Bulgaristan’dan, Romanya’ya geçmek için105 km mesafedeki sınır kapısına doğru ilerliyoruz. Varna gezintisi bizi epey yormuş olmalı ki, otobüsebinince çoğumuz hemen uyuya kalmıştık. Gözümü açtığımda saat sabaha karşı dörttü,konuşmalardan Bulgaristan’ın kuzey doğusundaki yerleşim yeri Durankulak’ta bulunan sınır kapısında olduğumuzu öğrendim. Bizi ülkesine alan Bulgaristan gümrüğü, girerken hiç sormadığı belgeyi, Romanya tarafına geçerken istiyordu. Bulgaristan gümrük görevlileri, resmî araçların-ticarî olmadığı için-bulundurma zorunluluğu olmadığı “İnterbus” belgesini istiyordu. Belge olmadan geçişin tek yolunun ise 1600 Avro “haraç” ödemek olduğunu söylüyorlardı. Nitekim konu ne kadar izah edilse de çözümekavuşmamıştı. Ülkemizde, mesai saatinin başlamasını beklemekten başka çare kalmamıştı. Birkaç saat sonra, Türkiye’de ki dostlarıma durumu iletince, durumun gerçekten çok ciddi olduğunu biz de yeni anlamıştık. Çünkü konu devletlerarası bir durum imiş! Lakin dostlarım, Türk insanının muhatap kaldığı böyle bir olayı içlerine sindirememiş ve büyük devlet olma refleksini göstererek; Bulgaristan yetkilileri ile kurdukları temaslar sayesinde, maruz kaldığımız büyük problemi halletmişlerdi. Bulgar gümrük görevlisininsaat ikiye doğru “komşu” diye seslenip, ardından da parmağı ile de yukarıyı gösterip, “üstlerimden talimat geldi, artık geçebilirsiniz” demesiyle nihayet bu sıkıntıdan kurtulmuştuk. Yaklaşık on saat bizi adeta cendereye sokan Bulgar gümrüğünden kurtulmuştuk.


Sınır kapısında, hiç öngörmediğimiz bu gecikme sayesinde, Köstence’de Cuma Namazı kılma düşüncemiz hayal olmuştu. Adından da anlaşılacağı üzere, eski bir Türk yerleşim merkezi olan Durankulak gümrük kapısından geçerek,biraz ilerideki Romanya sınır kapısı olan VamaVeche’yevardık. Burada yarım saat kadar süren kontrolün ardından,nihayet Romanya topraklarına geçtik. Artık Köstence’yesadece elli iki kilometre kalmıştı…

Köstence
Köstence Romanya’nın ikinci büyük şehri. İlk adı Tomis olan Köstence, MÖ VI. yüzyıldakurulmuştur. Tomis, MÖ 71 yılında Romalılar tarafından fethedilmiş ve Roma İmparatoru Büyük Konstantin tarafından kız kardeşinin onuruna Constantiana adını almıştır. 1402 yılında Eflak Prensliği topraklarına katılan Köstence, 1419'da Dobruca bölgesindeki diğer yerleşimlerle birlikte Osmanlı idaresine geçmiştir. Osmanlı döneminde "Köstence" adını alan yerleşim, başlarda küçük bir liman şehri iken, konumu nedeniyle zamanla önemi artan bir liman şehri haline gelmiştir.


Kırım Savaşı sırasında Rus egemenliğine geçen yerleşim yeri, 1854'te yeniden Osmanlı kontrolüne geçti. Bu dönemde stratejik önemi artan yerleşim, 1860'ta tamamlanan demiryolu hattı, limanın genişletilmesi ve yeni binaların inşa edilmesiyle birlikte,kaza merkezi konumuna ulaştı. 93 Harbi’nde, Ruslar tarafından ele geçirildikten sonra, Ayastefanos ve Berlin antlaşmaları neticesinde, 1878 yılında Romanya topraklarına katıldı.


