Konya'dan İzmir'e, Mustafa Abdülhalik Renda - 9

Konya’dan İzmir’e…

Mustafa Abdülhalik Renda – 9

“Orduya gönderilen yağın lezzetinden ve kalorinin tamlığından dolayı ekmekten aldığım dualar kadar askerden dua aldım. Benim de en büyük hazzım, askerin kursağına benim elimle giden malın iyi olmasını temin etmekti.”

Atatürk tarafından çok büyük ve kanlı savaş anlamına gelen Melhame-i Kübra ifadesi ile anılan Sakarya Meydan Muharebesi, 13 Eylül 1921 günü sona ermiş; Türk’ün 1683 yılında Viyana'da başlayan çekilmesi, 238 sene sonra Ankara'da durdurulmuştu. Millî Mücadele’nin bu dönemine kadar Malta’da esir olarak bulunan Abdülhalik Bey, 1 Kasım 1921’de İnebolu’ya ayak basar basmaz, Ankara’ya gelmiş ve Millî Mücadele’ye katılmıştı. Vatan için daha yapılacak çok iş vardı. Yunanlılar Sakarya’da uğradıkları yenilgiden sonra ‘bu coğrafyayı nasıl elde tutarım’ arayışları içindeyken, Mustafa Abdülhalik Bey’de, Konya’ya vali olarak atanmıştı…

Mondros Mütarekesi Sonrası Konya

Türklere asırlarca Başkentlik yapmış Konya, 30 Ekim 1918 tarihinden sonra İngilizler, ardından da İtalyanlar tarafından işgal edilmişti. Türklerin Anadolu topraklarında başkentliğini yapmış olan Bursa, Edirne, İstanbul gibi önemli şehirleri de aynı akıbeti yaşamaktaydı. İşgal güçleri Konya’yı ellerinde tutabilmek için yoğun bir şekilde mücadele etmekteydi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Selamet-i Osmaniye Fırkası, Sulh ve Selamet Fırkası, Teali-i İslam Cemiyeti, Ta’avvunu İslam Cemiyeti ve İngiliz Muharipleri Cemiyeti gibi zararlı oluşumlar; Konya’da Millî Mücadele fikrinin doğmasını, gelişmesinin akla hayale gelmeyen yalan ve iftira yöntemleri ile hem de kutsal dinimizi kullanarak önlemeye çalışıyorlardı. Konya, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin işgale ve işgalcilerin uygulamalarına karşı düzenlediği, kadınlarında boy gösterdiği protesto mitinglerine sahne oluyordu. Tüm bunlara rağmen bölücü isyanlar ara sıra devam etmekteydi. Mustafa Kemal Paşa alınan bütün tedbirlere rağmen Konya’da isyan tehlikesinin devam ettiği kanaatindeydi. Tehlikenin henüz geçmediği Konya Milletvekili Arif Bey’in 17 Mayıs 1920’de Meclis’te yaptığı konuşmadaki “Konya’da halka yapılan fena telkinlerin önlenmesi ve gelecekte de bu tür fenalıklara meydan verilmemesi için, başka taraflara gönderildiği gibi Konya’ya da bir irşat heyetinin gönderilmesi” isteğinden net bir şekilde anlaşılıyordu. Büyük Millet Meclisi 29 Mayıs 1920 tarihinde Konya’ya irşat heyeti gönderme kararı aldı. Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, Konya Mebusu Refik Koraltan ve Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’dan oluşan heyet Konya’ya gönderildi. İrşat heyetinin çalışmaları belli ölçülerle başarılı olmuştu. Bu mitinglerle Konya halkının tepkisi dile getirilmiş, hem de halkın birlik beraberliğinin oluşması sağlanmıştı.

Lojistik Merkezi Konya

Konya idari bakımdan, Niğde, Isparta, Burdur ve Antalya sancaklarını bünyesinde barındıran bir vilayetti. Tarım ve hayvancılığa dayalı üretim kapasitesi ile yerli ve yabancıların yakından ilgilendiği bir yerdi. Çevre illerin yanı sıra İstanbul’un da tahıl ihtiyacının önemli bir kısmı Konya’dan karşılanıyordu. Ürettiği tarım ürünleri ile ülke ekonomisinde önemli bir yere sahipti. Vilayet, 1906’dan beri İstanbul’u Bağdat’a bağlayan demiryollarının kavşak noktası olup İstanbul’a ve İzmir’e demiryolu bağlantısı olan bir konuma sahipti. Demiryolu, Konya’nın önemli şehir ve limanlara ulaşımını kolaylaştırarak, şehri stratejik bir konuma getirmişti. Ayrıca, telgraf hattına sahip nadir vilayetlerdendi. Millî Mücadele yıllarında, batı cephesinin ikmal merkezi olup bu vilayetin iyi yönetilmesi savaşın başarı ile sonuçlanması için çok önemliydi. Nihayetinde Konya, Millî Mücadele’nin önemli merkezlerinden biri haline gelmişti.

Konya Valisi Mustafa Abdülhalik Bey

Mustafa Abdülhalik Bey, Konya’ya tayinin çıkacağını sürpriz bir şekilde 23 Şubat 1922 günü öğrenmişti. Aslında Fethi Bey’in isteği üzerine Konya’ya, Haydar Bey atanacaktı. Ancak, milletvekilleri Konya için Abdülhalik Bey’i uygun görmüştü. Mustafa Abdülhalik Bey’in ordunun iaşesi konusunda ne kadar kabiliyetli olduğunu Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Celal Bey iyi biliyordu. Sonuçta, Fethi Bey’e rağmen Mustafa Kemal Paşa’nın onayı ile 2 Mart 1922 tarihinde Konya’ya Vali olarak atandı. Bir yıldır Konya valiliği yapan Ali Galip Bey’in gizli talebi de bu atamaya tesir etmişti. Ali Galip Bey’de yeni görevine başlamak nasip olmasa da Buhara Büyükelçiliği’ne atanmıştı. Mustafa Abdülhalik Bey, 7 Mart 1922 Salı günü at arabası ile Konya’ya hareket etmişti. Beş gün sonra 11 Mart 1922 günü Konya’ya varan Mustafa Abdülhalik Bey, göreve ilk başladığı andan itibaren, özellikle bölgede bulunan batı cephesine bağlı kolordunun iaşesinin karşılanması için çalışmalara başlamıştı.

Mustafa Abdülhalik Bey, Dâhiliye Müsteşarlığı görevinde iken, Konya vali vekilliğini bir ay süreyle yürütmüş, 29 Nisan günüde asaleten atanmıştı. Türk milletinin kaderinin belirleneceği Büyük Taarruz ’un arifesinde çok önemli bir görevler üstlenen Mustafa Abdülhalik (Renda) Bey’in Konya günlerini ve kendisini İzmir’e sürükleyen olayları, hatırat ve günlüklerinden öğreniyoruz.

Mustafa Abdülhalik Bey, Konya’da göreve başlar başlamaz alım komisyonları ve asker mubayaası gibi işleri inceledi. Konya’da kaldığı sürece Mustafa Kemal Paşa ile sıkça görüşen Abdülhalik Bey, 17 Mart 1922 tarihli günlüğünde şunları yazmıştır: “Sabahleyin on buçuktan evvel Akşehir’e vardım. İncelemeler sonrası İsmet Paşa ile görüşerek meselelerinin büyük kısmını hallettik. İş paraya kaldı. Onu da halledersek çok iyi olacaktır. Öğleden sonra Büyük Paşa ile görüştük. Tayyare Mektebine gittik. Tayyareler uçtu. Gece yemeğinde beraber idik. İaşe vaziyetini teferruatıyla konuştuk. Ordunun ekmek meselesi için telaş edilmemesi gerektiğini söyledim. Arpa meselesi içinse Konya’da arpa ekiminin az olduğunu, bir miktar buğday verebileceğimi söyledim. Büyük Paşa’da para için Ankara’ya yazdı.” Ertesi gün vilayete ait işlerle meşgul olan Abdülhalik Bey, İsmet Paşa’yı uğurlayarak, Mustafa Kemal Paşa ile idare hakkında uzun bir görüşme yaptı. Akşehir’den Ilgın’a, Kadınhanı’na uğrayarak iaşe işlerini yerinde inceleyerek Konya’ya döndü. Göreve başladığından bu yana, Batı Cephesine bağlı kolordunun iaşesinin ikmal edilmesi hususunda yaşanan sıkıntılarla ilgilenmekteydi ki, buraya gönderilmesinin gerekçesi de buydu.

Abdülhalik Bey, 1 Nisan 1922 Cumartesi gününe ait günlüğünde, Mustafa Kemal Paşa’nın Rus Sefiri Aralov ve Azerbaycan Sefiri Abilov ile beraber gerçekleştirdiği Konya ziyaretinden söz etmiştir. Gösterişli bir şekilde karşılanan kafile için, gece fener alayı düzenlendiği ve hep beraber yemek yedildiği aktarılmış; Konya’da dört gün kalan heyetin faaliyetlerinden günlüğüne aktırdığı bazı notlar şu şekildedir: “Hükümet dairesi, belediye, Nalbant Mektebi, hastaneler, imalathaneler, mektepler, medreseler, eski eserleri ziyaret, Hilal-i Ahmer -Kızılay- Hanımlar Heyeti ve Darülmuallim, ziyaret edilirken ayrıca Mevlana’da ayine katılındı. 4 Nisan Salı günü heyeti uğurladık, Mustafa Kemal Paşa ise Konya’da kaldı.” Mustafa Abdülhalik Bey’in günlüğünde ziyaret edildiği söylenilen medresede yaşanan bir olay, kafilede yer alan Rusya Şuralar Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Semyon İvanoviç Aralov’un hatıralarında şöyle yer almıştır: “Hemen hepsi de gencecik mollalar medresenin avlusunda dizilmişlerdi. Bunların yanında geniş cübbeli, beyaz sarıklı hocalar da vardı. Hepsi de yerlere kadar eğilerek Mustafa Kemal Paşa’yı selamlıyorlardı. Bunların başı, Mustafa Kemal Paşa’dan medreselerin sayısının arttırılmasını ve medrese öğrencilerinin askere alınmamasını rica etti. Hoca konuşurken Mustafa Kemal’in kendisini tuttuğu belli oluyordu. Ama medrese öğrencilerinin askere alınmamaları söz konusu olunca artık kendisini tutamadı ve yüksek sesle ‘ne o dedi, yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşüp, yurt için canlarını feda ederken, siz burada, genç, sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz. Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim.’ Hocalar Mustafa Kemal’in bu çıkışı karşısında kıpkırmızı kesilmişlerdi.”

