banner198

Ya Masa da sözleşme, Ya Sahada Restleşme

Memur-Sen Çankırı İl Temsilciliği Toplu Sözleşme hakkına ilişkin Yasa Tasarısını protesto etti.

Ya Masa da sözleşme, Ya Sahada Restleşme
banner145

Memur-Sen Çankırı İl Temsilciliği, 12 Eylül referandumu ile kazandıkları Toplu Sözleşme hakkının ikincil mevzuatı olarak çıkartılacak olan ve hükümet tarafından hazırlanan Yasa Tasarısı ile ilgili olarak Karatekin Parkında protesto eylemi yaptı.

 

Eyleme Memur-Sen ve Büro Memur-Sen İl Temsilcisi Ali Solak, Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Kasım Karatekin, Sağlık-Sen Şube Başkanı Murat Saray, Diyanet-Sen Şube Başkanı Osman Doğan, Toç-Bir-Sen İl Temsilcisi Ramazan Coşan, Enerji-Bir-Sen İl Temsilcisi Mehmet Serin, Bayındır Memur-Sen İl Temsilcisi Ahmet Arslan, Kültür Memur-Sen İl Temsilcisi Ercan Bıçakcı, Bem-Bir-Sen İl Temsilcisi Ömer Altuntaş, Ulaştırma Memur-Sen İl Temsilcisi Hüseyin Mahiroğlu, sendika yönetim kurulları ve çok sayıda Memur-Sen üyesi katıldı.

 

“Hizmet kolu hakkımız, Söke söke  alırız” “ “Sözleşmeye, veto genel grev nedeni” “Ya masada sözleşme, ya sahada restleşme” “Sorunlu yasa istemiyoruz” şeklinde sloğanların atıldığı eylemde Memurlar “Patronlara BABACAN memurlara AFACAN” “Yüksek Bürokrata” “Bu tasarıyla toplu sözleşme yapılamaz” “Sözü tutmanın yolu toplu sözleşmede hizmet kolu” yazılı dövizler taşıdı.

Yapılan protestoların ardından Memur-Sen Çankırı İl Temsilcisi Ali Solak bir basın açıklaması yaptı.

Ali Solak’ın basın açıklaması metni:

TOPLU SÖZLEŞME YASA TASARISINA, HEM YETMEZ, HEM DE HAYIR DİYORUZ

 

12 Eylül 2010'da yapılan referandumla kabul edilen ve kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı veren Anayasa değişikliğini fiilen hayata geçirecek kanun tasarısı, 16 ay gecikmeli olarak TBMM'ye sevk edildi. Memur-Sen olarak, söz konusu tasarıyı bu şekliyle kabul etmemiz mümkün değildir. Tasarı, 12 Eylül 2010'da yakalanan ve sürdürülmesi gereken demokratikleşme heyecanıyla uyumlu değildir. Tasarı masaya değil, sahaya davet tasarısıdır.

 

Referandumdan hemen sonra 60. hükümette konuyla ilgilenen Devlet Bakanı Hayati Yazıcı döneminde başlayan ikincil mevzuat çalışmaları, 12 Haziran seçimleri sonrasında 61. hükümetin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'le devam ettirilmiştir. Bu çalışmaların bütününde hizmet kolu başta olmak üzere birçok konuda uzlaşma sağlanmış ve Üçlü Danışma Kurulu'nun son toplantısında TBMM'ye gönderilecek metnin içeriğinde birçok konuda uzlaşılmıştır. Ancak, bugün TBMM'ye sevk edilen tasarıda üzerinde mutabakata vardığımız hususların bile yer almadığını görüyoruz. Bu uzlaşma kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu tasarı bizim için yok hükmündedir. Hükümetin konuya yaklaşımındaki olumsuzluk, tasarının sevk edildiği komisyondan da anlaşılmaktadır. Tasarı ilgili komisyon olarak Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu'na gitmesi gerekirken, Plan ve Bütçe Komisyonu'na sevk edilmiş, ilgili komisyon ise tali komisyon konumuna getirilmiştir.

Hükümet adına memur sendikaları ve konfederasyonlarla masaya oturan bakanların 'evet' dediği hususların bile daha sonra değişikliğe uğratılıp, konunun tarafı olan memur sendikaları konfederasyonlarının görüşlerinin alınmaması kabul edilir bir durum değildir ve ileri demokrasi iddiasıyla bağdaşmamaktadır.

