Tuz Şehri Çankırı

Tuz Şehri Çankırı

“Tuz yalaşıp dost oldular”

(Manas Destanı)

Turizm denilince akla ilk gelen üçlü deniz-güneş-kumdur. Bunların üçünü bir arada barındıran şanslı şehirler, turizm sektöründen elde edilen gelirler sebebiyle, refah seviyelerini fazlasıyla yükseltmişlerdir. Peki denizi olmayan Çankırı gibi şehirler, bacasız fabrika turizm sektöründen paylarını nasıl alacaktır?

Kıyı şehri olmak turizm açısından elbette çok önemli ama her şey de değildir. Çünkü günümüzde turizm faaliyetleri farklı içerik ve türleri de barındırmaktadır ki etkinlik -festival- turizmi de bunlardan biridir. Festivaller, turizmin yeterince gelişmediği şehirlerde, bölgenin kalkınmasına, sosyo-ekonomik gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

İşte tam böyle bir festival, geçen ayın -Ağustos- son haftasında Çankırı’da gerçekleşti. Ülkemizin en büyük tuz mağarasını barındıran Şehir, yılların aymazlığını üzerinden atarak bir festival yapmayı nihayet akıl edebilmişti. Hem de Çankırı denilince ilk akla gelen tuz adı altında…

Organizasyonu tertip eden Çankırı Belediyesi bir ilke imza atarak, şehirde bugüne dek görülmeyen pek çok etkinliği, festival çatısı altında birleştirerek hemşerilerimize ve çevre şehirlerden gelen misafirlere sundu. Etkinliklerin ayrıntısına geçmeden festivale adını veren tuzla ilgili ilginç bir efsaneden ve tuzun şehrimiz açısından öneminden kısaca bahsetmek istiyorum.

Türklerin Soy Kütüğü (Secere-i Terakime) adlı eserde, tuzu bulan kişi olarak Türklerin atası olan “Türk Han” gösterilmektedir. 17. yüzyıl Hive hanlarından Ebulgazi Bahadır Han adı geçen eserinde, tuzun yiyeceklere tat veren bir madde olduğunu belirterek, o dönemde sıkça anlatılan şu efsaneden bahsetmektedir: “Türk'ün dört oğlu var idi. Birinci Tütek, ikinci Çiğil (Çekel), üçüncü Barsçak (Berseçâr), dördüncü Amlak (Emlak). Türk öleceği sırada Tütek 'i kendi yerine padişah kılıp uzak sefere gitti. Tütek akıllı ve devletli iyi padişah idi. Türk içinde çok âdetleri o peydah kıldı. Acem padişahlarının ilki Keyûmers ile muasır İdi. Günlerden bir gün ava çıkıp, geyik öldürüp, kebap kılıp, yiyip oturmuştu. Elinden bir doğram et yere düştü. Onu alıp yiyince ağzına çok hoş tat geldi. Çünkü o yer tuzla idi. Yemeğe tuz koymağı o çıkardı bu tuz âdeti ondan kaldı.” Ebdülgazi Bahadır’ın aktardığına göre tuzu Türklerin bulması bir efsane olsa da tuz yatakları uğruna savaşlar yapıldığı bilinen bir gerçektir.

Tuz, XX. yüzyıla kadar yaygın bir ticaret aracı olması sebebiyle taşındığı yollara ismini bile vermiştir. Çankırı topraklarında yer alan “İnce Geliş Tuz Yolu” bunlardan biridir. “İnce Geliş” önceki yıllarda, Kurşunlulu doğaseverler tarafından tespit edilerek, kültür temalı yürüyüş rotası olarak tasarlanan ve değişik etap çalışmaları devam eden güzergâhtır. Çankırı’nın 19 km doğusundaki, beş bin yıllık tuz mağarasından çıkarılan tuzun, asırlar önce kervanlarla Karadeniz kıyısına kadar taşındığı güzergâhın, Korgun-Kurşunlu arasındaki kadim hattın adıdır “İnce Geliş Tuz Yolu”. Şehrin tuz mağarası ve tuzu uzak diyarlara taşıyan yolları, geçmişte Çankırı’nın önemli bir tuz ticaret merkezi olduğunu ortaya koymaktadır. Günümüzde de tuz mağarasının varlığı sanayi ve turizm açısından şehre büyük değer katmakta olup, etkinliğin adının “Tuz Festivali” olarak seçilmesi çok isabetli bir karar olmuştur.