Köstence’nin en ünlü meydanı olarak bilinen meydanda, Ovidius Heykeli bizleri karşılıyor. Alana adını veren Roma’lı şair Ovidius, genelde aşk, terk edilmiş kadınlar ve mitolojik temalı şiirler yazmış. Kendisi, PubliusVergiliusMaro ve Horatius ile beraber, Latin Edebiyat’ının üç şairinden birisi olarak, hüzün beyitlerinin en büyük hocası olarak kabul ediliyormuş.


Romalı Şair Ovidus’un, hemen arkasında yer alan Museum of NationalHistoryandArcheology (Ulusal Tarih ve Arkeoloji Müzesi) Romanya’nın en zengin müzelerinden birisi. Müze, fotoğraftan haritaya, mobilyadan madeni paraya kadar,binlerce Yunan, Romen, Bizans ve ortaçağ objelerinden oluşan koleksiyona sahip. Girişi ücretli olan müze, Pazartesi ve Salı hariç, haftanın beş günü ziyarete açıktır.


Mahmudiye CamisiKöstence,buram buram Türk kokan, tarihi dokuya sahip bir şehir. İşte karşımızda Kral Camisi ya da diğer adıyla Mahmudiye Camisi.
Şüphesiz ki şehre gelen herkesin ziyaret ettiği yerlerin başında gelenKral Camisi’ningeçmişi, Osmanlı sultanlarından II. Mahmud'un emriyle, 1823 yılında Aziz Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış olan Mahmudiye Cami’sine dayanır. Romanya Kralı I.Carol, savaşta Romanya için savaşan, Tatar Türklerinin sadakati için, Mahmudiye Camisi’nin temelleri üzerine yaptırılmıştı. Yapı, 1912 yılında tamamlanmış ve Kral Camisi olarak anılır olmuştur. Cami, Romanya’nın ilk betonarme binası olup,bizzat saydığım yüz kırk bir basamaklı,kırk beş metreyüksekliğindeki minareye ve yüz kişilik kapasiteye sahiptir. Turistler camiye, özellikle Sultan Abdülhamid’in hediyesi olan Türk halısını ve minaresinden panoramik Köstence manzarasını görmek için gelmektedir. Devasa Herekehalısı 144 metrekare olup, iki yüz yıllık bir geçmişe sahiptir.


Cami’ye girdiğimizde minber kısmında bir grup insanın merasim yaptıklarını gördük. Neler olduğunu öğrenmek için yanaştığımda, törendekilerden birisi gayet güzel bir Türkçe ile “Nikâh yapıldığını, gelinin Hıristiyan iken, İslam dinine geçiş töreninin yapıldığını.” söyledi. Tören bitince, bizim meraklı bakışlarımızı fark eden imam yanımıza geldi. Tanışmamızdan sonra, biraz önce olanları anlattı. Bu arada, kalabalıktan birisi de, elinde bulunan büyükçe bir çörekten kopardığı parçaları “Âdetimizdir” diyerekikram etmeye başladı. İmam, cami cemaatinin durumundan ve Romanya hükümetlerinin,NikolayÇavusesku sonrası olumlu tutumları hakkında bilgiler vererek, cuma ve bayram namazlarında caminin dolduğunu söyledi.Kendisi ile cami önünde çekindiğimiz hatıra fotoğrafı sonrası, vedalaşarak şehir turumuza devam ediyoruz.


Köstence Limanı kıyısından, yakınlarda ki Köstence kumarhanesi binasına doğru ilerlerken, Romanya’nın ilk kraliçesi, şair “CarmenSylva”yı ayaklarının dibinde oturan bir su perisi ile temsil eden, 1937 yılında yapılmış “Arplı Kız” heykelini de geçerek yolumuza devam ediyoruz.


Köstence Kumarhanesi:Ünlü casino sahili, yaniElisabeta Bulvarı’na ulaştık.Metruk halde olmasına rağmen,turistlerin yoğun ilgisini çeken Köstence kumarhanesi; Karadeniz’e bakan bir yamacın üzerine, denizin ve Köstence limanının her açıdan tam bir görünümünü sağlamak amacıyla, iki yuvarlak üst üste binen teras şeklinde inşa edilmiş. Bina, seçkin ve üst sınıf için bir kulüp ve topluluk merkezi olarak tasarlanmış. Öyle ki bir zamanlar Romanya’nın, Monte Carlo’su ve Köstence şehrinin sembolü olarak kabul ediliyormuş. Günümüzde terk edilmiş olan bina bakım ve onarım için 1990 yılından bu yana kapalıymış. Kumarhanenin etrafındaki yaya bölgesi, gün boyugezinmek veya dinlenmek için mükemmel mekân.