Daha önce mutabakata vardığımız temel konulardan biri olan hizmet kolu toplu sözleşmesinde her iki bakanla da uzlaşmıştık. Bu uzlaşmaya göre yetkili sendikalar, hizmet kollarını ilgilendiren döner sermaye, ek ders ücreti gibi konuları sözleşme maddesi haline getireceklerdi. Kamu görevlilerinin bütününü ilgilendiren konular, bütün kamu görevlilerine uygulanacak mali ve sosyal haklar ise genel toplu sözleşmenin konusu olarak belirlenmişti. TBMM'ye sevk edilen tasarıda ise bütün bunlar yok sayılıp dünyada karşılığı olmayan bir şey ihdas edilmiştir. Oysa 19. faslın açılması isteniyorsa, toplu sözleşme düzeninin dünyada karşılığı olan bir şekilde yapılması gerekmektedir. 16 aydır anayasa çiğneniyor, tasarıyla da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile varılan mutabakat çiğnenmektedir.

'Yasayı konuşuruz, ancak biz belirleriz' görüşünde ısrar edilirse, toplu sözleşmeyi de kendi kendilerine yaparlar. Referandumda yüzde 58 'evet' çıkmasının hazzını yaşayan, ancak anayasanın 53 ve 128. maddelerindeki değişikliği hazmedemeyen bakanların varlığını üzüntüyle görmekteyiz. Ne yazık ki, 'Biz bu kadar oy aldık, nasıl olur da, memur maaşlarını toplu sözleşme masası belirler, nasıl olur da uzlaşılamazsa Kamu Görevlileri Hakem Kurulu'nun kararı bağlayıcı olur' diyen bir anlayışla karşı karşıyayız.

Buradan TBMM'ye çağrımız, bürokrasinin hayır'ının yerine milletine evet'ine kulak vermesidir. Vesayet mağduru olan ve sürekli vesayetten şikâyet eden Ak Parti de, bürokrasi vesayeti yerine, milletin sesini dinlemelidir.

Memur-Sen olarak Başbakanlık tarafından TBMM'ye gönderilen tasarıda yer almayan aşağıdaki hususların komisyon ve Genel Kurul sürecinde hayata geçirilmesi en büyük beklentimizdir. Diyalogla çözüm yolunu önemsiyoruz. Ancak hatada ısrar edilirse, bu alanlara çağrıdır. Bu davetin hakkını vereceğimizden de kimsenin endişesi olmasın.

1- Hizmet kolu toplu sözleşmesine tasarıda yer verilmeli

2- Yerel yönetimlerde işyeri toplu sözleşmesine yer verilmeli

3- Kamu Görevlileri Hakem Kurulu Başkanı Yargıtay, Danıştay veya Sayıştay Başkanları arasından, kanunla belirlenmeli

4- Cumhurbaşkanlığı, TBMM, TSK ve Emniyette çalışan sivil personele sendika üyesi olma imkânı verilmeli

5- Sendika üyesi olmayanların toplu sözleşmeden yararlanmak için dayanışma aidatı ödemesini sağlayacak hükümlere yer verilmeli

6- Toplu sözleşmenin kapsamı, ‘diğer mali ve sosyal haklar’ ibaresiyle genişletilirken, ‘aylık ve ücretler ile diğer mali ve sosyal haklara ilişkin sistemde değişiklik öngören talepler, toplu sözleşmenin kapsamı dışındadır’ denilerek yapılan kapsam daraltılmasından vazgeçilmelidir. Toplu sözleşme masası, kamu görevlilerini ilgilendiren her konuya açık hale getirilmelidir.

7- Sendikaların sahadaki çalışmalarıyla elde ettiği yetki, kanun maddesiyle değersizleştirilmemeli, masaya oturmama veya masadan kalkma da bir pazarlık stratejisi olarak kabul edilmelidir.

 

Burada şunu da üzülerek ifade etmek isterim ki, bu süreçte malum sendikanın ilimizde yaptığı açıklamalar da bizi hükümetle her konu da mutabıkmış gibi göstermeye çalışmasına da bir anlam verememekteyiz. Memurun geleceğini ilgilendiren çok önemli bir yasa söz konusu iken bile enerjisini Türkiye’nin en Büyük Konfederasyonu olmasını hazmedemedikleri Memur-Sen’e saldırmakla tüketen zihniyeti memur kamuoyunun vicdanına havale ediyorum. Bütün bunlarla birlikte, Memur-Sen olarak grev hakkı mücadelemiz, siyaset hakkı kararlılığımız ve toplu sözleşme hakkını sınırlayan Anayasal engellerin tamamen kaldırılması noktasındaki mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir. Basın açıklamamıza katılımlarınızdan dolayı hepinize teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER