İstiklal Yolunda…

Mustafa Abdülhalik Renda - 8

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra, Boğazlar, Ege Bölgesi, Akdeniz Bölgesi, Urfa ve çevresi olmak üzere Anadolu toprakları işgal altındaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basmasıyla Milli Mücadele başlamış. Ankara İstiklal Savaşı’nın karargâhı haline gelmişti. Ankara’nın İstanbul ve yurtdışı bağlantısı İnebolu üzerinden yapılmaktaydı. Günümüzde İstiklal Yolu olarak anılan İnebolu-Kastamonu-Çankırı-Ankara hattı Milli Mücadele süresince insan, silah ve cephane taşımacılığının en güvenli yolu olmuştu. Milli Mücadeleye destek için Mehmet Akif (Ersoy) olmak üzere pek çok ünlü isim İnebolu üzerinden Ankara’ya ulaşmıştı ve Mustafa Abdülhalik (Renda) Bey’de bunlardan biriydi.

Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Ankara’da siyasi otoritesini tesis eden Kuvayı Milliye, 1921 yılında Anadolu’da işgale direnen bağımsız birlikleri Ankara hükümeti emrindeki düzenli orduya bağlayarak silahlı kuvvetlerin oluşumunu tamamlamıştır. İki büyük Yunan taarruzu İnönü’de püskürtülmüş, üçüncü taarruzda Yunan ordusu Sakarya Meydan Muharebesi ile püskürtülerek Türk ordusu zaferiyle sonuçlanmıştır. Birinci İnönü zaferinin ardından 21 Şubat 1921’de toplanan Londra Konferansında Ankara hükümeti ilk kez Türk tarafının temsilcisi olarak kabul edilmiş, 16 Mart 1921’de imzalanan anlaşma uyarınca Malta’da tutulan esirlerin kırkı 29 Nisan’da serbest bırakılmıştır. Abdülhalik Renda, adada kalan son esir kafilesiyle birlikte 25 Ekim 1921’de Malta’dan tahliye edildi ve 1 Kasım 1921’de İnebolu’da serbest bırakıldı(1).

İstiklal Yolu'nun başlangıcı ve en önemli noktası olan İnebolu'nun açıklarında gemilerle bağlantıyı sağlayan Denk Kayıkları. 

İngilizlerin elinde 13 Mayıs 1920’den 1 Kasım 1921’e kadar esir kalan Mustafa Abdülhalik Bey, Malta’dan dönüş yolunda aşırı derecede fırtına olduğu için son beş gün hiç bir şey yiyememişti. Bu sebeple İnebolu’ya ayak bastığında hastalıktan yeni kalkmış gibiydi. Yalnız, vatana kavuşmak sevinci rahatsızlığını örtüyordu. İnebolu’ya çıkar çıkmaz ilk işi bir lokantaya gitmek oldu. Daha sonra yetkililer ile görüştü. Mustafa Abdülhalik Bey’in İstanbul’da bulunan ailesinin, İnebolu’ya gelmesi 35 gün sürmüştü. Günlükleri incelendiğinde bu sürenin çok sıkıntılı geçtiği anlaşılmaktadır. 17 Kasım 1921, Perşembe günü Ankara’dan bir telgraf aldı. İktisat Vekili Celâl Bey’den (Bayar) İktisat müsteşarlığı teklifi gelmişti. Abdülhalik Bey, uygun görülen teklifi kabul ettiğini ve ailesi geldikten sonra Ankara’ya hareket edeceğini bildirdi. 5 Aralık 1921, Pazartesi günü yağmurlu bir gün nihayet ailesine kavuşmuştu.

İstiklal Yolu, Türk milletinin kaderini çizen Milli Mücadelenin en önemli güzergâhı. 

