ve 124. Sahifelerinde yine arazi ihtilafı sebebiyle Hacımuslu Köyü ve komşu köylerin isimlerine rastlanılmaktadır (16).

Hacımuslu köyüne ait, kısmen tahrip olmuş, Fransızca yazılı damga pulu yapıştırılmış bir belge daha arşivimizde bulunmaktadır. Abdülhamit zamanına ait 1893 tarihli bu belgede (1) Çırdak Yaylası için yapılan ödemeler yer almaktadır.

1864 tarihinde Osmanlı, eyalet sisteminden vilayet sistemine geçmiştir. Çankırı, 1868 yılından itibaren Kastamonu vilâyetinin sancağı olmuştur. Osmanlı Devleti’nin ilk Salnamelerinde Çankırı (Kengırı) Sancağına bağlı bir köy olarak gözükmektedir. 1896 Yılı Kastamoni (Kastamonu) Salnamesinde Hacımuslu köyü nüfus bilgileri şu şekilde yazmaktadır: Kengırı (Çankırı) Sancağı Çankırı Kazası Mahallat (mahalle) ve Kurası (köyü) bölümünde Hacımuslu Karyesinde (köyü) 51 adet hane bulunmaktadır. Zükur (Erkek) sayısı 170, inas (Kadın) sayısı 204 olmak üzere köy nüfusu 374'dür (17). Hacımuslu Köyü, 14 Ocak 1915 (27 Safer 1333 Hicri) tarihine kadar Çankırı Sancağı’na bağlı iken, civar köylerle beraber Çerkeş kazasına bağlanmıştır. Hacımuslu köyü 23 Şubat 1921 Tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla Koçhisar (Ilgaz) ilçesine bağlanmıştır.

Kurşunlu ilçesinin bugünkü adını alması Milan kasabasına bağlı bir nahiye olduğu döneme rastlamaktadır. 1882 Yılında Çerkeş’e bağlanan Kurşunlu, 1912 Yılında da Koçhisar’a tabi olmuştur. Koçhisar’ın adı 1918 Yılında coğrafi bir isim olan ‘Ilgaz’ olarak değiştirilmiştir. Kurşunlu, 1 Eylül 1944 yılına kadar Ilgaz ilçesine bağlı bir nahiye merkezi iken, büyük depremden yedi ay sonra ilçe olmuş ve Hacımuslu köyü de aynı kararla Ilgaz'dan ayrılarak Kurşunlu ilçesine bağlanmıştır.

Çankırı, eski devirlerden beri depremlere maruz kalmış bir ilimizdir(14). Depremin sebebi olarak Çankırı’nın zengin kaya tuzu yataklarına sahip oluşu ve yeraltında eriyen tuz tabakasının bıraktığı boşlukların çökmesi gösterilmektedir. Çankırı aynı zamanda Erzincan’dan Adapazarı’na uzanan ve Karadeniz’e paralel olarak geçen deprem kuşağında yer almaktadır. Depremler Ilgaz, Kurşunlu ve Çerkeş ilçelerine tesir etmektedir. Tarihte meydana gelmiş olan depremler sebebiyle günümüze ulaşan tarihi eser sayısı pek yoktur (9). Bu sebeple köy tarihlerine ulaşmada yazılı tarih yani Osmanlı Defterleri büyük önem arz etmektedir. Hacımuslu köyü Kuzey Anadolu fay hattının içinde yer aldığından pek çok şiddetli depreme maruz kalmıştır. Bölgenin en son büyük afeti sayılan 1 Şubat 1944 tarihinde saat sabah 6.21’de 7.4 şiddetinde meydana gelen depremdir. Bolu - Gerede - Çerkeş depremi olarak da anılan deprem, Anadolu’nun büyük bir bölümünde hissedilmiştir. Yüksek hasar batıda Bolu Ovasından, doğuda Kurşunlu’ya kadar uzanan yaklaşık 200 km uzunluğundaki bir bölgede gözlenmiştir. Hacımuslu köyünden de elli beş kişinin vefat ettiği bilinmektedir. Deprem sonrası köy yerleşimi kuzey-batıya doğru genişlemiş ve yukarı mahalle kurulmuştur. Depremi Hasan Söyleyen (Pehlivan Hasan) bir ağıtla dile getirmiştir. Yirmi bir kıtalık bu ağıt, Taşköprü Orta Okulu tarih öğretmeni Hasan Özgür’ün 1952 yılında yazdığı ‘Sismoloji’ kitabında yer almaktadır. Ağıtın bir kıtası şu şekildedir:  