Akvaryum:Sahilde yer alan Casino’nun hemen karşısında yer almaktadır. Önünde uzun bir kuyruk olması sebebiyle, giremedikama 1958 yılında açılmış olan Akvaryum’da, egzotik Mercan Balıkları dünyada benzeri olmayan Mersin Balıklarıyer alıyormuş.


OvidiuMeydanı’nından biraz ilerleyince Aziz Peter ve Paul Katedrali’ni (Catedrala Sf. ApostolPetru si Pavel) görüyoruz. Katedral 1883 ve 1885 yılları arasında inşa edilmiş. Katedrali çevreleyen parkta, eski Tomis kentinin unsurlarının tanımlandığı, arkeolojik buluntular bulunmaktadır.

Romulus-Remus
Köstence’de dolaşırken,biz Türkler içinde hiç yabancı gelmeyen bronz bir heykel görüyoruz.Türk mitolojisinin başkarakteri Kurt! Köstence’deki dişi kurt heykeli, Belediye Binası parkı ile Ovidiu Meydanı arasında yer alıyor. Heykel, efsaneye göre Roma’nın kurucuları olarak kabul edilen Romulus ve Remus’u emzirdiği söylenen dişi kurdu temsil ediyor. Heykel, MÖ 753'te kurulan Roma’nın bir kuruluş efsanesini ele alıyor. Kurt’un Türkler ve Romalılar için önemini kısaca hatırlayalım…


Kurt, özellikle iki ulusun mitolojisinde kurucu rol oynar. Biri Türk mitolojisi, diğeri ise İtalyan mitolojisidir.Türk mitolojisinde Kurt, “Kurt kılığına girebilen Tanrı’dır,” ve Türk boyları Kurt’tan türediklerine inanırlar. Mesela Asena efsanesine göre, Çinlilerin saldırdığı Türk köyünden geriye bir bebek kalmıştır; gök yeleli dişi kurt bu bebeği bulur, besler ve Türk neslinin devamını sağlar. Türklere efsanevi Ergenekon’dan çıkışında yol gösteren ve cihanı fethetmelerini sağlayan da Kurt’tur. Göktürk bayrağının tepesinde de Kurt başı bulunur; Kurt savaşçılığı, Türk’ün hızını temsil eder; olur ya Türk’e bir tehdit belirdiğinde ortaya çıkarak Türk’e yol gösterir. Türk mitolojisinde Kurt, Tanrı sembolüdür, Ata’dır, besleyen, büyüten ve yol gösteren rehberdir.


Köstence’de karşımıza çıkan ve sebebi Roma mitolojisine dayanan kurt heykelinin hikâyesi ise şöyledir. Roma mitolojisinde ki Kurt karşımıza,besleyen ve büyüten rolü ile çıkar; efsane Orta İtalya’da geçer; Alba Longa Kralı Numitor, kardeşi Amulius tarafından tahtan indirilir ve AmuliusNumitor’un erkek veliahtı olmasını önlemek için Numitor’un kızı RheaSilvia’ıVesta rahibesi olmaya zorlar. RheaSilviaVesta rahibesi olmasına rağmen hamile kalarak ikiz erkek çocuklarını, Romulus ve Remus’u dünyaya getirir. Kral Amulius RheaSilvia’yı hapseder ve ikiz çocuklarının ölümünü emreder ama Kral’ın adamları çocuklara acır, bir sepete koyarak Tiber nehrine bırakır. Çocukların içinde olduğu sepet bir ağaca takılır. Çocukları dişi Kurt Lupa bulur ve ikizleri besler. İkizler, büyüdüklerinde Kral Amulius’u tahtından indirip, yerine büyükbabaları Numitor’u getirirler; ancak kardeşler AlbaLonga’da yaşamak istemez. Mitolojiye göre Romulus ve Remus’un arasında husumet girer ve Romulus’unRemus'u öldürdüğü gün Roma şehri kurulmuştur. Roma’nın sembolü ikiz erkek çocuklarını emziren dişi Kurt’tur; Roma İmparatorluğu döneminde de Kurt Roma’nın gücünü simgeler. İtalyan mitolojisindeki Kurt’un, “Tanrı” olmasa bile “Tanrı’nın habercisi” olarak ilahi bir rol üstlendiğini görüyoruz.