Mustafa Kemal Paşa'nın İsmet Paşa, Rus Sefiri Aralov ve Azerbaycan Sefiri Abilov

ile beraber gerçekleştirdiği Konya ziyareti. 

Abdülhalik Bey Konya’da olanı biteni günü, gününe yazmıştı…

6 Nisan 1922 Perşembe: Ankara’dan yüz bin lira geldi. Birazı alacaklılara dağıtıldı.

Aynı gün Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya bir telgraf göndererek, uzun süre batı cephesinde kalmak üzere, 6 Mart 1922 akşamı yaverleri ve maiyeti ile beraber Ankara’dan hareket edeceğini, kendisine yakın bir yerde misafir olarak kalacağını söylemiştir. Bu ziyaretinde cepheyi de gezmek istediğini belirten Mustafa Kemal Paşa planlamış olduğu gezi programını da anlatmıştır. Programına uygun olarak seyahatine başlayana Mustafa Kemal Paşa, 13 Mart günü rahatsızlanmış ve Akşehir’e gitmeye karar vermiştir. Kendisi Akşehir’de bulunduğu sırada Konya Valisi Mustafa Abdülhalik Bey de 17 Mart Cuma günü ziyaretine gitmiştir. Öğlenden sonra gerçekleşen bu ziyarette yalnız görüşen ikili, daha sonra Tayyare Bölüğü’nün bulunduğu Maarif köyüne gitmişlerdir. Tayyare Bölüğü’nü teftişleri sırasında Mustafa Kemal Paşa, iki uçağın uçurulmasını istemiş, havanın soğuk ve rüzgârlı olması nedeniyle uçakların çalışması oldukça zor olmuştur. Teftişlerini bitirdikten sonra karanlığa kalmadan karargâha dönmüşlerdir. Mustafa Kemal Paşa, bir süre yalnız istirahat etmiş, saat sekizden sonra Mustafa Abdülhalik Bey, tekrar yanına gelmiştir. Bu sırada karargâha bir hafız çağırılmış ve Kur’an-ı Kerim okunmuştur. Daha sonra kendilerine İsmet Paşa da katılmış ve hep beraber yemek yemişlerdir. Mustafa Kemal Paşa’da, o gece yatmadan önce not defterine şunları yazmıştır: “Evin tertibatı ile iştigal ettim saat 3’e kadar. Yemek. Bu esnada İsmet Paşa, Konya Valisi ile geldi. Beklediler saat 4’e kadar konuştuk. Sonra tayyare bölüğünü teftiş Fazıl Bey ve diğer bir pilot uçtu. Fransızlardan alınan 14 tayyare Adana’ya gelmişti. Havası rüzgârlı ve soğuk, iki tayyare uçurmak istedik. Motorları işletmek güç oldu. Biri uçabildi. Karargâha dönüş. Saat 8’e kadar yalnız kaldım. Mustafa Abdülhalik Bey geldi. Hafız’a, Kur’an okuttuk. İsmet Paşa’da geldi. Yemekten sonra gittiler. Ben de yattım, saat 11’de Çok fırtına vardı. Bugün çok limonata bağırsaklarımı ağrıttı rahatsızım.” Ertesi gün Mustafa Abdülhalik Bey, Konya’ya döneceği için Mustafa Kemal Paşa’ya bir veda ziyareti yapmıştı. Mustafa Kemal Paşa, saat 9’a kadar Vali Bey’le idari konular üzerine görüş alışverişinde bulunmuşlardı.

7 Nisan 1922 Cuma: Sabahleyin İsmet ve Fahri Paşa, Asım Bey ile birçok ileri gelen geldi. At yarışı olmuştu. Akşam yine para derdi ve münakaşalar. Cephedekilerin, memur ve özellikle asayiş memurlarının ailelerinin yaşamaları için aylıkların ödenmesini dile getiren Abdülhalik Bey’in dilekleri yerine getirilmiş herkesin üç ay öncesi tüm aylıkları ödenmişti.