“Çardak, Hacımuslu hem Sarıkaya,

At, merkep kalmadı hep yaya,

Hak yardım eylesin Kızılay’a,

Akıllara korku düştü o gece.”

Hacımuslu köyü sakinleri coğrafi konumu sebebiyle günümüzde de olduğu gibi, asırlardır hayvancılık ve hububat ekimi ile hayatlarını idame ettirmektedirler. Asırlarca olduğu gibi, elli yıl öncesine kadar da hasat sonrası un elde etmek için, Devres Çayı kıyısında ki köylere, Değirmendere denilen mevkide bulunan değirmenlere veya Dumlupınar’da ki değirmenlere gidilirdi. O yılki rekoltenin durumuna göre, genellikle de arpa - buğday karışımı öğütülerek un elde edilirdi. Değirmenlere gidiş - geliş meşakkatli olup kağnı, at arabası gibi araçlardan yararlanılırdı. Birkaç çuval un için bazen 3 - 5 gün değirmende sıra beklenirdi. Değirmenden gelen unla erişte çeşitleri hazırlanırdı. Kış hazırlıkları köyün birkaç noktasında bulunan dibek taşları sayesinde, imece usulü ile bulgur, Tarhana, Nişastalık ve keşkeklik buğday hazırlanırdı. Köyün odun ihtiyacı ise genellikle Ilgaz’ın Çatak Köyü, Araç’ın Mendik Köyü mevkilerinden ihtiyaç yöntemi ile çözülmüştür. Bu işlem içinde beygir, katır ve eşek gibi binek hayvanlarından yararlanılmıştır. Bu faaliyetler aşağı yukarı son 70 senesine kadar aynen süregelmiştir. Tarımda mekanizasyonun hızlanmasıyla, değirmenler, selektörler, dibek taşları tarihe karışmıştır. Köyde halk eğitim kurs binası da bulunmaktaydı. Burada 1980’e kadar köyün kadınları halıcılık olmak üzere pek çok eğitimden geçirilmiştir. 1968 yılına kadar ilçe yolu yukarı mahalleden geçmekteyken, o yılda yapılan Kurşunlu - Hacımuslu yolu ise günümüzde halen kullanılmaktadır. Köyün aşağı ve yukarı olmak üzere iki mezarlığı, minaresi 20 Haziran 1978’de bitirilen bir camisi, sadece köy merkezinde 6 adet pınarı bulunmaktadır. Kırk sene önce 4-5 tane olan köy odaları işlevini kaybetmesi sebebiyle günümüzde kullanılmamaktadır. Bir adet Köy Konağı ve cenaze işlemlerinde kullanılmak üzere iki katlı bir bina bulunmaktadır.  Bir zamanlar tüm sıraları dolu ilkokul ise, taşımacılık sistemine geçildiğinden bu yana çürümeye terk edilmiş vaziyettedir.

     

Hacımuslu köyüne, elektrik 18 Ağustos 1970 tarihinde pek çok köyden önce gelmiştir (2). Elektriğin gelmesiyle daha önce un değirmeni için komşu köylere gidilirken, elektrikle çalışan değirmen sayesinde artık civar köylerin uğrak yeri olmuştur. Ayrıca elektriğin hemen ardından inşa edilen selektör binası ile hububat ekiminde kullanılan tohumların ayıklanması ve ilaçlanması ile köylerde ki tarımsal ürün rekoltesinde, gözle görülen bir artış olmuştur.    