Mecidiye
Romanya’da Türkçe isimli yerleşim birimleri pek çoktur. Bunlardan birisi olan Mecidiye,Köstence’ye 41 km. mesafededir. 1856 yılında kurulan Mecidiye, adını kuruluş fermanını yayınlayan Sultan Abdülmecit’ten almaktadır. Kırım savaşından sonra Dobruca’ya gelen göçmenlerce oluşturulan yerleşim merkezi, Karasu adıyla kurulsa da, daha sonra adı Mecidiye olarak değiştirilmiştir.Tatar Türkleri olmak üzere pek çok Türk,Mecidiye’nin nüfus yapısında önemli yer tutmaktadırlar. Burada yaşayan Türkler, düğün, kına, sünnet ve yemekler gibi örf ve adet gelenekler ile ibadetlerini Türk’e özgü bir şekilde sürdürmektedirler. Namaz vakti,minarelerden ezan duyulmaktadır. Mecidiye’de, Türk eseri oldukça fazladır. 1856 yılında yapılan Mecidiye camisinin, tavanında ve balkon sütunlarında sedir ağaçları kullanılmış olup, Sultan Abdülmecit’in hediyesi iki adet mumluk mihrabın iki tarafında yer almaktadır.


Mehter takımı ve Seymenler ile Bacıerenler ile protokolden oluşan kortej, Mecidiye caddelerini Türk müziği ile inletiyordu. Çoğunluğu Türk olan halkın korteje ilgilisi çok fazlaydı. Atatürk büstü ve Türk-Tatar şair Mehmet Niyazi’nin büstlerinin bulunduğu parkta İstiklal Marşı’mızıhep birlikte söyleyip, dualarımızı yaptıktan sonra kortejimiz Mecidiye Meydanında sona ermişti. Burada Mehter ve Seymenlerin gösterisi izleyenlere duygulu anlar yaşatmıştı. Kucağında daha beş aylık torunu bulunan yaşlı bir teyze dikkatimi çekmişti. Yanına yaklaşınca fazla duygulandığını, ağlamaklı olan gözlerinden anlamıştım. Biraz konuşmadan sonra “Aman ha! Üşümesin” deyince, “Kulağı mehter marşı duysun, diye çıkardım.” diye cevap verdi. İşte o an zaman sanki zaman durmuştu. Pamuk teyzemizin, duygularıma zorla hâkim olarak bakabildiğimgözlerinde; adeta kadim Türk tarihi canlanmıştı.Sanki “Bir yaz günü, Tuna’dan şimşek gibi geçen Türk atlıları” Türk şehri Mecidiye’ye doğru geliyordu. Elleri öpülesi bu yüce Türk kadını ile vedalaşarak, değişik duygularla Mecidiye’den ayrılmak için otobüsümüz hareket etti. Arabada su kalmadığını anlayınca şehirden çıkarken uğradığımız Türk market, aldığımız kolilerce suyun parasını bile tüm ısrarlarımıza rağmen almamıştı.

Mecidiye gibi, Romanya’da hala ayakta kalmış olan Türklerin yoğun bir şekilde yaşadığışehir kasabalar, mahalleler ve köyler olarak Köstence, Babadağ, Hırşova, Tekfürgülü, Tekkeli,(Tichileşti) Tulca’yı sayabiliriz.

Köstence programımız sona ermişti. Dönüş yolunda uğrayacağımız kadim Türk şehirlerinden biri de kuzeyde yer alan Babadağ olacaktı…