Mustafa Abdülhalik Bey Konya’ya geldiğinden bu yana düzgün gitmeye işleri rayına koymaya başlamıştı. Ekmek meselesi de bunlardan biriydi. Hatıralarında bu konu da şöyle yer almıştır:

31 Mayıs 1922 Çarşamba günü, “İsmet Paşa oto drezin ile geldi. Fahrettin Paşa ekmek numunesi getirmişti. Ekmek çok fena, içi yemyeşildi. Menzil Müfettişi Kazım Dirik’te bulunuyordu. Fahri Paşa menzilden şikâyet etti. Kazım Bey kara değirmenlerin paçallarından olabilir dedi. Ben ve Rüştü Paşa verdiğimiz buğdaylarla böyle ekmek olmaz diyerek izah ettik. Nihayet İsmet Paşa ‘Beni bu durumdan kurtar’ dedi. Buğday yerine un verebileceğimi söyledim. Ekmek numunesi yaptırdım, beğendiler. Artık buğday yerine un gönderecektim. İki gün sonra İsmet Paşa Kazım Bey’e ‘Bu un meselesi nasıl olacak?’ diye sordu. Menzil Müfettişi Kazım Bey ‘Bir haftaya kalmaz cephe aç kalacak’ diye cevap verdi. Paşa bana döndü ‘Ne dersin?’ dedi. ‘Şimdiye kadar aldığınızdan daha iyi ve daha fazla alacağınızdan emin olun’ dedim. Trenle uğurladım. Söylediklerimi gerçekleştirebilmek için artık değirmenci olmuştum. Değirmen eleklerini değiştirdim. Konyalılar biraz söylendi ama nihayet işe koyuldular. Un sevkiyatı 10 Haziran’da başladı. Bu başarı Konya menzil müfettişliğinin sonunu getirdi ve Kazım Bey’e izin verildi.”

Mustafa Abdülhalik Bey, bu olay sayesinde Konya menzilinin iç yüzünü ve niçin Konya’ya gönderildiğini geçte olsa anlamış ve hatıralarında bu konuya da yer vermiştir: Konya mebusları menzilin geniş teşkilatından çok şikâyette bulunuyorlardı. Eski Konya valisi Galip Paşa’da gitmeden evvel Vekâlet’e bir telgraf vermiş, iaşenin iyi gitmediğini, cephenin erzaksız kalması ihtimalini söyledikten sonra bu işlerin düzelmek ihtimali olmadığını bildirmişti. Şahsen tanımadığı halde mıntıkada çalıştığını bildiği, gıyaben tanıdığı ve bu işlerle çok uğraşmış olan Vekâlet Müsteşarı Abdülhalik Bey'in Konya’ya gönderilmesinin çok uygun olacağını bildirmişti. Meclis’te Konya vilayeti konusu konuşulurken Galip Paşa’nın telgrafı okunmuştur. Fevzi Paşa’da “Ben Abdülhalik Bey’le çalışmadım. Fakat askeri iaşe meselelerinde çok başarılı olduğunu işittim. Eğer onu Konya’ya gönderirseniz uygun olur” demiş. Mustafa Kemal Paşa’da uygun görünce Mustafa Abdülhalik Bey Konya valisi olmuştu. Konya’da işler düzene girmişti. Menzil teşkilatı küçültülmüş, fazla subay ve hayvanlar cepheye alınmış, Cephenin araba ve hayvan ihtiyacı tamamlandı. Valilik cephenin etini, ununu, yemlik ve yemekliğini eksik etmiyordu.

16 Haziran 1922 Cuma günü, Batı cephesi komutanı İsmet Paşa ile oldukça sık görüşen Abdülhalik Bey büyük bir türlü çözülememiş yağ meselesini şöyle anlatmıştır: “Millî Müdafaa vekili Kazım Özalp (1882-1968) Paşa’nın telgrafını ve Behiç Erkin’in (1876-1961) davetini aldım. Konya’dan hareketle saat on birde Azari’ye vardım. Ayrantepe’ye kadar dekovil ile gittik. Geceleyin orada kaldık, üşüdük. İsmet Paşa ile şiddetli bir münakaşamız oldu. Paşa yüksek sesle söyleyince üzerime alındım ‘Ne bağırıyorsunuz? Vilayet taahhütlerini günü gününe yapmıyor mu?’ dedim. ‘Vilayetten şikâyetim yok’ dedi. İsmet Paşa un meselesinden memnun olduğunu yağı da benden istediğini söyledi. Cephe köylerden ucuz tereyağı alıyor, o yağın içinde yabancı maddeler bulunduğundan fiyatın ucuz olduğunu söyledim. Benim vereceğim yağın erimiş, kaynatılmış, sızdırılmış ve içinde hiçbir şekilde yabancı madde olmayacağını söyledim. Kabul buyurdular. Ancak Konya’da böyle yağ yapan olmadığından, Ereğli’den birini bulduk. Fiyatı iki mislini aşmasına rağmen aldık. İşe başlayınca yağ tenekelere konulduktan sonra bir askeri doktorun muayene etmesinin ve tenekenin üzerinde muayene tarihi ile doktorun ve müteahhidin isimlerinin sabit boya ile yazılmasının lüzumunu ilave ettim. Tüm bu uygulamalara fazla kayıtlara neden gerek duyulduğu sorulunca Bitlis’te başıma gelenler ve oradaki uygulamalarımı anlattım. Kabul ettiler. Nitekim sonuç iyi olmuştu. Verilen yağın lezzetinden ve kalorinin tamlığından dolayı ekmekten aldığım dualar kadar askerden dua aldım. Benim de en büyük hazzım, askerin kursağına benim elimle giden malın iyi olmasını temin etmekti.”

