Çankırı'da Mahalle Maçları

Alın şu çocukların elinden tabletleri, telefonları!

Gönderin sokağa…

Düşsünler, kolları yaralansın, kanasın dizleri.

Eve kan ter içinde gelip annelerinden azar işitsinler biraz.

Çünkü bir daha hiçbir zaman çocuk olamayacaklar!


Bizim çocukluğumuzda sevgiyle kol kola girmişçesine birbirini tamamlayan; avlusundaki çeşmesinden, çatısındaki kiremitine kadar gönle ferahlık veren mütevazı Çankırı evlerinin bacalarından güven, huzur, mutluluk tüter; sokaklar oyun oynarken sevinç çığlıkları atan çocuk sesleriyle yankılanırdı…

“Kentsel dönüşüm masalıyla yok ettikleri çocukluğumuzun en harika yıllarını yaşadığımız o güzelim mahallemizin yerinde yeller esiyor şimdi… Çirkin Toki konutları katlettikleri mahallemizin sırtına saplanmış hançer gibi görünüyor gözüme!”


Çocuk olmak, bir anlamda hayatı oyundan ibaret sanmaktı. Çocukluğumuzda bıkıp usanmadan; coşku ve heyecanla oynadığımız oyunlar saymakla bitmez...

Saklambaç, seksek, birdirbir, misket, dokuztaş, körebe, uzuneşek, lastik, çivi saplama, istop, ortada sıçan, çelik çomak, yakar top ilk aklıma geliverenlerden…

Çocukluğumuzda oynadığımız her oyunun farklı bir güzelliği vardı ama futbol maçlarının yeri bir ayrı idi… Hava şartlarının elvermediği kış günlerinde bile tahta üzerine çakılan çiviler arasından bozuk para geçirerek evlerde elle oynardık futbolu.
(Çizim:1) Diktörtgen bir tahta üstüne önce futbol sahası çizilir, sonra tahta üstüne bir sürü çivi çakılırdı. 25 kuruş top yerine geçerdi. 3 vuruş yapılırdı sırayla, amaç çivileri aşıp gol atmak tabii. Az kanamazdı elimiz çivilerden dolayı... Aut ve taç atışları kalecinin (kalenin önündeki kalın çivinin) üstüne parayı koyaraktan baş parmakla alttan vurmak kaydıyla yapılırdı.

Çiklet ve çikolatalardan çıkan futbolcu resimlerini biriktirir, takım kurardık. Öyle ki, çabucak takımı tamamlamak için bütçemizi zorlar ve 4-5 çiklet birden satın alırdık. Aldığımız çikletleri şekeri geçene kadar çiğner ve atardık. Futbolcu kartları göğüs hizasında duvara dayanır ve düşmeye bırakılırdı. Her oyuncu bunu sırayla tekrarlardı. Zamanla yerde kartlar birikmeye başlardı. Bir oyuncunun kartı, yerdekilerden birinin üzerine denk gelirse o oyuncu yerdeki bütün kartları alırdı ve oyun yeniden başlardı.

Eskiden çocukların her gün yeni bir dünya kurdukları sokaklar dar ama gönüller alabildiğine genişti… Şimdi sokaklar geniş ama ıssız... Günümüz çocukları artık bilgisayar başından karşılıklı maç yapıyor… Çünkü oyun çağındaki çocuklar evlere tıkılmış, elektronik oyuncaklarla vakit öldürürken; çocukların boş bıraktığı sokaklar, otomobillerin park edildiği metal yığınına dönüşmüş.

Mahalle bakkallarında rengârenk naylon toplar satılır, mahallenin çocukları kendi aralarında yaptığı maçları harçlıklarını birleştirerek aldıkları bu topla oynardı.

Meşin futbol topuyla maç yapmak çok lükstü. Mahallede 1 ya da ender de olsa, 2 kişi de bulunur; toprak saha maçları için saklanırdı.

O zamanki meşin futbol topunun supabı yoktu. Meşinin içindeki plastik balon memesinden üflenerek şişirildikten sonra düğümlenip deri kılıfın içine yatırılırdı. Oyun esnasında tepiştirirken topun havası iner, zorunlu molada deri kılıf açılarak içindeki balon yeniden şişirilerek oyuna devam edilirdi. Topa kuvvetli vurunca balon yaptığından  “burunla abanılmaması” için maç başlamadan sıkı sıkıya tembihte bulunulurdu.

Mahalle maçları her defasında müthiş bir çekişmeye sahne olur, kendinden geçerek top oynayan çocukların sesleri mahalleyi ayağa kaldırırdı.

Takımların oyuncu seçimine ve maçın hangi takım tarafından başlatılacağına varsa para atışıyla; yoksa “bir tarafına tükürülmüş yassı bir taşın havaya atılıp, yaş mı, kuru mu?” seçiminde doğru tarafı bilen yöntemi ile karar verilirdi. Atışma işleminden sonra atışmayı kazanan çocuk takımında görmek istediği ilk ismi söyler, sonra oyuncu seçme sırası atışmayı kaybedene geçerdi. Maçın çekişmeli geçmesi için iyi oynayan iki kişinin aynı takımda yer almamasına dikkat edilirdi.