Mustafa Abdülhalik Bey, İnebolu’dan ayrılışını ve Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara’ya uzanan 12 gün süren yolculuğunu günlüklerinde detaylı bir şekilde aktarmıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın "Gözüm Sakarya'da Dumlupınar'da, kulağım İnebolu'da" sözü ile de anlaşılacağı üzere, günümüzde İstiklal Yolu diye anılan bu hattın  Milli Mücadele'de oynadığı rol hayati değerdedir. Mustafa Abdülhalik Bey'in bu önemli güzergâhta  on iki gün süren yolculuğunun hikâyesi şöyledir.

Eşi ve çocukları geldikten sonra iki yük arabası ve iki yaylı ile 9 Aralık 1921, Cuma günü Ankara’ya hareket eden Abdülhalik Bey günlüklerinde o günleri şöyle aktarmıştır(2).

9 Aralık 1921, Cuma: Cenabıhakk’a şükür, bugün saat dokuzda yolcu olabildik. Arabanın biri dün geldiği için yorgun. Yol zahmetli. Çamur çok. Gece mecburen Küre’de kaldık (İnebolu-Ankara güzergâhında yaylı arabaların ilk durağı Küre’ydi).

10 Aralık 1921, Cumartesi: Küreden hareket. Öğle yemeğini Ecevit’te yedikten sonra akşamüzeri Seydiler’e gelindi. (Yaylı arabaların ikinci konaklama noktası Seydiler idi.) Mustafa Bey’in hanesine konduk. Herif 240 kuruş boş odanın kirasını istedi. Gece o kadar uyuyamadım.

11 Aralık 1921, Pazar: Sabahleyin pek erkenden hareket. Öğleden evvel Kastamonu’ya vardık. Ekşioğlu’nun otelinde yer bulunmadığından çarşıya yakın İkbal Oteline gelindi. Üç yataklı bir oda tuttuk.

12 Aralık 1921, Pazartesi: Kastamonu’da İkbal otelinde istirahat. Birçok tanıdıklarla görüştüm. Aile de bende otelde rahat ve istirahat eyledik.

13 Aralık 1921, Salı: Kastamonu’dan sabahleyin hareket. Öğlen üzeri Beşdeğirmen’de arabalar içinde. (Yaylı araba ile üç gün süren Kastamonu-Çankırı güzergâhındaki ilk durak Beşdeğirmenler Köyü’ydü. Beşdeğirmenler’den sonra gelen Gâvurun Hanı ise aslında askeri malzeme taşıyan kağnı kolları için belirlenmiş durak yerlerinden biriydi. Abdülhalik Bey ve ailesi Beşdeğirmenler’de kalacak yer bulamadıkları için geceyi geçirmek üzere Gâvur Han’a devam etmiş olmalılar) Akşam Gâvur Hanı’nda. Pek zahmetle yerleşebildik. Dün gece yağan kar bize epeyce zahmet çektirdi. Gâvur Hanı’nda hepimiz beraber idik.

14 Aralık 1921, Çarşamba: Gâvur Hanı’ndan sabahleyin çıktık. Ilgaz’ı yaya geçtik. Akşam Kale Hanı’na geldik. (957 metre rakımdaki Hancı Halil Ağa’nın Kale hanı. Yaylı araba ile üç günde kat edilen Kastamonu-Çankırı hattındaki ikinci durak yeri aslında 1090 metre rakımda köylülerin işlettiği Kazancı Han’dı. Yer bulamadıkları için yola devam etmiş olmalılar.) Bu handa istirahat edebildik. Koçhisar (Ilgaz) kaymakamı ile Askerlik Şubesi reisi de Refet Paşa’yı karşılamak için burada idiler. Bekir Sami, Sabit, Necmi Beyler de burada idiler.

15 Aralık 1921, Perşembe: Sabahleyin karanlıkta Kale Hanı’ndan hareket ettik. Akşam Çankırı’ya gelindi. Bugün biraz rahatsız oldum. Bana bugünkü yol çok sıkıntılı geldi. Erkenden yattım. Biraz aspirin aldım. Ilgaz’ın korkusu yüksekliğinden idi. Hâlbuki arabalar Ilgaz’ı daha rahat geçti. En ziyade zahmet bugünkü yokuşta çekildi.