Renda yazı dizimizin önceki bölümlerini takip eden okurlarımız iyi bilir ki, bulunduğu her vilayette sürekli halkla iç içe olan ve sürekli sahada olan Abdülhalik Bey, burada da bölgeye damgasını vurmuştu. Konya’nın en ücra noktalara, ekinin durumunu ve alım noktalarını incelemek için giden Mustafa Abdülhalik Bey’i görenler ilk kez bir Vali gördüklerinden şaşırıyorlardı.

Büyük Taarruza Doğru

Sakarya Meydan Muharebesinde taarruz gücünü yitiren Yunan ordusu Eskişehir, Afyon bölgesine çekilmişti. Bu ordu Gemlik körfezi-Eskişehir doğusu-Seyitgazi-Güzelim dağı-Afyon kuzey ve güneyi üzerinden Büyük Menderes boyunca Ege denizine kadarki hatta yerleşmişti. Yunanlılar, Sakarya’dan çekildikten sonra tuttukları mevzilere kuvvetli tahkimat ve tel engelleri yapmışlardı.

Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa 1 Ağustos 1922 tarihinde Akşehir’e geldiler. Artık Büyük Taarruz gününün yaklaşmasından dolayı komutanlarla bir toplantı yapılacaktır. Akşam, Akşehir Batı Cephesi karargâh binasında, Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa, Konya Valisi Mustafa Abdülhalik Bey, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Başkumandan Mustafa Kemal Paşa toplanmışlardı. Bu toplantıda, kesinleşmiş olan Büyük Taarruz planı üzerinde ikmal işlerini konuşmuşlardı. Mustafa Abdülhalik Bey, günlüğünde de bu toplantı ile ilgili şu ifadeleri kullanmıştır: “Sabahleyin erkenden kalktım. Yedi treni ile Akşehir’e hareket ettim. Öğlenden itibaren üç buçuk saat sonra Akşehir’e gidildi. Kazım Paşa ile beraber idik. Gazi Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa istasyonda idiler. Otomobillerle karargâha gidildi ve işe başlandı. Ertesi gün, sabah ona çeyrek kala Akşehir’den özel trenle hareket, üçe çeyrek kala Konya’ya varış. Bu gece konakladılar ve 4 Ağustos bayram sabahı Ankara’ya hareket ettiler.”

Mustafa Kemal Paşa 17 Ağustos 1922 Perşembe günü bu sefer otomobille gelmişlerdi. Artık zafere sayılı saatler kalmıştı. Mustafa Abdülhalik Bey gelen telgraf üzerine, 24 Ağustos 1922 Perşembe günü Akşehir’e gitti. Burada saat 11’de paşalar ile görüşmeler yapıldı. Öğleden iki saat sonra herkes dağılmıştı.

Akşehir'de Büyük Taarruz için kesin kararın verildiği toplantı sonrası, Mustafa Kemal Paşa

ve komutanlar karargah binasından çıkarken. (28 Temmuz 1922)   

Vakit gelmişti…

O geceyi Mustafa Abdülhalik Bey günlüğünde şöyle anlatmaktadır: “Akşamüzeri kamerin (ayın) tam ortasına doğru gelecek surette, biraz uzağında parlak bir yıldız vardı. Çok garip bir suret. Allah bizim için fa’l-i hâl (uğurlu) eder.”