Çankırı Tuz Mağara’sını gezdiğimizde, duvarlara çizilen balık fosillerinden, Çankırı’nın geçmişte bir iç deniz olduğunun anlamlı bir şekilde vurgulandığını görmekteyiz. Yeraltından katı halde elde edilen kaya tuzu, jeolojik devirlerde buharlaşma sonucu denizlerin ya da kapalı iç havzaların kuruması ile oluşmuştur. Çankırı tuz bölgesi de böyle bir oluşumun eseri olup, insan eliyle tuz çıkartmak için açılan dehlizler, zamanla binlerce metrelik devasa bir mağara ortaya çıkarmıştır. Hititler Döneminden beri işletildiği tahmin edilen tuz yatağının, ülkemizin en büyük ve en kaliteli kaya tuzu rezervine sahip olması bir yana; asırlardır oluşan tuz mağarası günümüzde Çankırı’nın en önemli turizm sembolü haline gelmiştir. Böyle bir yapı tüm maddi imkânlar bir araya getirilse bile inşa edilemeyeceğinden, Çankırılılar, tuz mağaralarına titizlikle sahip çıkmalı ve bırakın ülke sınırlarında tanıtımını, uluslararası alanlarda bile mutlaka tanıtımı yapılmalıdır. 

Çankırı Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen ve Ankaralı Seymenler

Romalı askerlere maaşları tuzla ödenirmiş, bu sebeple de Latince'de “maaş” kelimesi, tuz kelimesinden gelirmiş! Unutmayalım ki günümüzde bile Çankırı’da binlerce kişi, ailesinin gelirini tuzdan sağlamaktadır. Çankırı Tuz Mağarası’ndan layıkıyla yararlanıldığı takdirde, şehrin istihdam sıkıntısı kalmayacak ve Çankırılılar özlenen refah seviyesine yükselecektir.

İşte tüm bu işlerin başarılabileceğini, Çankırı Belediyesi bir festival ile tüm taraflara gösterdi. Daha, Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen’in, festival tanıtımı için gerçekleştirdiği basın toplantısında açıkladığı festivalin resmi maskotu “Tuzi”, şehirde sıra dışı şeylerin olacağının müjdesini on gün önceden vermişti. Çeyrek asrı aşkın süredir, Prof. Dr. Ayla Sevim Erol başkanlığında, “Çorakyerler” kazı alanında yürütülen çalışmalarda bulunan, Çankırı Kaplanı’nın sempatik hali beğeni toplamıştı. Çankırı Müzesi’nde sergilenen kılıç dişli kaplan fosili, 8 milyon yıl öncesine ait olup, bilim çevrelerince dünyada henüz eşine rastlanılmadığından, Çankırı’ya özgü et yiyici bir tür olarak kabul ediliyordu. Çankırı’nın İnandık Vazosu’ndan sonraki en önemli buluntusunun sevimli bir maskot haline getirilmesi, yıllarını bu işe adamış olan başta Ayla Hoca’mız olmak üzere tüm arkeoloji camiasını son derece motive ettiğine inanıyoruz.

Festivalden beş gün önce, yıkılan valilik binasının yerine tuz serilerek hazırlanan sahada ülkemizde bir ilk yaşandı. Tuzda futbol turnuvaları ve erkek ve kadınlar kategorisinde düzenlenen voleybol maçları, ulusal haber kanallarında yer almasıyla şehir festivale iyice ısınmaya başlamıştı.

26 Ağustos Cuma günü saat 15’de Belediye binası önünden başlayan festival korteji adeta gözleri kamaştırdı. Oğuz geleneğinin günümüzdeki yiğitlik temsilcilerinden Simav’lı Zeybekler, Ankara’nın sembolü Seymenler ve Çankırılı Yâranlar kortejin göze batanlarıydı. Festival ateşi yakılarak, kortej yürüyüşüne devam etti. Yol boyunca Çankırılılar ve misafirler, ekiplere yoğun ilgi gösterdiler. Fuar yoluna kurulu yöresel ürünler pazarı, tuz fuarı açılışı, sanayi fuarı açılışından sonra festival alanında, fuara uluslararası ismini veren Türk dünyası dans toplulukları renkli gösterilerini gerçekleştirdiler. Mehteran takımının gösterilerinin ardından, Ankara Kulübü Derneği Seymenleri gösterilerini sundu. Daha sonra Sarı ve Mor Zeybekler Derneği Kütahya yöresine ait oyunlarını sergilediler. Protokol konuşmaları devam ederken, sağanak halinde yağan yağmur sonrası gecenin sona ermesi beklenirken; program bir saatlik mecburi aradan sonra kaldığı yerden devam etti. İyi ki de devam etmiş, Ahmet Şafak’ın sahnede yer almasıyla konser alanı bir anda hınca hınç dolmuştu. Konserin ardından izleyicilerin alandan memnun bir şekilde dağılması ile birinci gün sona ermişti.