Hacımuslu köyü 1999 yılında çıkarılan kanun ile 'Hacımuslu' ismiyle belediye tüzel kişiliği olmaya hak kazanmıştır. Hacımuslu köyü, 318 nüfusu ile ülkemizin en az nüfuslu belediyesi olarak tarihe geçmiştir. 2004 - 2014 yılları arasında belediye olarak yönetilen köyümüz, yeni bir kanunla ‘Hacımuslu Köyü’ tüzel kişiliğine geri dönmüştür. Hacımuslu köyü 2014 seçimlerinden bu yana muhtarlık ile hizmet görmektedir.      

Bilgi notu: 96. yılını kutlayacağımız Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi kökeni, Altay Dağlarına dayanan asırlarca süren bir gelişmenin mahsulüdür. Adları farklı olsa da, Türk devletleri devamlılık ve bütünlük gösterir. Bunun tabii bir neticesi olarak da Anadolu toprakları Türklerin anavatanı vasfını kazanmıştır. Avrupalılar, Anadolu’ya ilk defa 1085 yılında ‘Türkiye’ dediler (18). Türkiye Devleti; tarihî, siyasî, kültürel ve sosyolojik bakımlardan tam bir devamlılık ve bütünlük gösterir. Toplum ve Devlet bütün bu dönemler içinde devam ederek değişir, değişerek devam eder(21). 29 Ekim 1923’te Türk Devletinin adının Türkiye Cumhuriyeti olması, bin beş yüz sene önce Göktürk Devleti gibi milletinin adıyla anılan ikinci Türk devleti olmasından başka bir husus değildir. Tarihçi, Hüseyin Nihal Atsız’ın 1934 yılında ki bir makalesinde “Türk ordusunda en seçme ve kahraman unsur daima Çankırı, Kastamonu havalisinde yetişen neferlerdir. Niçin? Çünkü buradaki Türkler Orta Asya’dan nasıl geldilerse öyle kalmışlar, hiç karışmamışlardır. Savaş meydanlarında yüzde hesabıyla en çok şehit düşenler de bunlardır” demiştir. Elbette bu sözler bizim hoşumuza gitsin diye söylenmemiştir. Bu coğrafya da yaşayan insanların, tarihteki rolünü çok iyi bildiği için, bilinçli bir şekilde söylenmiştir. Aynı Hacımuslu köyü gibi, Çankırı köylerinin tamamı kadim Türk köyleridir. Köy tarihlerini inceleyerek, köy adı, kır yerleşmesi tarihi, iskân safhası ve etnik karakteri hakkında bilgiye ulaşabilmek mümkündür. Hacımuslu, kurulduğundan bu yana kurucusunun ismiyle anılan bir köydür. Köylerimizin isimlerine sahip çıkalım. Bugün alaycı, komik, aşağılayıcı gibi gözüken o isimlerin, geçmişte ne derin manalar taşıdığını, asırlık defterlerde de bu şekilde anıldığını unutmayalım. Tarihiyle, geçmişiyle bağın koparılmasına yol açacak köy adlarının değiştirilmesi çok büyük bir hatadır. Kurşunlu köylerinden ‘Dağtarla’, kadim adı Çiyni’ye bilinçli köy muhtarı sayesinde kavuştu. Daha yakın tarihte maalesef bunun tersini de görebiliyoruz. Bir coğrafya ismi Yamören’in, Yeşilören olarak değiştirilmesi çok büyük, fahiş bir hatadır. Köy adlarının değiştirilmesinin önüne mutlaka geçilmelidir. Bugün ki algılarla isim değiştirmek, geçmişte ki anlamını yeterince bilememekten başka bir şey değildir. Bu hususta köy muhtarları, kaymakamlar ve valilere çok büyük görev düşmektedir.  

