Kepin gölgesinde kaybolan değerler

Abone Ol

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “velileri maddi külfete sokmayın” uyarısı kar etmiyor.

Mezuniyet törenleri ve etkinlikler artık bir “eğitim ritüeli” olmaktan çıkıp adeta sosyal medya odaklı bir gösteri yarışına dönüşmüş durumda.

Eğitim hayatına yeni başlayan bir anaokulu çocuğuna bile cübbe giydirilip mezuniyet kepi attırılıyor.

İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite derken bir çocuk eğitim hayatı boyunca beş defa cübbe giydirilip kep atıyor.

Oysaki dünyada kep atma ritüeli, öğrencilik hayatının bittiğini ilan eden ve yeni bir döneme başlangıcın nişanesi olarak kabul ediliyor.

Evet, gün geçtikçe yerine yeni saçmalıklar eklenerek devam eden, eğitimin geri plana itildiği hissi uyandıran bir yaklaşım okullarda görülüyor.

Veliler artık bir türlü bitmeyen harcamalardan saç baş yolar hâle gelmiş durumda.

Maddi durumu yerinde olmayan dar gelirli aileler ise bu işle nasıl başa çıkacağını kara kara düşünüyor.

WhatsApp gruplarında “katılmak mecburi değil ama…” denilerek başlayan cümlelerle çıkmazda kalan aileler, ekonomik dar boğazda olmalarına rağmen çocuğunun psikolojisini düşünerek kerhen katılmak zorunda kalıyor bu tür dayatmalara.

Asıl düşündürücü olan ise eğitimin içeriğinin giderek arka plana itilmesi.

Çocuklar artık başarıdan çok “etkinlik görüntüsü” ile değerlendiriliyor.

Sosyal medyada paylaşılacak kareler, törenin kendisinden daha önemli hâle geliyor. Bu da doğal olarak çocukların algısını etkiliyor; görünür olmak, başarılı olmaktan daha değerliymiş gibi bir tablo ortaya çıkıyor.

Sosyal medyada paylaşım çılgınlığına dönen görüntüler, artık eğitimin etkinlik ve sosyal medya çekimlerinden ibaret olduğuna yönlendiriyor çocuklarımızı.

Çoğu öğrenciye sorduğunuzda meslek olarak YouTuber ya da influencer olmaya heves ediyor.

Geçtiğimiz günlerde telefonum çaldı.

Bir veli dert yanıyor:

“Ortaokul mezuniyeti töreni ama ‘katılım mecburi değil’ dendi. Nasıl katılmayalım? Çankırı’ya gidip 3.250 TL elbiseye, 1.400 TL ayakkabıya verdim. Eşim işten çıktı. ‘Biz katılmak istemiyoruz’ diyen komşumun keyfi kaçtı.”

İşte o dar gelirli aile çocuğunun kalbinde arkadaşlarından duyup katılamadığı etkinlik nedeniyle, belli etmese de hayatı boyunca unutamayacağı derin bir yara oluştu.

Anne üzüldü, baba üzüldü, çocuk üzüldü.

Seramik fabrikasında üç aydır maaş alamayan babanın yüreğinde bu depremleri yaşatmaya kimin hakkı var?

Geçtiğimiz günlerde haber bültenlerine yansıdı: Bir okulda anne ve babalar için yarışma düzenleniyor.

Ve babası olmayan bir çocuğun dedesi, torunu üzülmesin diye yarışmaya girmiş.

Haber dili meseleyi “duyarlı dede” algısıyla kamuoyuna pazarlıyor. Ancak bu olayın alkışlanacak bir tarafı yok!

Aksine yerden yere vurulması gereken bir mesele.

Annesi ya da babası olmayan bir öğrenciyi, işgüzar bir aklıevvelin saçmalıktan öteye geçmeyen yarışması nedeniyle mutsuz etmeye hakkı var mı?

Pedagojik formasyon eğitimi nerede kaldı?

Milli Eğitim Bakanlığı bu tür olaylara neden el atmıyor?

Eğitimden çok etkinliklerin ön plana çıktığı, sosyal medyada bir gösteriş yarışına dönüşen bu çılgınlığa bir son verilsin.

Mezuniyet törenleri sade olmalı ve okul bahçelerinde kutlanmalı, külfet olmaktan çıkmalıdır.

Bir başka sorun da toplumsal hassasiyetlerin yeterince gözetilmemesidir.

Ekonomik olarak zorlanan aileler bu süreçte daha da kırılgan hâle geliyor.

Oysa eğitim, eşitleyici bir alan olmak zorundayken, farkları daha görünür kılan bir yapıya dönüşmemelidir.

Eğitim, bir “etkinlik takvimi” değil; bir öğrenme yolculuğu olduğu unutulmamalıdır.

Gösterişten uzak, aileleri zorlamayan, çocukları yarıştırmayan bir anlayışa ihtiyaç vardır.

Aksi halde mezuniyetler, hatırlanacak güzel bir anı olmaktan çıkıp birçok aile için ekonomik bir yük ve sosyal bir baskı aracına dönüşmeye devam edecektir.