İkinci gün, Tuz mağarasında yöresel yemekler yarışması yapıldı. Dışarısı Ağustos sıcağı ile yanarken, içeride misafirler keyifli saatler geçirdi. Tuz mağarası tarihinde ilkleri yaşarken, Seymenlerde Ankara’nın sevilen Hüdayda ve Atım Arap oyunlarını izleyiciler için sergilediler. Şehir merkezinde Klasik Otomobil Fuarı, Tuz Sanat Atölyeleri, Sanat Sokağı ve çocuk oyunları etkinlikleri ve bisikletlerle şehir turu yediden yetmişe herkesin ilgisini çekti. Akşamüzeri, festival alanında gerçekleşen Askeri Bando Takımı ve Yâran gösterilerinin ardından Anıl Piyancı ve Derya Uluğ’un verdiği konserler ile gün sona erdi.

Festivalin son günü ise yine tuz mağarası etkinlikleri ile devam etti. Tatlıçay üzerinde gerçekleştirilen Off-Road gösterileri festivale renk kattı. Akşam, Sakiler konseri ile festival sona ererken, rahatsızlığı sebebiyle sahneye çıkamayan ünlü sanatçı Haluk Levent’i dinlemek ise başka bir bahara kaldı.

Simav’lı Zeybekler, Ankara’nın sembolü Seymenler ve Çankırılı Yâranlar  Festivale Renk Kattılar

Katılımcılar üç gün boyunca her yönüyle Çankırı’yı doya doya yaşadı. Fuar yoluna açılan stantlarda il dışından, her hangi bir yöreye ait lezzetler ve eşyaların yer almaması festivalin özgün kalmasını sağladı. Küreselleşen hayatta bu özelliğin korunması, festivale ayrı bir değer katmıştı. Festivalin her gecesi, yirmi bini aşkın izleyicinin coşkuyla takip ettiği muhteşem konserlerle sona erdi. 26-27-28 Ağustos tarihlerinde gerçekleşen “Uluslararası Çankırı Tuz Festivali” şehre yaklaşık iki yüz bin civarında insanı getirmişti. Türk destanlarında bahsedildiği gibi, tuzun bağlayıcı, vefayı temsil eden ve insan ilişkilerinde sadık olmayı sağlayan manevi gücü festival boyunca adeta etkisini göstermiş, üç gün boyunca yüzü gülen insanların doldurduğu şehirde esnafında keyfi yerine gelmişti.

Çankırı Belediyesi, şehirde daha bu zamana kadar hiç yapılmayan böyle bir etkinliği başarı ile gerçekleştirmiştir. Artık bundan sonrası daha kolay ve daha da nitelikli olacak şekilde çıta yükseltilmiştir. Bundan sonrada Çankırı’nın bir tuz şehri olduğu asla unutulmamalı ve “I. Uluslararası Tuz Festivali” rutin hale getirilerek, her yıl organize edilebilir hale getirilmelidir. Belediye Başkanı ve ekibinin enerjik hallerini gördükçe bunun rahatlıkla gerçekleşeceğine inanıyoruz. İşte bu sebeple coşkusunu yaşadığımız festivale “birinci” diyerek devamını bekliyor ve Çankırı Belediye Başkanı İsmail Hakkı Esen’i tebrik ederek, bu yolda başarılarının devamını diliyoruz.

Kaynakça

  1. Abdülkadir İnan, Manas Destanı, MEB Yayınları, 1992.
  2. Şükrü Elçin, Halk Edebiyatı Araştırmaları, Akçağ Yayınları, 1997.

YORUM EKLE
YORUMLAR
ferit
ferit - 2 hafta Önce

yerinde bir tespit olmuş