Sakarya Zaferi’nin üzerinden bir yıl geçmişti. Düşman hazır ve tekrar ne zaman saldıracağı belli değildi. Türklerin ise her yönden üstün olan Yunan kuvvetlerine karşı, Sakarya Meydan Muharebesindeki gibi farklı bir taktikle savaşması lazımdı. Düşmanın gözünde Mustafa Kemal, Başkomutanlığa getirilmiş ancak çaresiz bir komutan konumundaydı. Oysaki Paşa, savaşı çoktan planlamış ve taarruz tarihine karar vermişti. O planlarını açıklayarak açık etmeden sahte bir çay partisi düzenledi. Bunu tüm basına duyurdu. Hiçbir savaş hazırlığı yapmayan bir başkomutan izlenimi vererek tüm dikkatleri başka yöne çekti. Herkes çay partisinde Mustafa Kemal’le görüşmeyi beklerken, Paşa gece vakti tüm telgraf iletişim hatlarını kestirerek, savaş karargâhına doğru yola çıktı. Bir yandan da kasıtlı olarak kendisine karşı isyan hareketleri başlamış gibi haberleri el altından yaymaya başladı. Düşmanlar şaşkınlık içindeydi, İstanbul hükümeti ise olan bitene bir anlam vermiyordu. Sakarya Savaşından bir yıl sonra, Türklerinde 851 yıl önce Anadolu’ya girdiği, 26 Ağustos’ta büyük taarruz planını uygulamaya soktu. 26 Ağustos gecesi 5. Süvari Kolordusu Ahır Dağları üzerinden, düşmanın gece savunmadığı Ballıkaya mevkiinden sızma yaparak, düşman hatlarının gerisine doğru yapılan intikal bütün gece sabaha kadar sürdü. Düşmanın yapabileceği tüm hamleleri hesap eden Mustafa Kemal Paşa orduların başına geçerek taarruz emrini verdi. Düşman şaşkındı. 27 Ağustos’ta Afyon ele geçirildi. 28 ve 29 Ağustos’ta üst üste zaferler yaşandı. 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Paşa, bizzat cepheye indi ve 30 Ağustos Başkomutan Meydan Muharebesi yaşandı. Düşmanın en kuvvetli tümenleri yok edilerek, Kütahya ele geçirildi.

Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri!

O akşam Mustafa Kemal Paşa son hedef olan İzmir’e doğru hareket için ordulara meşhur emrini verdi: “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri!” Düşman arkasına bakmadan yakarak yıkarak kaçıyor, Türk ordusu ise kovalıyordu. 1 Eylül’de Uşak, 2 Eylül’de Eskişehir, 6 Eylül’de Balıkesir ve Bilecik, 7 Eylül’de Aydın ve 8 Eylül’de Manisa geri alındı. 9 Eylül’de ise İzmir’e girildi. Üç yıl boyunca İngilizlerin desteği ile Türk topraklarını işgal ederek Polatlı ve Haymana’ya kadar gelen Yunan ordusu 14 gün içinde ülkeden temizlenmişti.

Mustafa Abdülhalik Bey’in, taarruz gecesi ay ile yıldızın birleşerek Türk bayrağını oluşturduğu gördüğü gecenin sabahından itibaren zafer haberleri peş peşe gelmeye başlamıştı.

Mustafa Abdülhalik Bey 5 Eylül 1922 Salı günü gerçekleşen olayı hatıratında şöyle anlatmaktadır: “Bir general, dört albay, üç binbaşı, dört miralay ve otuz asker esir geldi. Şehrin birçok noktasından geçirmek suretiyle karargâha götürdüm. Orada duran bir askerimiz halktan birisinin esirle hakaret ettiğini görünce Ayıptır. Silahını teslim etti. Onlara esir ve misafir muamelesi yapmak şanımızdır. Şimdi o düşman değildir” diyerek Türk ruhunun yüksekliğine parlak bir örnek vermişti.

Mustafa Kemal Paşa, 7 Ağustos 1922 Perşembe günü telgrafla Mustafa Abdülhalik Bey’i acilen yanına çağırmıştı. Abdülhalik Bey’in ilk aklına gelen, ilerleyen ordunun iaşe işlerinin halledilmesi idi. Yerine uygun bir vekil bırakarak, Konya’dan trenle Ilgın’a hareket etti. Hatıralarında İzmir yolculuğu şöyle yer almıştır: Otomobil ile Ishaklı, Afyon, Uşak, İnay köyü, Alaşehir üzerinden üç günde Salihli’ye varıldı. Geceyi orada geçirdi. Salihli muharebesinde yaralanan süvari askerlerden birisinin yarası ağırdı. Askere bir isteği olup olmadığını sordu. Asker, ölürse cesedinin İzmir’e götürülmesini rica etti. “Hiç olmazsa cesedim o mübarek yerde yatsın” dedi. Bu ifade İzmir için beslenen aşkın ne kadar derin olduğunu gösteriyordu. Abdülhalik Bey, askerin vaadini Başkomutana iletti ve sözünü İzmir’de yerine getirdi. Yolda ayakları şiş, yayan yürüyen askerlere rastladı. Biraz dinlenmelerini söylemesine rağmen “Bu hâl bizi İzmir’e varmaktan men edemez. Siz düşünmeyin, biz her şartta İzmir’e varacağız” cevabını almıştı.