Maç başlamadan hayali kale direkleri arası adım ile sayılır, olmaları gereken yerler iki iri taş ile işaretlenirdi. Kaleler taştan olduğu için atılan şut önce defansa çarpıp sonra taşın üstünden geçtiyse şutu atan takım “gooll…!” diye yaygara çıkarırdı. Rakip takımın gol değil kale üstü cevabına, “gol yoksa korner o zaman, top bizde!” diyerek racon kesilirdi.

O zamanlar televizyonun henüz evlerimize girmediği, maçların radyo başında dinlendiği yıllardı. Halit Kıvanç ve Orhan Boran’ın maç anlatımlarına herkes bayılır, maç sırasında da mutlaka radyo başında kulakta yer eden anlatımlardan örnekler verilirdi. Dönemin popüler futbolcularının adı oyun esnasında sık sık anılarak motivasyon sağlanırdı. “Metin Oktay’ mısın, Lefter’ misin, Can Bartu’musun be mübarek?” Gibi…

Üç korner bir penaltı kuralı mahalle maçlarının olmazsa olmazıydı. Peki neydi üç korner bir penaltı kuralı: Eğer maç yapılan yer korner atılabilecek kadar geniş bir alan değilse (ki genellikle değildi) bir takımın topu üç kere kornere atması penaltıyla cezalandırılırdı.

Frikiklerde “açıl biraz...” denince, “Burası Ali Sami Yen mi?” muhabbeti yapılırdı.

Kaleci kendine markaj yapan rakibe topu 3 kere sektirip, “açılsana 3 kere sektirdim” uyarısında bulunduğunda, rakip efendice geri çekilirdi.

Maçı izleyen bir grup varsa, penaltı olup olmadığı tartışmasında onlara müracaat edilirdi. Maçlarda kimi zaman iddia olur, yenilen gazozların parasını öderdi.

Ezan okununca ve mahallenin yaşlıları geçerken oyun durur, hazır ol vaziyetinde ezanın bitmesi beklenir; hava kararınca, anne-baba çağırınca skor ne olursa olsun  "golü atan kazanır" kuralı işlerdi ve maç otomatikman biterdi.

Maçın bitmek zorunda kaldığı başkaca durumlar:

Maçın oynandığı sokakta herhangi bir camın topun çarpması nedeniyle kırılması.

Topun yandaki aksi bir komşu amcanın ya da teyzenin evinin bahçesine kaçması. (Tabi zili çalıp ev sahibinden topu isteyecek bir babayiğit bulmak imkânsızdı. Zaten bahçeye kaçan top da kesilmiş olarak geri gelirdi çok geçmeden…)

Top sahibi çocuğun huysuzluk/mızıkçılık edip topunu alıp gitmesi...

Eğer bir kaleci gaza gelip gol atmak isterse aniden topu alıp “kaleci oyuncuyum” der ve kaleden çıkıp herkesi çalımlamaya çalışırdı. Genelde bu kişi yolda topu kaptırır ve takımının boş kaleye gol yemesine neden olurdu…

Topu duvara çarptırarak atılan gol, gol sayılmazdı.
Bir mahalle maçının daha pek çok ayrıntısı var ama asıl ayrıntı:

Çocukluğumuzun üzerine beton dökenlerin de vakti zamanın da çocuk oldukları ve bir mahalle maçının yedek kadrosunda bile asla yer almadıkları!


YORUM EKLE
YORUMLAR
sedat
sedat - 4 yıl Önce

harika yazmisin abim

Nagehan
Nagehan - 4 yıl Önce

çocukluğumuzun masum yalansız yılları...çok güzel yıllardı..metin bey çok güzel yazmışsınız sizi tebrik ederim.

nurettin
nurettin - 4 yıl Önce

hocam yüreğinize sağlık..muhteşem bir anlatım..

osman
osman - 4 yıl Önce

şimdi ki çocuklar çok talihsiz

Şaban Küçükgümrah
Şaban Küçükgümrah - 4 yıl Önce

tebrikler, güzel bir yazı. geçmişe götürdünüz ve anılarımızı tazelediniz. teşekkürler.

İsmail Yücel
İsmail Yücel - 4 yıl Önce

amatör takımın esnafsporda 90 dakika top oynar maç bittikten sonra da bu günkü açık türbünün olduğu yerdeki toprak antreman alanında daha terimiz soğumadan mahalle maçı yapardık.en önemli rakiplerimiz buğdaypazarı mahallesi ,tahtaköprü mahallesi,yeniköy,aksu mahallesi idi..onbeş dakika önce aynı takımla birlikte futbol oynadığımız takım arkadaşımızla rakip olur kavga bile ederdik,hey gidi günler....

ERDOĞAN YAZICI
ERDOĞAN YAZICI - 4 yıl Önce

hocam ağzina yüreği̇ne kalemi̇ne sağlik.yaziyi okurken o gunleri̇ tekrar yaşadim.ben ali̇bey mahallesi̇ eski̇ sokak no 27 de büyümüş bi̇ri̇ olarak mahalle tadini bi̇len bi̇ri̇yi̇m.o gunleri̇ ozlememek mümkün deği̇l

arif demir
arif demir - 4 yıl Önce

hocam yüreğinize sağlık gercekten anlamlı bir yazı olmuş çok güzel bir konuya değinmişsizniz