Yazımı M. Cevdet Anday’ın ibretlik bir sözüyle bitiriyorum: “Tarih, milletlerin tarlasıdır. Her toplum geçmişte ne ekmişse, gelecekte onu biçer.”

KAYNAKÇALAR:

  1. Kaygusuz, İ. 1980: Gangra (Çankırı) Çevresinde Yeni Bulunmuş Grekçe Yazıtların Filolojik Değerlendirilmesi ve Bölgenin Eski Çağ Tarihi ve Kültürüne Katkıları Yönünden İncelenmesi. Doktora tezi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Klasik Diller ve Edebiyatları Bölümü.
  2. Sevim Ayla.  Pehlivan Cesur. Çankırı’nın Tarih Öncesi (2005)
  3. Çankırı Kültür Envanteri (2014) sayfa 22
  4. Çankırı Kültür Envanteri (2014) Sayfa 467
  5. Şahin Kamil. Selçuklu Tarihi Araştırmacısı. Emeviler Döneminden Anadolu Selçukluları Dönemine Kadar Çankırı (2005)
  6. Kafesoğlu İbrahim. Selçuklular. Türk Dünyası El Kitabı. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 163 Seri 1 Sayı A-32 sayfa 364
  7. Gündoğdu Abdullah. Danişmendli Çağında Çankırı. (2005)  
  8. Öztuna Yılmaz. Resimlerle Türkiye Tarihi. 40-42, 600  (1970)
  9. Kankal Ahmet. 16. Yüzyıl Osmanlı İdari Taksimatında Çankırı Sancağı ve Çankırı Kazası. (2005)
  10. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. 100 Sayılı Tahrir Defteri 253-254-255 (Mart 1521)
  11. İnancık Halil. Osmanlı Devletinde Kültür ve Teşkilât. Türk Dünyası El Kitabı. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 163 Seri 1 Sayı A-32 sayfa 615
  12. İbret B. Ünal. Çankırı’da ki Köy Adları Üzerine Coğrafi Açıdan Bir İnceleme. Marmara Coğrafya Dergisi Sayı: 7
  13. İnancık Halil. Osmanlı Devletinde Kültür ve Teşkilât. Türk Dünyası El Kitabı. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 163 Seri 1 Sayı A-32 sayfa 622
  14. 1050 yılında meydana gelen depremi Kazvinî’nin tasvir ettiği söylenmektedir. (Asârü’l-Bilâd, nşr. Wüstenfeld, s.368) Mordmann, s.359
  15. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. 140 Sayılı Şikayet Defteri 514. (Mayıs   1733)
  16. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. 117 Nolu Anadolu Ahkam Defteri 123-124. (Aralık 1797)
  17. Türkoğlu Ömer. Kastamonu Vilayeti Sâlnâmelerinde Çankırı Sancağı. (1869-1903) Çankırı Valiliği
  18. Afyoncu Erhan. Burası Türkiye Yok Öyle Efsane. Hürriyet Tarih Dergisi. s. 5 (Nisan 2003) 
  19. Yrd. Doç. Dr. Ramazan Günay. Osmanlı Arşiv Kaynakları İçerisinde Ahkâm Defterleri: Gelişim Seyri, Muhtevası ve Önemi. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl: 2013/1, Sayı:17, s: 13.

(20)Bilgin Aydın. TDV İslâm Ansiklopedisi Cilt: 36 S: 51.

(21) Oğuz Ünal. Horasan’dan Anadolu’ya Türkiye Tarihi. 2. Baskı, s: 20.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Engin Kılıç
Engin Kılıç - 4 ay Önce

Çankırı postasına ve kadir abiye teşekkür ederim.Bir Hacımuslu lu olarak bu araştırmaları yaparak tarihimize ışık tutan ,emek veren bunca çabana teşekkür ederim kadir abi.Allah senden razı olsun.