11 Eylül 1922 Pazartesi günü saat 2’de İzmir’e varmış ve doğru hükümet konağına varmıştı. Orada Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştı. Paşa “İzmir valisi olduğunu ve hemen işe başlamasını, Birinci Kolordu komutanı İzzettin Çalışlar Paşa’dan görevi devralmasını söyledi.” Şaşıran Abdülhalik Bey "Maiyetimde kimse yok, ben yalnızım” dedi. Paşa ise “Evet sen işe başla, arkadaşların yavaş yavaş gelir” dedi. Abdülhalik Bey iaşe için çağrıldığını düşünürken İzmir valisi olmuştu. Abdülhalik Bey günlüğünde o anı şu duygularla aktarmıştı: “İaşeyi düşünürken daha ağır bir işe girdim, üstelik yapayalnız çalışacaktım. Allah’ım beni utandırma.”

502 yıl önce Timur’un Türk toprağı yaptığı İzmir, Mustafa Kemal Paşa tarafından yeniden Türk toprağı yapılmıştı. Konya valisi olan Abdülhalik Bey, 11 Mart 1922’de geldiği Konya’dan 7 Eylül 1922’de ayrılarak İzmir’in yolu tutmuş; iaşe için geldiğini zannettiği İzmir artık yeni görev yeri olmuştu.

Yazı dizisini takip eden okurlarımız iyi bilir ki; Abdülhalik Bey, daha önceki görevlerinde de her zaman sorunlu bölgelere gönderilmiş, gittiği yerlerdeki çalışmaları ile takdir toplamış bir idareciydi. İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşu aynı zamanda Milli Mücadele’nin askeri aşamasının da sonu anlamına gelmekteydi. Uzun yıllar işgal altında kalan İzmir, düşmanın Yunanistan’a kaçması esnasında büyük yaralar almıştı. Şehrin zor ve kritik şartları göz önüne alındığında, Mustafa Abdülhalik Bey gibi sivil bir devlet adamı, tecrübeli bir valinin İzmir’e atanması hiçte tesadüf değildi.

Tarihten silinmeye, yok edilmeye çalışılan Türk milleti Sakarya Savaşı ile yeniden şaha kalkmıştı. Yunanlılar Sakarya’da uğradıkları yenilgiden sonra yaklaşık bir yıl boyunca ‘bu coğrafyayı nasıl elde tutarım’ sorusuna cevap aramışlar, lakin İngilizler dâhil buldukları cevapların hiçbirisi çare olmamıştı. 26 Ağustos 1922’de başlayan Türk taarruzu karşısında da hezimete uğramışlardı. Büyük Taarruz ’un ardından kazanılan 30 Ağustos zaferi, bozguna uğrayan Yunan ordusunun yakarak, yıkarak ve katlederek İzmir’e doğru çekilmesine yol açmıştı. İşgal ettikleri toprakları ilelebet kaybetmiş olma duygusuyla hareket eden Yunan ordusunun, çekilirken sergilediği vahşet ne yazık ki insanlık tarihinde benzeri az görülen facialara yol açmıştı. Türk Ordusu, işgalci Yunan güçlerini yenilgiye uğratıp, 9 Eylül 1922'de İzmir'i işgalden kurtarınca, şehir siyasi kurtuluşun da simgesi haline gelmişti. Ancak, İzmir evlerin ve dükkânların yok olduğu büyük bir yangına sahne olmuştu. Bölgedeki bağ, bahçe ve tarlalar sökülmüş, ortalık harabeye dönmüştü. Diğer taraftan 9 Eylül 1922’de İzmir'in, 10 Eylül’de Bursa’nın kurtuluşundan sonra, Damat Ferit Paşa 21 Eylül 1922'de ülkeden kaçmıştı.

Mustafa Kemal Paşa, 30 Eylül 2022 Cuma gecesine kadar İzmir’de kalmıştı. Mustafa Abdülhalik Bey, o gece vekillerle beraber Paşa’yı Ankara’ya uğurladı.

Mustafa Abdülhalik Bey’e Halife Genel Sekreterliği Teklifi

11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi gereği, Trakya topraklarının teslimi yapılmış, 1 Kasım 1922’de de saltanat kaldırılmıştı. Abdülmecid Efendi (1868-1944), saltanat kaldırılarak Sultan ve Halife Vahdettin azledildikten sonra, 18 Kasım 1922’de Büyük Millet Meclisi tarafından 148 oyla halife seçilmişti. Cuma namazında Abdülmecid Efendi namına ilk hutbe okunmuş, yüz bir pare top atışı yapılmıştı. Abdülhalik Bey'ee, 20 Ocak 1923 tarihinde gelen bir telgrafla Halife kâtipliği teklif edilmişti: “On bin kuruş maaş bağlanan Halife genel sekreterliğine vazifenin olağanüstü öneminden ötürü sizin atanmanızın uygun olacağını düşünüyorum. Olumlu yanıtınızı bekleriz” yazan telgrafa, Mustafa Abdülhalik şöyle cevap vermişti: “Hakkımda beslediğiniz iyi fikirlerin ve bana duyduğunuz güvenin yeni bir ifadesi olan emirleriniz için teşekkürlerimi sunarım. Ancak saray yaşamına ve en çok da saray protokollerine tamamen yabancı olduğumdan affımı özellikle rica ederim.”

