Ülkemiz, 15 Temmuz akşamında başlayan, büyük yıkımlara yol açan, güçlükle önlenebilen, sosyal ve psikolojik etkileri uzun süre devam edecek gibi görünen bir darbe girişimi yaşadı.

Her gün görsel medyada uçak, helikopter ve tanklarla yapılan silahlı saldırıların değişik kamera görüntüleri yayınlanmaktadır. Bu görüntüleri ve yorumlarını yetişkinlerle birlikte çocuklar da izlemektedir.

Aileler, özellikle koruyucu anne babalar, bu şiddet sahnelerinin çocukların ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olacağını, bu yüzden izletilmemesi gerektiğini düşünmektedir.

Teoride doğru gibi görünen bu yaklaşım, pratikte pek işe yaramadığı gibi gerçekçi de değildir. Biz ne kadar saklasak saklayalım, çocuklar bir şekilde gün boyu devam eden darbe haberlerinin görüntülerini izleme fırsatı bulacaklar; izlemekle kalmayıp bize sorular soracaklardır.

 

Aşırı koruyucu ve kontrol edici aileler, çocuklarının bir tehlike ile karşılaşmaması, acı yaşamaması, şiddetle tanışmaması için gayret gösterir; onu mutlu etmek için bütün imkânlarını seferber ederler. Çocuklarımızı tehlikelere karşı korumak, bunun için önlem almak, çocuklarımızın ihtiyaçlarını yerine getirmek ve onları mutlu etmek elbette anne baba olarak görevimizdir.

Ancak sağlık kadar hastalıklar, kolaylıklar kadar zorluklar, zenginlikler kadar fakirlikler, iyilikler kadar kötülükler de yaşadığımız hayatın gerçeklerindendir. Hastalıkların, zorlukların, kazaların, kayıpların katlandığımız, yüzleştiğimiz, sabırla üstesinden gelmeye çalıştığımız zaman bizi güçlendiren bir işlevi vardır.  Neitzsche, yıkmayan darbeler beni güçlendirir, der. “TheWayLessTravelled” isimli bir kitapta yazar şöyle diyordu. “Allah’ın rahmeti ve lütfu bütün insanlara açıktır; ancak çok azı bundan istifade edebilir.

Çünkü lütfa giden yol zorluklarla, engellerle, acılarla doludur.
Bunları kabullenip yola çıkanlar; sabırla, sebatla, yılmadan devam edenler lütfa kavuşurlar.”  Bir İngiliz atasözünde, “nopainnogain” (rahmet zahmette gizlidir) der. Şer gibi görünen, maddi ve manevi zararlara yol açan bu darbe girişimi inşallah hayırla sonuçlanacaktır.

 

Bütün bu ifadelerle ne demeye çalışıyorum? Şunu demeye çalışıyorum: Çocuklarımızı hayatın ve ülkemizin gerçeklerinden soyutlayamayız. Onları koruyup kollayarak, görsel medyanın şiddet içerikli haber programlarından uzak tutarak, az bir soğuk algınlığında burnu aktığında doktora taşıyarak anne baba olarak sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi zannediyoruz. Çocuklarımızı tehlikelere karşı elbette koruyacağız; ama hayatın gerçeklerinden soyutlayarak değil. Şiddet öğrenilen bir davranıştır.

Ailede şiddet varsa, bu ailede yetişen çocuklar sorunlarını şiddet yoluyla çözmeyi öğreniyor. Görsel medyada şiddet görüntülerini izleyen bu çocuklar şiddeti normal görmeye başlıyor. Eğer ailede şiddet yoksa karşılıklı sevgi ve saygı varsa, aile üyeleri sorumluluklarını yerine getiriyorsa, çocuklar sevildiklerinden ve kendilerine değer verildiğinden eminse, karşılaştıkları sorunları anne babanın yardımı olmadan kendi çabalarıyla çözebiliyorlarsa, her türlü olumlu ve olumsuz duygularını korkmadan dile getirebiliyorsa, soru sorabiliyorsa; şiddet görüntüleri onlar üzerinde kalıcı etki bırakmayacaktır.

 

Anne babalar soruyor: “Çocuklarımızın darbe girişimine ait şiddet görüntülerini izlemeleri onların ruh sağlıkları üzerinde zararlı etkileri olmayacak mı? Bu şiddet görüntülerini izlemelerine nasıl engel olabiliriz? İzlemeleri durumunda sorularına nasıl cevap vereceğiz?”  Yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi, çocukları, özellikle okul çağı çocuklarını, görsel medyadan uzak tutmamız mümkün değildir. İnterneti olan akıllı (!) telefonlara sahip çocuklar canlı televizyon izleyebiliyorlar, istedikleri bilgiye anında ulaşabiliyorlar. Asıl üzerinde durmamız gereken okul öncesi çocuklardır.


Görsel medyada darbe görüntülerini izleyen ve soru soran çocuğun yaşı ve kim olduğu önemlidir. Bu çocuk, darbeye karışan ve tutuklanan bir askerin çocuğu olabilir. Darbenin gerçekleştiği bölgelerde oturan, uçak-helikopter-tank-bomba-silah seslerini duyan, korku ve panik yaşayan bir ailenin çocuğu da olabilir. Ya da darbe girişiminin yaşandığı bölgelerden uzakta oturan, görsel medya haberlerini izleyerek bilgi sahibi olan bir ailenin çocuğudur.

 

Burada sorularına en zor cevap verilecek olan çocuk, darbeye giriştiği için öldürülen, tutuklanan veya kaçan rütbeli askerlerin çocuklarıdır. Annelerine: “Darbe ne demek? Babam nerede, neden eve gelmiyor? Babam neden televizyonda gösteriliyor?” diye sorduğunda… O annenin cevap vermekteki acizliğini, çektiği acıyı tahmin edebiliriz. Asker üniforması içindeki bu teröristler, bir darbe girişiminde bulunarak, ülkeye verdiği zarara ek olarak kendi ailelerine de zarar verdiler. Çocuklarının geleceğini kararttılar.

 

Çocukların sorularına cevap verirken yaşlarına ve darbe ile nasıl tanıştıklarına bakarak hareket etmeliyiz.Darbe girişiminin yaşandığı bölgelerden uzakta oturan, sadece görsel medya üzerinden haberdar olan aileler çocuklarının sorularına cevap verirken anlayacakları düzeyde sözcükler seçerek, korkuya ve paniğe yol açmadan darbenin ne olduğunu anlatmalı, tehlikenin geçtiğini söyleyerek rahatlatmalıyız.


Darbenin gerçekleştiği bölgelerde oturan, uçak-helikopter-tank-bomba-silah seslerini duyan, korku ve panik yaşayan bir aile sorulara cevap verirken çocuğun ruhsal durumuna ve gösterdiği tepkiye göre iyileştirici bir dil kullanmalı, “biz senin yanındayız ve seni koruruz,” diye destek vermelidir. Çocuğun korkusunu ve gösterdiği davranış bozukluklarını görmezden gelerek, “korkacak ne var, her şey geçti” diye üstünü örtmemelidir.  Eğer çocuk altını ıslatma, karanlıktan korkma, yatağında yatmak istenmeme, yeme ve uyku bozuklukları gibi tepkiler gösteriyor ve bu tepkiler uzun süre devam ediyorsa; anne baba bir uzmandan yardım almalıdır.