16 Aralık 1921, Cuma: Bugün Çankırı’dayız. Otelde (Han). Muhasebeci Fevzi Efendi’ye burada rast geldim. Mutasarrıf (Sancak yöneticisi) ve Tahrirat (Yazı İşleri) müdürünü gördüm. Bekir Sami ve diğer beylerin bulunduğu yere gittim. Görüştük. Gece belediye reisi Cemal Bey’in (Cemal Dolunay, 1877’de Çankırı’da doğdu. Rüştiye eğitiminin ardından 1892’de Çankırı Adliyesi’nde stajını tamamladı. Çankırı İl İdare Meclisi’nde bulundu ve 1920’de belediye başkanı seçildi. 1927’de Kastamonu’dan TBMM’ne girdi. 1937’de vefat etti.) evinde Hilmi ve Atıf Beylerle beraber yemek yedim. Çankırı çarşısını dolaştım. Bana çok harap gözüktü. Bekir Sami ve diğer beylerin kaldığı bağlar ortasında bir eve gittim.

17 Aralık 1921, Cumartesi: Sabahleyin altı buçukta Çankırı’dan hareket. Pek fena bir yol. Çok çamur. Ancak akşamüzeri Tüney Hanı’na geldik. Fena bir han. Sıkıntı ile vakit geçirdik. Toprak bir yerde yerleştik.

18 Aralık 1921, Pazar: Sabahleyin yedide Tüney Hanı’ndan kalktık. Akşamüzeri fakat karanlıkta Kalecik’e geldik. Handa yer bulamadık. Yine hükümet konağında, çocuklar da belediye reisinin evinde kaldılar. Burada da garip bir gece geçirdik. Hükümet konağında memurinin odasında yatağımı yayarak yattım.

19 Aralık 1921, Pazartesi: Sabahleyin geç vakit Kalecik’ten hareketle öğleden sonra Ravlı Köyü’ne vardık (İnebolu-Ankara güzergâhında Çankırı-Kalecik-Ankara hattındaki son duraklardan biri de Ravlı köyüydü, 1990’da köyün adı Akyurt olarak değiştirildi ve günümüzde Ankara'nın ilçesi konumundadır.) Bir evde yattık. Çocuklar rahat uyudular, fakat ben rahat uyuyamadım. Bu köy Muharrem Bey’in kaymakam bulunduğu kazaya bağlı imiş.

İnebolu-Kastamonu-Ilgaz-Çankırı-Kalecik-Ankara hattı, 344 km uzunluğunda olup, halkın

Milli Mücadeleyi yoğun bir şekilde desteklediği güzergahtı. 

20 Aralık 1921, Salı: Sabahleyin sekizde Ravlı’dan hareketle öğleden sonra ikide Ankara’ya ulaştık. Eve geldik. Ev çocukların hoşuna gitti. Odun ve kömür alınmış. Ulvi Bey yüz lira göndermiş. Emin Bey’de öteberi almış.

21 Aralık 1921, Çarşamba: Sabahleyin yıkandım. Tıraş oldum. Bakalım kader ve kısmet nasıldır? Bize de nerede çalışmak mukadder ve nasip ise orada çalışacağım.

22 Aralık 1921, Perşembe: Sabahleyin biraz çarşıda dolaştım. Sabit Bey’i, Vehbi Bey’i, Hicri Bey’i, İhsan Bey’i, Büyük Millet Meclisi’ni, Refik Şevket Bey’i ziyaret ettim. Öğlen yemeğini Zülfü’de yedim. Öğleden sonra saymana gittim. Besim Atalay Bey’in maariften bahsederken İktisat müsteşarından bahsetmesi sebebini anlayamadım. Onu tanımıyorum. Mamafih sebebini belki anlayacağım. Mustafa Kemal Paşa ile görüştüm. Öğleden sonra işe başladım. Cenabıhak hayırlısını buyursun, beni utandırmasın, âmin. Vali İhsan Bey altmış lira verdi. Almamak istedim. Fakat ihtiyaten aldım. Ankara’da pahalılık fazla. Çok masraf oluyor. Bakalım netice ne olacak? Nasıl hayatı geçirebileceğiz?