Mustafa Kemal Paşa'nın Tekrar İzmir’e Gelişi

26 Ocak 1923 Cuma günü Mustafa Kemal Paşa İzmir’e tekrar gelmişti. Karşıyaka’ya gidildi. Paşa’nın Yaveri Salih Bozok'un notlarına göre Mustafa Kemal Paşa, 14 Ocak 1923 günü vefat eden annesine kabri başında şu sözlerle veda etmişti: "Annem çok çekti. Erkânı harp yüzbaşısı olarak çıkmıştım. Kötü idarenin adamları, beni önce zindana sonra sürgüne gönderdiler. Sürgüne giderken annem gözyaşları içinde Sirkeci Rıhtımında kalakaldı. Mütareke yıllarında padişahın verdiği idam fermanının yerine getirildiğini sanan annem felç oldu. Oturduğu evler ikide bir basıldı, arandı. Onu İstanbul'dan kurtarıp yanıma aldığımda ise o artık yalnız hisleriyle yaşıyordu. Annemi kaybettiğim için üzgünüm. Tek tesellim anavatanı yoksulluğa, yokluğa sürükleyen idarenin artık bir daha geri gelmemek üzere yokluğun mezarına gömülmüş olduğunu görerek ölmüş olmasıdır." Mezarlık ziyaretinden sonrasını Abdülhalik Bey günlüğünde şöyle yazmıştır “Mezarlıktan Basmane’ye geçtik. Halkın tezahüratı fevkalade idi, güçlükle hükümete gelebildik.”        29 Ekim’de Latife Hanım ile Gazi Paşa nikâhlanmıştı. Bu törende Mustafa Kemal Paşa’nın isteği üzerine Latife Hanım’ın nikâh şahitliğini Mustafa Abdülhalik Bey yapmıştı.

Mustafa Abdülhalik Bey’in İzmir Valiliği sırasında yeni devletin ekonomi politikasının tespit edilmesi amacı ile İzmir’de bir kongre toplanmasına karar verilmişti. İktisat Kongresi'nin İzmir'de toplanması bir rastlantı değildir. İşgalin tüm ağırlığını hissetmiş, savaşın yıkımını yaşamış, ekonomik anlamda çökmüş olan İzmir, İktisat Kongresi ile bağımsız ekonominin, yabancı sermayeli ekonomik yapıdan ulusal ekonomik yapıya geçişin de simgesi olacaktır. “Türkiye İktisat Kongresi” adı ile 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanan bu kongre milli iktisat ilkelerinin belirlendiği, devletçilik ilkesinin kabul edildiği ve sanayi planlarının yapıldığı, ekonomi tarihimiz adına oldukça önemli bir kongreydi.

Sonuç

24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması imzalandı. İtilaf kuvvetleri İstanbul'dan ayrılmaya başladı, son düşman birliği ise 4 Ekim 1923 günü Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti.

Öldü bitti zannedilen Türk Milletinin, Milli Mücadele denilen diriliş destanı olmasaydı, Yunan ordusu Anadolu’dan atılamaz, bugün başları bir türlü beladan kurtulamayan sınırları cetvelle çizilmiş, büyük güçlerin güdümünde olan herhangi bir Orta Doğu ülkesi haline gelebilirdik. Bu sebeple 100. yılını idrak edeceğimiz günleri bize yaşatan başta Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları, Mustafa Abdülhalik Bey gibi cephe gerisini daima hazır tutan sivil dava arkadaşları olmak üzere yüce Türk milletine minnet ve şükranlarımızı sunarım, ruhları şad mekânları cennet olsun!

Mustafa Abdülhalik Bey, İzmir Valiliği görevini 30 Temmuz 1923 tarihine kadar yürütmüştü. Bu tarihten itibaren Çankırı Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmişti. Böylece uzun yıllar, karşılaştığı zorluklara rağmen yılmadan devam ettiği ve pek çok kez başarılarından dolayı ödüllendirildiği yöneticilik hayatı sona ermişti. Mustafa Abdülhalik Bey, sonraki dönemlerde çalışma hayatına Milletvekili, Bakan, TBMM Başkanı olarak devam etmiştir…

Kaynakça

  1. Aytaç Demirci-Sabri Sayarı, Mustafa Abdülhalik Renda Hatırat, YKY 2. Baskı Mart 2019,
  2. Aytaç Demirci-Sabri Sayarı, Mustafa Abdülhalik Renda Günlükler 1920-1950, YKY 1. Baskı Ekim 2019,
  3. Gönül Türkan Demir, Mustafa Abdülhalik Renda, (1881-1957), AAM, 2015,
  4. Türk İstiklal Harbi VII. Cilt, T.C. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı, Resmi Yayınları Seri No: 1, 1975.
  5. Semyon İvanoviç Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2019.
YORUM EKLE

banner304