Abdülhalik Bey’in 22 Aralık 1921 günü günlüğünde bahsettiği konu şöyledir: O gün Büyük Millet Meclisi’nde Maarif Vekâlet’inin (Milli Eğitim Bakanlığı) 1921 yılı bütçesine tahsisat ilavesine dair kanun görüşülmektedir. Konu hakkında münakaşalar yaşanmıştı. Söz alan Kütahya milletvekili Besim Atalay Bey tahsilatın artırılması hakkında yaptığı “Memleketimizin her tarafına verilecek olan ilim ve irfan tahsisatına acımamalıyız. Biz öyle şeylere acımalıyız ki arkadaşlar, denizaşırı yerlerden gelip de İktisat Vekâleti müsteşarlığına tayin olunuyorlar. O paraları alın da çocuklar için mektep açtırın. Çocuklara dinini, milliyetini öğretin” şeklinde ki konuşmasın da göreve yeni atanan Abdülhalik Bey’in atanma şeklini dayanak yapmıştı. Göreve başladığı ilk gün böyle durumla karşılaşan Abdülhalik Bey’i, kendisini hiç tanımayan Besim Atalay’ın hakkında bu şekilde konuşmasına çok fena tesir etmişti. Ancak koridorda pek çok arkadaşı kendisini teselli etmişti.

4 Ocak 1922, Çarşamba günü: Fethi Bey bana Adana valiliğini teklif etti. Kabul etmem diyemedim. Yalnız “Hükümetçe (Ermenilerden dolayı) bir mahzur görülmüyorsa itirazım yok” dedim. O gece Fethi Bey’deydik. Reis (Mustafa Kemal) Paşa’da bulundular. Çok kaldık. Paşa, “Karşımda Halep valisini hiç değişmemiş olarak görüyorum” diyerek beni methetti ve iltifatta bulundu.

Ordunun iaşesi iyi gitmiyordu. İaşe meselesinde Konya çok önemliydi. Konya menzilinin geniş teşkilatı sürekli şikâyet ediliyordu. Galip Paşa’da Konya valiliğinden ayrılmadan önce Ankara’ya iaşenin iyi gitmediğini, cephenin erzaksız kalma ihtimalinin çok yüksek olduğunu ve bu işlerin düzeltilmesinin de zor olduğunu telgrafla bildirmişti. Galip Bey, şahsen tanımadığı halde, bu işlerle çok uğraşmış olduğunu bildiği ve gıyaben tanıdığı Vekâlet müsteşarı Mustafa Abdülhalik Bey’in Konya’ya gönderilmesinin çok uygun olacağını bildirmişti(3). Sonuçta Müsteşarlık uhdesinde bulunmak üzere Konya valiliğine ataması yapılan Mustafa Abdülhalik Bey, 2 Mart 1922 Perşembe günü Kuva-yı Milliye’nin iaşesinden sorumlu olarak Konya valiliğine getirildi.

Artık, Türk ordusunun erzak ve iaşe işi Mustafa Abdülhalik Bey’e emanet edilmişti. O ordu çok değil yedi ay sonra, yine valisi olduğu İzmir’de düşmanı denize dökecekti.

Konya’dan, İzmir’e yazımızda buluşmak üzere…

Kaynakça

  1. Aytaç Demirci-Sabri Sayarı, Mustafa Abdülhalik Renda Hatırat, YKY 2. Baskı Mart 2019, s. 89
  2. Aytaç Demirci-Sabri Sayarı, Mustafa Abdülhalik Renda Günlükler 1920-1950, YKY 1. Baskı Ekim 2019, s. 158,159
  3. Aytaç Demirci-Sabri Sayarı, Mustafa Abdülhalik Renda Hatırat, YKY 2. Baskı Mart 2019, s. 235